Nisa 90’a göre, mürtedin katli için savaş açması mı gereklidir?

Soru Detayı

​Sizlerden ricamız, on binlerce kişiye ulaşan sayfalarda yazılar yazdığımızdan aklımıza takılan sorumuza, detaylıca cevap vermeniz, çünkü cevabını sayfanızda bulamadık. Nisa 88. ve 89. Ayetlerde aslen münafık ancak zahirde mürted olmuş kişilerin öldürülmesi söyleniyor ve Nisa 89 mürtedin katline delil alınıyor. Ancak, Nisa 90’da da barış içerisinde olduğumuz kavme sığınırlarsa ya da bize zararı dokunmazlarsa bu kişilere dokunulmaması gerektiği söyleniyor. Bu sebeple, bu ayetlere dayanarak mürtedin ancak “Müslümanlara savaş açarsa öldürülebileceği” anlamı çıkıyor, iddiasını açıklayabilir misiniz? Çünkü, mürtedin dinden çıkmasının katli için yeterli olduğunu biliyoruz.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Önce ilgili ayetlerde söz konusu edilen kimselerin durumunu iyi tespit etmek gerekir. Ayetlerin mealleri şöyledir:

“Size ne oldu da münafıklar hakkında iki gruba ayrıldınız? Halbuki Allah onları,  kendi ettikleri yüzünden baş aşağı etmiştir. Allah'ın saptırdığını doğru yola getirmek mi istiyorsunuz? Allah'ın saptırdığı kimse için asla (doğruya) yol bulamazsın!

 Sizin de kendileri gibi inkâr etmenizi istediler ki onlarla eşit olasınız. O halde Allah yolunda göç edinceye kadar onlardan hiçbirini dost edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse onları yakalayın, bulduğunuz yerde öldürün ve hiçbirini dost ve yardımcı edinmeyin.

Ancak kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir toplumla ilişki içinde olanlar yahut sizinle de kendi kavimleri ile de savaşmayı içlerine sindiremeyip size sığınanlar müstesna. Allah dileseydi onları başınıza belâ ederdi de sizinle mutlaka savaşırlardı. Artık onlar sizi bırakıp bir tarafa çekilirler de sizinle savaşmazlar ve size barış teklif ederlerse Allah size, onların aleyhine bir yola girme hakkı vermemiştir ” (Nisa, 4/88-90)

- Konunun ilk ayetinde söz konusu edilenler münafıklar olduğu açıkça ifade edilmiştir. Bu münafıkların kimler olduğu hususunda beş farklı görüş vardır:

1. Uhud savaşına giderken yolda İslam ordusundan ayrılan münafıklar.

2. Medine’ye geldiklerinde Müslüman gibi davranan, ancak Mekke’ye döndüklerinde müşrik olarak yaşayan bir grup ikiyüzlü  insanlar.

3. Mekke’de Müslüman olduklarını söyledikleri halde, Müslümanlara karşı müşriklere yardım eden bazı münafıklar.

4. Medine halkından münafık oldukları için oradan başka yere göç etmek isteyen bazı kimseler.

5. İFK hadisesinde aktif rol oynayan münafıklar.. (bk. Maverdi, ilgili ayetlerin tefsiri)

- İbn Kayyım de bu konuda çoğu benzer 7 yoruma yer vermiştir. (bk. Zadu’l-Maad, ilgili yer).

- Razi de bir iki tanesi hariç diğer maddelerdeki aynı bilgiyi vermiş ve konuyu 6 maddede özetlemiştir. Hasan Basri’den naklettiğine göre, söz konusu kimseler küfürlerini açığa vurdukları halde, ayette onların münafıklık vasfının öne çıkarılması, o güne kadar içinde bulundukları nifaktan dolayıdır.

Ona göre O halde Allah yolunda göç edinceye kadar onlardan hiçbirini dost edinmeyin” mealindeki 89. ayetin bu ifadesi, bunların Mekke halkından olduklarını gösteriyor. Münafıklık dönemlerinde zahiren Müslüman göründükleri için onlara karışılmıyordu. Dinden çıktıklarını, mürted olarak küfürlerini açığa vurdukları zaman artık kâfir muamelesini göreceklerdi. 88. ayette yer alan “Allah onları, kendi ettikleri yüzünden baş aşağı etmiştir.” mealindeki ifadenin manası budur. Yani; Allah artık onlara Müslüman muamelesi değil, kâfir muamelesi yapacak. Çünkü onlar küfürlerini açığa vurdular. Başka kâfirler için geçerli olan İslami hükümler artık bunlar için de geçerlidir.” (bk. Razi, ilgili yer)

- Bununla beraber, 2, 4. maddelere benzer bilgiye yer veren Beğavi’nin anlattığına göre, Mücahid, “bu ayetin, Müslüman olduklarını söyleyip geldikleri Medine’den mürted olarak Mekke’ye dönen bazı kimseler hakkında indiğini” bildirmiştir. (Beğavi ilgili yer)

- Kurtubi ise, farklı üç yoruma yer vermiştir:

a) Uhud savaşı günü yolda geri dönen münafıklar hakkındadır.

b) Müslüman oldukları halde Mekke’de kalıp hicret etmeyenler hakkındadır.

c) Müslüman olduklarını söyleyip Medine’ye gelen, sonra havasıyla imtizaç etmeyip hasta olan ve bu yüzden ticaret bahanesiyle Mekke’ye geri dönen bazı kimseler hakkındadır.

Kurtubi’ye göre, b-c şıkkındaki bilgiler ayetin  içinde yer alan O halde Allah yolunda göç edinceye kadar onlardan hiçbirini dost edinmeyin” mealindeki ifadeye uygundur. Ancak  en sahih olanı Uhud savaşına giderken yolda İslam ordusundan ayrılan Abdullah b. Übey b. Selul ve taraftarları olan münafıklarla ilgili olandır. Çünkü, Buhari (hadis no:1884), Müslim (hadis no:1384), Tirmizi gibi hadis kaynaklarında da bu bilgiye yer verilmiştir. (bk. Kurtubi, ilgili yer)

Bu açıklamalardan anlaşıldığı üzere, tefsir kaynaklarında “mürted” lafzı kullanılmakla beraber, ayette kendilerine öngörülen cezanın mürtedlik suçuna dair olduğu belirtilmemiştir. En çok vurgu yapılan, münafıkların daha sonra küfürlerini açığa vurmalarından dolayı bu ceza öngörülmesidir. Küfrünü açığa vuran bir münafık da, diğer kafirlerin gördüğü muameleye tabi olur. Küfrünü içinde gizleyen münafıklar, küfrünü ifşa etmediği sürece, herhangi bir cezai muameleye tabi olmayacaktır.

Öyle görünüyor  ki, tefsir kaynaklarında, ayetlerde bahsi geçen münafıklar için, az da olsa “mürted” tabirinin kullanılması, küfrü izhar manasınadır. Yoksa zaten münafık, baştan beri kafir olup, dine hiç girmediğinden dolayı dinden çıkması da söz konusu değildir.

- Mürteddin öldürüleceğine dair hükmün önemli bir kaynağı şu hadis-i şeriftir:

“Müslüman bir kimsenin kanının dökülmesi ancak şu üç şeyle helal olur: Evli olup zina eden, haksız yere bir kimseyi öldüren ve  dinini terk edip cemaatten(İslam camiasından) ayrılan kimse.” (Müslim, Kasame, 25, 26 ; Tirmizi, Hudud,15; Ebu Davud, Hudud,1; Nesaî, Kasame,5, 14)

- İslam alimleri bu hadis ile Buhari dışında bütün kütübü sittede yer alan “Dinini değiştiren kimseyi öldürün.” (Neylu’l-Evtar, 7/190) manasındaki hadise dayanarak mürteddin öldürüleceği konusunda ittifak halindedir. (bk. V. Zuhaylî, el-Fıkhu’-İslamî, 6/186).

- Önemli, bir noktada şudur ki: Mürtedin cezasını -fertler değil- ancak devlet başkanı veya naibi (bu gün için söylemek gerekirse, resmi devlet mahkemeleri) tespit edip infaz ederler.

- Mürtedin öldürülmesiyle ilgili bu kısa bilgiyi verdikten sonra, bunun hikmetini şöyle açıklayabiliriz:

a) Mürtet dinini ve mensubu olduğu İslam ümmetinden çıktığı için masumiyetini yitirmiş ve hain statüsüne girmiştir. Hainin cezası ise ölümdür.

b) Dinini terk eden, dinine karşı hainlik yapmış olur. Dinine karşı hainlik yapan, İslam dininin yürürlükte olduğu vatanına karşı da hainlik yapmış olur. Bu sebeple, mürtedin işlediği suç  bir nevi “hıyanet-i vataniye”dir. Bunun cezası ise ölümdür.

c) Mürted olan kimse, asli kâfirlerle kıyaslanamaz. Çünkü, İslam dini gibi, hem akla, hem kalbe, hem ulvi duygulara hitap eden bir dinden dönen kimsenin artık insanlık erdemine dair bir meziyeti kalmamış olur. Bu açıdan bakıldığında, mürtet olan kimse İslam’dan çıkmakla İnsanlıktan da çıkmış olur. İnsanlık yönünü kaybeden bir kimse kelimenin tam anlamıyla anarşist olur. Başka hiç bir dine veya doktrine samimi olarak bağlı kalması düşünülemez. Aklı olduğu için masum bir hayvan değil, yırtıcı bir canavar olduğundan hayat hakkını kaybeder.

d) Bediüzzaman hazretlerinin ifadesiyle; “İslâmiyet, sair dinlere kıyas edilmez. Bir müslüman İslâmiyetten çıksa ve dinini terketse, daha hiçbir peygamberi kabul edemez; belki Cenab-ı Hakk'ı dahi ikrar edemez ve belki hiçbir mukaddes şey'i tanımaz; belki kendinde kemalâta medar olacak bir vicdan bulunmaz, tefessüh eder. Onun için İslâmiyet nazarında, harbî kâfirin hakk-ı hayatı var. Hariçte olsa musalaha etse, dâhilde olsa cizye verse; İslâmiyetçe hayatı mahfuzdur. Fakat mürtedin hakk-ı hayatı yoktur. Çünki vicdanı tefessüh eder, hayat-ı içtimaiyeye bir zehir hükmüne geçer. Halbuki Hristiyanın bir dinsizi, yine hayat-ı içtimaiyeye nâfi' bir vaziyette kalabilir. Bazı mukaddesatı kabul eder ve bazı peygamberlere inanabilir ve Cenab-ı Hakk'ı bir cihette tasdik edebilir” (Mektubat, 438 ).

- Fıkıh kaynaklarında Mürtedin hükmü ile ilgili bilgiler sitemizde geniş bir şekilde yer almaktadır, bakılabilir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
498 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun