Hadiste geçen Müşrikleri terk etmekten maksat ne?

Tarih: 27.10.2020 - 20:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

Babası tarikiyle dedesinden şunu rivayet ediyor: "Dedim ki: Ey Allah'ın Resulü, ben sana gelirken, seni ve dinini benimsemeyeceğim diye şunların (ellerinin parmaklarını göstererek) adedinden fazla yemin ettim. Meğerse, Allah ve Resulünün öğrettiği dışında hiçbir şey anlamayan bir kimseymişim. Şimdi Allah rızası için senden soruyorum. Allah seninle bizlere ne gönderdi?" Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam): "İslam’ı dedi. "Pekala, dedim, İslam'ın alametleri nedir?" Şu cevabı verdi: "Kendimi Allah'a teslim ettim, başka şeyleri terk ettim" demen, namaz kılman, zekat vermendir. Her Müslüman bir başka Müslümana haramdır. İki Müslüman birbiriyle kardeştir ve birbirlerine yardımcıdırlar. Bir kimse Müslüman olduktan sonra müşrikleri terk edip, Müslümanlara karışmadıkça hiçbir ameli (Allah katında) makbul değildir."

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Behz b. Hakim (r.a) babasından ve dedesinden rivayetle şöyle diyor:

Hz. Peygamber aleyhissalatü vesselama: “Ey Allah’ın nebisi sana gelmemeye ve dinine girmemeye elimin parmakları sayısınca yemin etmiştim. Ben Allah ve Resulünün bana öğrettiğinden başka hiçbir şey bilmeyen biriydim. Şu anda sana Allah rızası için soruyorum. Rabbin seni bize ne ile gönderdi?” dedim.

“İslam ile” buyurdu.

“İslam’ın alametleri nelerdir?” dedim.

“Allah rızası için Müslüman oldum ve İslam dışı her şeyden sıyrıldım demen, namazı dosdoğru ve devamlı kılman, zekatı vermen ve Müslüman’ın Müslüman’a canı, ırzı ve malının haram olduğunu bilmen ve ona göre yaşaman ve Müslümanların birbirleriyle kardeş olduklarını bilmen İslam olan bir kimsenin müşrikler arasında kalmayıp Müslümanlar arasına gelmesi gerektiğini değilse Allah’ın hiçbir amelini kabul etmeyeceğini bilmendir” buyurdu. (Nesai, Zekat 72)

Aynı hadis Müsned’de daha uzun olarak şöyle rivayet edilir:

Behz b. Hakim (r.a) babasından ve dedesinden rivayetle şöyle diyor:

Allah Resulü aleyhhissalatü vesselamın yanına geldim ve dedim ki: “Ey Allah’ın resulü! Buraya gelmeden önce, ‘senin yanına gelmeyeceğim ve dinini de kabul etmeyeceğim’ diye (ellerini birleştirip parmaklarını göstererek) şunlar adedince yemin ettim. Şu an Allah ve resulünün öğretecekleri dışındakilere aklı ermeyen bir kişi olarak buraya geldim. Allah hakkı için, sana soruyorum:

“Allah seni bize ne ile gönderdi?”

“İslam ile”

“Ey Allah’ın resulü! İslam’ın alametleri (bir rivayette; İslam’ın kendisi) nedir?”

“Özümü Allah’a teslim ettim ve şirk inançlarını reddettim, demen,

Namaz kılman ve zekat vermendir, (unutma ki) bir Müslüman diğer bir Müslümana karşı, birbirine yardımcı olan iki kardeş gibi saygılı olmalıdır,

Allah Teala, Müslüman olduktan sonra bir kişinin tekrar şirke düşmesi halinde ondan hiçbir şeyi kabul etmez, ancak müşrikleri terk edip tekrar Müslümanlara dönerse kurtulur. Ben sizi, elbisenizden tutarak ateşten korumaya çalışırım,

Dikkat edin! Rabbim, o gün beni çağırır ve sorar: “Kullarıma (vahyi) tebliğ ettin mi?”

Ben de: “Rabbim, ben onlara tebliğ ettim” derim.

Artık bugün, burada bulunanlar bulunmayanlara duyduklarını tebliğ etsin!

Sonra da siz ağzı kapatılmış ve konuşamaz halde getirilirsiniz, ilk konuşacak uzvunuz (ravi dedi ki;) Allah resulü dizinin yukarısını gösterdi, (bir rivayette: “dizinizin yukarısı ve eliniz”) dedi.

“Ey Allah’ın resulü! Bu bizim dinîmiz mi?” diye sordum.

O da: “Bu sizin dininizdir, nerede bunları güzelce yaparsan, amelin sana yeterlidir.” buyurdu. (bk. Müsned, Fethu’r-rabbani, Ensar Yayıncılık: 1/77–78.; Müsned, hno: 19162)

Hadiste yer alan “Kendimi Allah'a teslim ettim..” ifadesinin de işaret ettiği gibi, “başka şeyleri terk ettim"den maksat, Allah’a şirk koşmayı terk etmektir. Yoksa bütün dünyayı terk etmek, İslam’ın ruhuna da aykırıdır. Bu sebepledir ki, İslam alimleri, dünyanın kesben değil kalben terk etmenin lüzumuna işaret etmişlerdir. Yani dünyaya helal ve meşru dairede çalışmalıyız ama dünyayı ve içindekileri kalbimize koymamalıyız. Kazandığımızdan memnun olmadığımız gibi kaybettiğimizden de mahzun olmamalıyız. Elde edilen her şeyi de Allah’tan bilmeli, ve onun izniyle, onun yolunda, onun adıyla kullanmalıyız. Örneğin, Bediüzzaman Said Nursi şöyle demiştir:

“İlem Eyyühel-Aziz! Dört şey için dünyayı kesben değil, kalben terketmek lazımdır:

1. Dünyanın ömrü kısa olup, süratle zeval ve guruba gider. Zevalin elemiyle, visalin lezzeti zeval buluyor.

2. Dünyanın lezaizi zehirli bala benzer. Lezzeti nisbetinde elemi de vardır.

3. Seni intizar etmekte ve senin de süratle ona doğru gitmekte olduğun "kabir", dünyanın zinetli, lezzetli şeylerini hediye olarak kabul etmez. Çünkü dünya ehlince güzel addedilen şey, orada çirkindir.

4. Düşmanlar ve haşerat-ı muzırra arasında bir saat durmakla dost ve büyükler meclisinde senelerce durmak arasındaki müvazene, kabir ile dünya arasındaki aynı müvazenedir. Maahaza, Cenab-ı Hak da bir saatlik lezzeti terketmeye davet ediyor ki, senelerce dostlarınla beraber rahat edesin. Öyle ise, kayıtlı ve kelepçeli olarak sevkedilmezden evvel, Allah'ın davetine icabet et. (Mesnevi-i Nuriye, 125 )

“Müşrikleri terk edip Müslümanlara katılmak” şu demektir:

Müslümanlar Mekke’den Medine’ye hicret etmişlerdi. Artık Medine İslam yurdu olmuştu. Mekke ise küfür diyarı idi. Müslüman olup da küfür diyarını/müşriklerin yurdu olan Mekke’de kalmayı tercih edenlerin imanı makbul sayılmamıştır.

Kuran’da da bu hususta uyarılar yapılmıştır:

“Size ne oluyor da münafıklar hakkında ikiye bölünüyorsunuz? Halbuki kendileri hak ettikleri için Allah onları küfre geri çevirmiştir. Allah’ın saptırdıklarını doğru yola getirmek mi istiyorsunuz? Allah’ın saptırdıkları için asla doğruya yol bulamazsın.  Kendileri nasıl inkâr etmişlerse sizin de öyle inkâr etmenizi, böylece onlara eşit ve benzer hale gelmenizi isterler. (İman edip) Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan dostlar edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse onları yakalayın, bulduğunuz yerde öldürün; hiçbirini dost ve yardımcı edinmeyin.” (Nisa, 4/88-89)

mealindeki ayetlerden anlaşıldığı üzere, önce bir kısım insanlar yalandan Müslüman olduklarını söyleyip münafıklık yapmışlardı. Bunlar Mekke’den de ayrılmamışlar. Münafık olmayanların münafıklardan ayrılabilmesi için -hicretin farz olduğu dönemde- (çocuk kadın, yaşlı kimseler gibi hicret etmeye gücü bulunmayanlar hariç) bunların Medine’ye hicret etmeleri şart koşulmuştur.

Mekke’nin fethine kadar devam eden bu süreçte geçerli olan bu kural söz konusu hadiste “Müşrikleri terk etmek” şeklinde ifade edilmiştir.

Diğer taraftan bu hadiste Peygamber Efendimiz (asm) inanç, itikad ve salih ameli genel olarak hep birlikte zikretmiştir. İtikad olmadan amelin, amel olmadan inancın, imanın muhafazasının mümkün olmadığını veya bunun çok güç olduğunu belirtmiştir.

İnsan inandığı değerleri hayatına aktarmadığında, belli bir zaman diliminden sonra yaşadığı hayatın doğru olduğuna inanır, yaşadığı gibi inanmaya başlar. Bu açıdan Müslümanların bugün yaşadıkları çağda ve ortamda geri, gelişmemiş olmasının temel sebeplerinden bir tanesi de inandıkları dini yaşama noktasında göstermiş oldukları gevşekliktir.

Nitekim Hz Muhammed (s.a.v)’in bir Hadis-i şeriflerinde “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle diriltilirsiniz(bk. Aliyyülkârî, Mirkât, 1/332, 7/375, 8/431)

Demek ki, amel, ibadet, hayat tarzı aynı zamanda o insanın inandığı değerleri ifade etmesi açısından çok önemlidir.

Bundan dolayıdır ki birçok ayette imandan hemen sonra namaz kılan, salih amel işleyen, zekat veren gibi hususları hep imandan sonra zikredilmektedir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 82
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun