Bakara suresi 217 ve Maide suresi 54. ayetlere göre, mürtedlerin öldürülmeyecekleri söylenebilir mi?

Soru Detayı

- Bakara 217 ve Maide 54'e göre mürtedlerin ceza olarak öldürülmelerine dair bir ifadenin olmamasını açıklayabilir misiniz?
- İlgili ayetlerde dinden dönüp kafir olarak ölenlerin ebedi cehennemlik olmaları anlatılır. Ancak, ayette "öldürülenlerin" denmeyip "ölenlerin" denmesiyle ölümlerinin ecellerine bırakıldığına mürtedlerin öldürülmeyeceğine delil olarak gösterilmektedir..
- Meseleyi izah edebilir misiniz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Bakara suresinin 217. ayetinde mürteddin dünya ile ilgili cezasından söz edilmiyor. Orada imansız ölüp gidenin ahiretteki durumuna dikkat çekiliyor ve cehennemde ebedi kalacağına dair hüküm bildiriliyor.

İlgili cümlenin meali şöyledir:

“Sizden kim dininden döner ve kâfir olarak ölürse, işte onların bütün yaptıkları dünyada da âhirette de boşa çıkmıştır. Ve onlar cehennemliktirler ve orada ebediyen kalacaklardır.”

- Bununla beraber, az da olsa bazı alimler, bu ayetten mürteddin katlinin vacip olduğunu anlamışlardır. Bunlara göre, ayette “onların bütün yaptıkları dünyada da… boşa çıkmış olur” mealindeki ifadede yer alan “amellerinin dünyada boşa çıkması”ından maksat, “onların artık mümin muamelesi görmemeleri gibi, ele geçirildikleri zaman öldürülmeleridir.” (bk. Razî, ilgili ayetin tefsiri)

Özellikle, ayette “fa” harf-i atıfla “fe-yemüt” (ölürse) fiilinin kullanılması, dinden döndükten sonra hemen ölümün gerçekleşeceğine işarettir. Bu ise mürteddin hakk-ı hayatı olmadığına delâlet etmektedir. (İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri)

- Bazı ayetlerde “mürteddin amellerinin boşa çıkacağı” hükmü “ölmek”le kayıtlanmamıştır. (bk. Maide, 5/5; Enam, 6/88; Zümer, 39/65)

Buna göre bu ayetlerdeki “amellerinin dünyada boşa çıkacağı” hükmünden de mürteddin öldürülmesi hükmünün işaretini sezinlemek mümkündür.

Nitekim, bazı alimlere göre, ayette yer alan “Onların amelleri dünya ve ahirette boşa çıkar” hükmü, “sizden kim dininde dönerse” mealindeki ifadenin cevabıdır. “Onlar cehennemliktir ve onlar orada ebedi olarak kalırlar.” hükmü ise, “kim… kâfir olarak ölürse” ifadesinin  cevabıdır. (bk. İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri)

- Maide suresinin 54. ayetinde de mürteddin dünyevî cezasına yer verilmemiştir. Dinden döneneceklere bir uyarı vardır. Allah’ın mevcut insanlarla dinini korumaya muhtaç olmadığını, dini terk edenlerin yerine, çok güzel, samimi, güçlü, Allah yolunda cihad etmekten çekinmeyen müminler getirebileceğine vurgu yapılmıştır.

Aslında bu ayette bir ihbar-ı gaybi vardır; ileride (Hz. Peygamberin vefatından sonra) bazı kabilelerin mürted olacağı ve onlara karşı Hz. Ebu Bekir riyasetinde samimi müminlerin onlara karşı mücadele edeceğine işaret edilmiştir. Elbette bu ayetin kıyamete kadar gelmiş ve geçmiş bütün mücahid milletlere işareti söz konusudur. (bk. İbn Aşur, ilgili yer)

İbn Aşur, Bakarasuresi 217. ayetinin de -ihbar-ı gaybi nevinden olduğu için- peygamberliğin doğruluğunun delili olduğunu belirtmiştir. (bk. İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri)

- Bu sahada en belirgin bir vaziyet gösteren Türk milletinin (ve ehl-i Kur'an olan şu vatanın evlâdları) da bu işarete mazhar olduğunu, Bediüzzaman Hazretlerinden ve Elmalılı Hamdi Efendi’den öğreniyoruz. (bk. Nursi, Mektubat, Yirmi Altıncı Mektup; Elmalılı, ilgili ayetin tefsiri)

İlgili ayetin meali şöyledir:

“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, bilsin ki; Allah (onların yerine) öyle bir kavim getirir ki; kendisi onları sever, onlar da O’nu severler. Onlar müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Bunlar, Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. İşte bu Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, geniş ihsan sahibidir, her şeyi hakkıyla bilendir.”

- Bu açıklama ile Kur’an’da (içki içenin cezası, recim cezası gibi) mürteddin cezası ile ilgili açık bir hükmün olmadığını göstermiş oluyoruz.

- Önce şunu belirtelim ki, tövbe kapısı herkes için her zaman açıktır. Bu husus mürtedler için de geçerlidir.

Bir kimse defalarca aynı suçu işler ve ardından sağlam tövbe ederse tövbesi kabul olur. İşin Allah katındaki durumunu, tövbenin kabul olup olmadığını bilmeyebiliriz; fakat, şeriatın zahiri bunu gerektirir.

Günahtan dönmek ile küfürden dönmek arasında fark yoktur. Nitekim, Şafii mezhebi alimlerinin büyük çoğunluğuna göre, bir kimse mürtet olduktan sonra tekrar tövbe eder müslüman olursa tövbesi kabul olur. Hatta bu gel-gitlerini yüz defa tekrarlasa da yine tövbesi makbuldur. (bk. Maverdi, el-Havi, 13/449)

- Mürteddin öldürüleceğine dair hükmün önemli bir kaynağı şu hadis-i şeriftir:

“Müslüman bir kimsenin kanının dökülmesi ancak şu üç şeyle helal olur: Evli olup zina eden, haksız yere bir kimseyi öldüren ve dinini terk edip cemaatten (İslam camiasından) ayrılan kimse.” (Müslim, Kasame, 25, 26 ; Tirmizi, Hudud, 15; Ebu Davud, Hudud, 1; Nesaî, Kasame, 5, 14)

- İslam alimleri, bu hadis ile Buhari dışında bütün kütübü sittede yer alan “Dinini değiştiren kimseyi öldürün.” (Neylu’l-Evtar, 7/190) manasındaki hadise dayanarak mürteddin öldürüleceği konusunda ittifak halindedir. (bk. V. Zuhaylî, el-Fıkhu’-İslamî, 6/186)

- Hanefi mezhebine göre kadın mürted olursa öldürülmez. Fakat tövbe edinceye kadar konulacağı hapiste kalır. Diğer üç mezhebe göre mürted olan kadın da öldürülür. (el-Fıkhu’-İslamî, a.y)

- Buna mukabil, Hanefi mezhebine göre, mürted olan bir erkeğe tövbe etme fırsatını vermek ve tövbe etmesini talep etmek müstehaptır. Diğer üç mezhebe/Cumhura göre, mürtedin tövbe etmesini talep etmek ve ona bu fırsatı tanımak ve (en az üç gün hapiste/gözetim altında  tutarak) bunu tahakkuk ettirmeye çalışmak vaciptir. (el-Fıkhu’-İslamî, 6/187-188).

- Önemli bir noktada şudur ki: Mürtedin cezasını -fertler değil- ancak padişah veya naibi (bugün için söylemek gerekirse, resmi devlet mahkemeleri) tespit edip infaz ederler.

- Mürteddin öldürülmesinin hikmetini şöyle açıklayabiliriz:

a) Mürtet dininden ve mensubu olduğu İslam ümmetinden ayrıldığı için masumiyetini yitirmiş ve hain statüsüne girmiştir. Hainin cezası ise ölümdür.

b) Dinini terk eden, dinine karşı hainlik yapmış olur. Dinine karşı hainlik yapan, İslam dininin yürürlükte olduğu vatanına karşı da hainlik yapmış olur. Bu sebeple, mürtedin işlediği suç  bir  nevi “hıyanet-i vataniye”dir. Bunun cezası ise ölümdür.

c) Mürted olan kimse, aslî kâfirlerle kıyaslanamaz. Çünkü, İslam dini gibi hem akla, hem kalbe, hem ulvi duygulara hitap eden bir dinden dönen kimsenin artık insanlık erdemine dair bir meziyeti kalmamış olur.

Bu açıdan bakıldığında, mürtet olan kimse İslam’dan çıkmakla âdeta insanlıktan da çıkmış olur. İnsanlık yönünü kaybeden bir kimse kelimenin tam anlamıyla anarşist olur. Başka hiçbir dine veya doktrine samimi olarak bağlı kalması düşünülemez. Aklı olduğu için masum bir hayvan değil, yırtıcı bir canavar olduğundan hayat hakkını kaybeder.

d) “Hem İslâmiyet, sair dinlere kıyas edilmez. Bir Müslüman İslâmiyet'ten çıksa ve dinini terketse, daha hiçbir peygamberi kabul edemez; belki Cenab-ı Hakk'ı dahi ikrar edemez ve belki hiçbir mukaddes şey'i tanımaz; belki kendinde kemalâta medar olacak bir vicdan bulunmaz, tefessüh eder. Onun için İslâmiyet nazarında, harbî kâfirin hakk-ı hayatı var. Hariçte olsa musalaha etse, dâhilde olsa cizye verse; İslâmiyetçe hayatı mahfuzdur. Fakat mürtedin hakk-ı hayatı yoktur. Çünki vicdanı tefessüh eder, hayat-ı içtimaiyeye bir zehir hükmüne geçer. Halbuki Hristiyanın bir dinsizi, yine hayat-ı içtimaiyeye nâfi' bir vaziyette kalabilir. Bazı mukaddesatı kabul eder ve bazı peygamberlere inanabilir ve Cenab-ı Hakk'ı bir cihette tasdik edebilir.” (bk. Mektubat, s. 438)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR