Merhametsiz bir Tanrı olamaz, dünya acımasızdır, dolayısıyla Tanrı yoktur?

Soru Detayı

- İslam’a inanmıyorum. Evrende kaostan doğan bir düzen varsa, düzeni Allah yarattıysa kaosu kim yarattı?
- Ekolojik sistemde de düzen vardır, bazı kilit taşı canlılar gitti mi tüm canlılar etkilenir, ama doğada vahşet vardır. Hayvanlar birbirini, insanlar hayvanları yiyor. Kurban Bayram'ı doğaya uygun, insanlığa aykırıdır. Kuzu da insan gibi canlıdır.
- Bizden daha gelişmiş bir yaşam formu olsaydı ve “Tanrımız sizi kesip yememizi emretti” deseydi o Tanrı'ya saygı duyar mıydınız?
- Yoksa böyle bir şeyin olamayacağını anlayıp Tanrı'nın muhtemelen bir hayal ürünü olduğunu mu düşünürdünüz?
- Haksızlığa göz yuman ve dünyada haksızlığa sebep olan ve sonradan ödüllendiren ve cezalandıran bir Tanrı düşünemiyorum.
“Tanrı kötülüğü yaratmadı” diyebilirsiniz, ama iyiliğin yokluğu ızdıraba neden olur ve merhametli bir Tanrı yarattıklarına ızdırap çektirmez. Merhametsiz bir Tanrı olamaz, dünya acımasızdır, dolayısıyla Tanrı yoktur.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bu uzun soruda, kâinatta güya bir düzensizliğin, karışıklığın ve merhametsizliğin varlığı iddiasıyla, bir yaratıcının olmadığı ileri sürülüyor.

Akıllı ve mantıklı düşünen herkes, bir yaratıcının varlığını kabul etmek zorundadır. Çünkü bir eser varsa mutlaka bir ustası olacaktır. Allah’a şirk ve ortak koşanlar da Allah’ın varlığını kabul ediyorlar, fakat sıfatlarında yani, O yaratıcının iradesi, gücü, kudreti ve ilminin genişliği konusunda hataya düşüyorlar.

Allah’ın varlığını, birliğini, atomdan galaksilere kadar her şey O’nun ilim ve iradesiyle olduğunu anlatan üç kaynak vardır.

Birisi, Peygamber Efendimiz aleyhisselatü vesselamdır.

Diğeri Kur’an-ı Kerim’dir.

Üçüncüsü de şu kâinat kitabıdır.

Bu kainat kitabını okuyabilen, oradan Allah’ın varlığını ve birliğini bilir ve O’nu tanır.

Kâinat kitabı içerisinde insan bir harf gibidir. Dolayısıyla kendi varlığına ve yaratılışına dikkatle bakan bir kimse Allah’ın varlığını ve birliğini anlar. Nitekim bir hadiste Peygamberimiz (asm); “Kendini bilen Allah’ı bilir.” buyurmaktadır.

Şimdi bu soruyu soran kimsenin üzerindeki elbiselerin bir ustası var mı, yok mu?

Okula gitmeyen bir çocuğu dahi bu elbiselerin bir ustasının olmadığına inandıramazsınız. Bu elbiselerin bir ustası olduğu gibi, vücut elbisesinin ustası da mutlaka olacaktır. O usta da Allah’tır.

Senin bu bedenine gözü kim yapıp takmış ise, o gözün görmesi için gerekli ışığı verecek güneşi de O yaratmıştır.

Sana mideyi kim vermiş ise, o midenin rızkı olan bitki ve hayvanları da O yaratmıştır.

Senin bedenine akciğerleri kim yapıp takmış ise, yaşaman için gerekli havayı da O yapmış ve yaratmıştır.

İnsanda ortalama yüz trilyon hücre vardır. Bir hücrede bir saniye içerisinde üç bin değişik reaksiyon meydana gelmektedir. İnsanda ortalama yüz trilyon hücre olduğuna göre, bir saniye içerisinde insanın vücudunda meydana gelen değişiklik= üç bin x yüz trilyon kadardır.

Şimdi ey kâinatta kaos olduğunu iddia eden efendi! Senin vücudunda bir saniyede meydana gelen bu kadar hadiseden bir tanesi yerine gelmezse, ya da yanlış yapılsa, senin hayatın bir anda sona erecektir.

Şimdi cevap ver; âdeta bir küçük kap gibi olan bir hücrede üç bin değişik kimyevi hadiseyi bir saniyede kim yapıyor?

Vücudun tamamında bir saniyede meydana gelen milyarlarca kimyevî olayı kim idare ediyor?

Sen uyurken de bu olaylar devam ediyor. Uyanık olsan da vücudundaki bu olaylara zerre kadar müdahalen olmadığını sen de biliyorsun. Daha nasıl merhamet istiyorsun?

- Ağzına aldığın bir yiyeceği yuttuktan sonra senin sözün ona geçmiyor. Midene giren bir besinin nerelere ve ne kadar ve ne zaman gideceğini sen mi ayarlıyorsun?
- Yeryüzünün en akıllı ve şuurlu varlığı insan iken, bütün bunları onun yapmadığı ortada. O halde senin vücudunda her an devam eden bu olayları kim yapıyor?
* Havadaki serçe mi?
- Bataklıktaki kurbağa mı?
* Denizdeki balık mı?
* Havadaki güneş veya ay mı?

Senin vücudunun neresinde kaos var?

Midenin yerini mi beğenmiyorsun?
- Yoksa gözlerinin birisinin tepende, birisinin de alnında mı olmasını istiyorsun?
- Kulaklarının şeklinden memnun değilsen, hangi hayvanın kulağına talipsin?

İşte senin vücudunda zerre kadar anormallik ve karışıklık olmadığı gibi, bütün kâinatta böyledir. Orada da zerre kadar karışıklık ve kaos yoktur.

O karışıklıklar senin aklında ve âlemindedir. Hakikatte öyle bir karışıklık ve kaos mevcut değildir.

Allah’ın varlığı, kainatın varlığı derecesinde gereklidir ve kesindir. Günümüzün uzay araçlarının arkasındaki ilmi ve ilim adamlarını gören ve onları uzayda sürekli tutmanın zorluğunu bilen bir insanın, büyüklükleri ve hızları farklı olan sayısız gök cisimlerinden meydana gelen kâinat denen bu sistemi var edeni ve devamlılığını sağlayanı görememesi ne kadar şaşılacak bir durumdur!

Cansız varlıkları canlıların imdadına, bitkileri hayvanların, bütün kâinatı da insanın yardımına koşturan Allah’ın rahmetidir ve özellikle insanı çok sevdiğinin delilidir.

Ekoloji bilimi, gereksiz ve faydasız hiçbir canlı gösteremiyor. Bilakis, sistemde her canlının önemli görevler ifa ettiğini söylüyor. Canlının ölmesinin, bir canlının başka bir canlıya rızık olmasının da çok hikmetleri vardır ve sistem ancak bu ince dengeler üzerine devam etmektedir.

Ekoloji kitaplarında geçen bir misal:

Bir akarsuda su samurları balıkları yediği için ortadan kaldırılmıştır. Kısa süre sonra o akarsudaki balık populasyonlarının tamamen çöktüğü görülmüştür. Yapılan araştırmalar sonunda; su samurlarının hastalıklı balıkları yediğinden, salgın hastalıkları önlediği ve balık populasyonlarının daha sağlıklı olmasını sağladığı tespit edilmiştir. Tekrar su samuru bırakılan akarsuda, balık populasyonları da eski haline kavuşmuştur.

Ekoloji kitaplarında buna benzer misaller çoklukla geçmektedir. Buradan anlıyoruz ki; sistem iyi ki insanın hevesine göre inşa edilmemiştir! Nitekim insan eli karışan her şeyde karışıklık, her yerde düzensizlik vardır.

Sorununun bir yerinde; “kuzunun da aklı bulunsaydı ve insanı yemek durumunda olsaydı” şeklinde devam ediyor.

İşte Cenab-ı Hakk’ın seni kuzu olarak değil, insan olarak yarattığına yatıp kalkıp şükretmen gerekir.

- Allah seni yaratmasaydı ne noksan olacaktı?
- Güneş mi doğmayacaktı?
- Bitkiler mi susuz kalacaktı?
- Seni kuzu olarak yaratmış olsaydı, kim buna mani olacaktı?

Hiçbir varlığın bu noktada bir seçim hakkı yoktur. Cenab-ı Hak istediğini istediği şekilde ve tipte yaratıp bu dünyaya kısa bir süre için gönderiyor.

İnsanın haricinde, bitki ve hayvanlar âleminde her bir varlığın kendi hayatından memnun ve yaratıcısına devamlı hamd ve şükür ettiğini Kur’an bize bildiriyor.

Kurbanda kesilen hayvan sayısını rahmet anlayışlarına sığıştıramayanlar, birkaç günde kasaplık olarak kesilen hayvan sayısının kurbanda kesilenden fazla olduğunu niye dikkate almıyorlar?

Bu iddia sahiplerinin en azından hiç et yemeyerek bu düşüncelerinde samimi oldukların göstermeleri gerekmez mi?

İslam Dini, Allah’ın rahmetinin çok geniş olduğunu ve bu rahmetin yüzde birisinin kıyamete kadar gelecek bütün mahlûkata dağıtıldığını beyan ediyor.

İşte o yüzde birin içerisinde; bitkiler, hayvanlar ve insanlar arasında sana ne kadarcık hisse düştüğünü anla.

Sana verilmiş bu zerre kadar merhametle, güya Cenab-ı Hakk’ın merhametsiz olduğunu iddiaya kalkışıyorsun. Bu, haddini bilmemektir. Haddini bil. Yoksa cehennemin melekleri sana ahirette haddini bildirecektir.

İnsan, şu kâinat ağacının meyvesi olarak yaratılmıştır. Var olan her şey direk veya dolaylı olarak insan için çalışmaktadır. İnsana hayvanlardan farklı olarak, yaratıcıyı tanıyabilecek akıl gibi önemli bir cihaz verilmiş ve Rabbini tanımakla mükellef kılınmıştır.

Bu kadar rütbe ve makamdan sonra insan, bir de isyan etmektedir.

İşte bu büyük nankörlüğün neticesi elbette ceza olacaktır.

Kâinatı karmakarışık, manasız ve kaos içinde görenlerin esas problemleri, şu sorulara cevap veremeyişlerinden kaynaklanmaktadır:

- İnsan nedir?
- Niçin bu kâinata gönderilmiştir?
- Buradan sonra nereye gidecektir?
- Bu ölümün hakikati nedir?
- İnsan niçin ölüyor?

Bu ve benzer sorular devamlı sorula gelmiştir. Bunların en geniş ve kapsamlı cevabını Kur'an-ı Kerim vermiştir. Dolayısıyla bu konuda İslâmî kaynaklara müracaat edilmelidir. Bunların içerisinde en teferruatlısı Risale-i Nur Külliyatı'dır.

İnsan bu dünyaya daimî kalmak için değil, çok kısa bir süre için gönderilmiştir. Kısaca söylemek gerekirse; insan çok büyük kabiliyet ve istidatta yaratılmıştır. O kabiliyetlerin meydana çıkması da ancak imtihan ile mümkündür. Hz. Ebu Bekir ile Ebu Cehil bu imtihanla birbirinden ayrılmaktadır.

Dolayısıyla insan bu dünyada, fakirlikle, zenginlikle, hastalık ve musibetlerle, adaletli davranıp davranmamakla, Allah’ı tanıyıp tanımamakla, ibadet edip etmemekle imtihan olacak, ona göre derece aldıktan sonra ebedî âleme götürülecektir.

İşte bunları nazara almayıp, insanın bu dünyaya ebedî kalmak için gönderildiğini zanneden, Allah’ı tanımayan ve ahreti bilmeyen kimseler, her şeyi kaos içerisinde görmekte ve daha dünyada iken cehennem hayatı yaşamaktadırlar.

Allah’ın rahmetine bak ki, sen kendisini inkâr ettiğin halde yine senin bütün ihtiyaçlarını yerine getiriyor ve senin hayatını devam ettiriyor.

Allah’a iman bir nurdur ve insanın hem iç dünyasını, hem dış âlemini ve hem de ahretini aydınlatmaktadır. Bu nurdan mahrum olanlara, Allah’tan hidayet dilemekten başka denecek bir sözümüz yoktur.

İlave bilgi için tıklayınız:

Neden tanrıya inanamıyorum?
Sonsuz merhamet sahibi olan Allah, niçin kullarını cennet için ...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
1.503 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun