Ezberlemenin yeri beyin mi kalp mi?

Soru Detayı

Sorularıma cevap verirseniz sevinirim
https://sorularlaislamiyet.com/hafizayi-kuvvetlendirmek-icin-kilinan-namaz-hakkinda-bilgi-verir-misiniz-0
Bu linkte geçen cevaptaki hadisle ilgili sorularımı cevaplarsanız sevinirim.
1. Hadiste Hz Ali'nin; şu Kur'an göğsümde durmayıp gidiyor, demesi ve Hz Peygamberin de: göğsünde sabit kılacak kelimeleri öğreteyim mi?", ifadeleri ve tavsiye ettiği namazdan sonraki duada; hıfzına da kalbimi icbâr et, onunla kalbimi yarmanı, göğsümü ferahlatmanı, gibi ifadelerin geçmesi hıfz etmenin yerinin kalp olduğunu bunun da "göğsümde durmuyor" diyerek göğüsteki kalp olduğu anlaşılıyor. Oysa hıfz etmenin yeri beyin değil midir?
2. Arapçada Sadr kelimesi göğüsten başka anlamlara gelir mi? Bazıları göğüs şeklinde tercüme edilmesinin yanlış olduğunu söylüyor. Çünkü Allah sadırlarda (sinelerde) olanı bilir deniyor bazı ayetlerde. Gerçekten dedikleri gibi Sadr kelimesi başka anlamlara gelir mi?
3. Kuran bir bilim kitabı olmadığından öğüt kitabı olduğundan o zamanki insanların bilgi seviyesine göre onları tereddüde düşürmemek için böyle ifadeler kullanıp bizlere de; Hayır, hayır! Eğer vazgeçmezse mutlaka onu perçeminden yakalayıp sürükleriz! O yalancı, günahkâr perçeminden!" (Alak, 96/15-16) diyerek; alnın ön kısmı, hataların işlenmesine katkı sağlayan ve suçların işlenmesine dair kararlar alan bir merkezdir. Bir tıp kongresine katılan Kanadalı bilim adamı bu bilginin ancak elli yıl önce keşfedildiğini söylemiştir." (bk. Zendanî, Ve Ğaden Asru’l-İman, Alak suresi ilgili ayetin açıklaması), hakikatini gösterip yanlış anlamamamız gerektiğini ifade ediyor olabilir mi?
Şimdiden Allah Teâlâ razı olsun Hizmeti Kuraniye'de sizleri bizleri daim etsin.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Cevap 1:

Kalb, iki anlamda kullanılan bir kavramdır. Birincisi, kanı pompalayan biyolojik bir varlığa sahip olan ve çam kozalağı şeklinde tasvir edilen bir organımızdır. Bu organ insanlar ve hayvanlarda müşterektir.

İkincisi ise, manevidir, yani biyolojik olmayan duygu ve düşüncenin de merkezi olan, aklı, vicdanı da kapsayan bir latifedir.

Bediüzzaman’ın şu ifadelerinde de "kalp" kavramı bağlamında, akıl ile vicdan karşılaştırılması yapılarak, aralarındaki yakın ilişkiye işaret edilmiştir:

"Kalbden maksad, sanavberî (çam kozalağı şeklinde) bir et parçası değildir. Ancak (kalb öyle) bir latife-i Rabbaniyedir ki, mazhar-ı hissiyatı vicdan; ma'kes-i efkârı dimağdır. Binaenaleyh o latife-i Rabbaniyeyi tazammun eden o et parçasına kalb tabirinden şöyle bir letafet çıkıyor ki; o latife-i Rabbaniyenin insanın maneviyatına yaptığı hizmet, cism-i sanevberînin cesede yaptığı hizmet gibidir. Evet nasıl ki bütün aktar-ı bedene mâ-ül hayatı neşreden o cism-i sanevberî bir makine-i hayattır.” (İşarat-ül İ'caz, 77 -78)

Razi’nin tefsirinde ortaya koyduğu görüşü de önemlidir. O şöyle der:

Kalb kelimesi, bazen hatırlamak, düşünüp tefekkür etmek manasına gelir. “Şüphesiz ki bunda aklı olan veya hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır.” (Kaf, 50/37) mealindeki ayette “zikra” olarak geçen ve “öğüt” olarak meal verilen kelime: ‘hatırlatma, hatırlama, düşünüp tefekkür etme’ anlamında da kullanılır. Yani buradaki öğüt, düşünüp tefekkür etme zeminini hazırlayan bir hatırlatmadır. Bazı kimseler, tefekkürün  yeri dimağ olduğunu iddia ediyorlar. Halbuki, ayette Allah, bunun yerinin kalb olduğunu açıkça ifade etmiştir.

Bundan anlaşılıyor ki, akıl ilimdir/bilgidir. İlmin mahalli ise kalbdir. “Akıl edecek kalpler.” (Hac 46) mealindeki ayette yer alan “akletmek”ten maksat ilimdir.  Demek ki, kalb, tefekkür edip taakkul etmek için kullanılan bir mekanizmadır. (Razi, ilgili yer)

Demek ki, Kalb: Rabbimiz tarafından hikmetle yaratılan öyle manevi bir mekanizmadır ki, hem duyguların tezahür ettiği vicdanı, hem de aklın idrak misyonu ve tefekkür sisteminin yeri olan dimağı da içine almaktadır. (bk. İşârâtü'l-İ'caz, Mühürlenen Kalpler, s. 77)

"Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir. Aklın nuru, fünûn-u medeniyedir. İkisinin imtizacından hakikat tecelli eder. İftirak ettikleri vakit; birincisinde taassup, ikincisinde hile, şüphe tevellüd eder." (bk. Münâzarât, 86).

- İmam Gazali de, kalbin  hem (ma'kes-i efkârı dimağ olduğu için) bilginin hem de (mazhar-ı hissiyatı vicdan olduğu için) ahlakın kaynağı olduğunu ifade eder.

Buna göre,  riya, kibir, nifak, küfr, haset gibi olumsuz davranış eğilimleri kalbde ortaya çıktığı gibi, ihlâs, tevazu, takva, tövbe, sabır, şükür, muhabbet, rıza, tevekkül vb. hallerin hepsinin merkezi de kalbdir. (Gazali, İhya, 3/3-4)

- “Biz cehennem için (netice itibariyle cehennemi hakeden) cinlerden ve insanlardan öyle kimseler yarattık ki, onların kalpleri vardır ama bu kalplerle idrak etmezler, gözleri vardır onlarla görmezler, kulakları vardır onlarla işitmezler.” (A'raf, 7/179) mealindeki ayetten de kalbin aklı da ihtiva eden bir kavram olduğunu görmek mümkündür. Çünkü, idrak etmek aklın bir fonksiyonudur ve bir ilim gerektirir. İlim ve idrak ise aklın işidir. Razi’nin ifade ettiği gibi, Kalbin idrak sahibi olması onun ilim mahalli olduğunu da göstermektedir. (Razi, ilgili ayetin tefsiri)

Demek ki, -biyolojik olmayan- Kalb, hem aklı hem de duyguları barındıran bir merkezdir. Bu merkez ister beyinin bir yerinde yer alsın, ister başka ruhi bir boyutta varlığını sürdürsün fark etmez. Farklı olan şey, Kuran’da kullanılan kalbin, biyolojik kan pompası hükmündeki kalbin dışında bir mekanizma olduğu gerçeğidir.

- İmam Gazalî, altıncı his çerçevesinde değerlendirdiği basiret mefhumunu açıklarken, kalb, nur, akıl gibi sözcüklerin birbirinin yerine kullanılabileceğini, bunların teşhis ve tayini konusunda bir tartışmanın yersiz olacağını ifade etmektedir. (bk. İhya, 4/289)

- Kuran’ın kullandığı kalb kavramı, latife-i rabbanî denilen manevî kalbi de, aklı da ulvî duyguların merkezi olan ruhu da içine alacak geniş bir kapsama sahiptir. Nitekim, Kuran’da -fiil şekli hariç- “akıl” kelimesi hiç kullanılmamıştır. Demek ki, kalb sözcüğü onu da ifade etmektedir.

-  Kuran’da kalbin tarifi yapılmamış olmakla beraber, İslam alimleri ayet ve hadislerin ışığı altında akıl ve kalbin yeri ile, ikisi arasındaki  ilişki konusunda değişik görüşler ortaya koymuşlardır.

- İbn Hacer el-Askalanî’nin de içinde yer aldığı  bir kısım alimlere göre, akıl kalptedir. Yani kalp manevi bir mekanizma olup aklı da içine almaktadır.

Bu alimlere göre:

a) “Elbette bunda, içinde bir kalb taşıyan veya zihnini derleyip toplayarak can kulağıyla dinleyen kimseler için alacak bir ders vardır.” (Kaf, 50/37) mealindeki ayette yer alan Kalb kelimesi, akıl manasında kullanılmıştır. İbn Hacer’in bildirdiğine göre, tefsircilerin çoğu bu ayette yer alan kalbi akıl olarak anlamışlardır. (bk. Taberi, Maverdî, Kurtubî, İbn Kesir, Celaleyn, İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri)

Kuran’ın bu ifadesi, aklın kalpte karar kıldığını, kalpten kaynaklandığını göstermektedir. (bk. İbne hacer, Fethu’l-Bari, 1/129)

b) Rivayete göre, İbn Abbas da bu ayetteki kalb sözcüğünü akıl olarak açıklamıştır. Ünlü dil bilgini Ferra/Beğavi, İbn Abbas’ın bu görüşünü desteklemiş ve Arapça’da kalbin akıl manasında kullanıldığını belirtmiştir. (bk. Beğavî, ilgili ayetin tefsiri)

Cevap 2:

Sadr kelimesi Arapçada; bir  şeyin üst kısmı, ön ve baş tarafı için kullanılır. Mesela: “Leyl (gece), nehar (gündüz), seyf (yaz), şita (kış) ” kelimelerin başına da ‘SADR” kelimesi kullanılarak bunların başlangıç zamanına işaret edilmiş olur. Keza, boyundan karın boşluğuna kadar olan vücudun ön kısmı, göğüs ve bağır; reis ve kumandan gibi manalara gelir. (bk. Lisanu’l-Arab ‘S-d-r’ maddesi)

Kuran-ı Kerîm’de sadrın;
- “genişleme ve daralma” (En’âm 6/125; Zümer 39/22),
- sıkıntılardan şifa bulma (Yunus 10/57; Tevbe 9/14)
özelliklerinden bahsedilir.

Ayrıca sadr;
- kalbleri çevreleyen, kalblerin içinde yer aldığı mekan (Hacc 22/46),
- arzu ve ihtiyaç mahalli (Mümin 40/80; Haşr 59/9),
- bilgilerin korunduğu yer (Ankebut 29/49)
anlamında kullanılmıştır.

Özellikle burada şu ayetin mealini vermekte fayda vardır: “Onlar yeryüzünde gezmezler mi ki akıl edecek kalpleri yahut işitecek kulakları olsun? Fakat kör olan gözler değil, sinelerdeki kalplerdir.” (Hac, 22/46)

Bu ayetten şunu anlamak mümkündür: Ayette yer alan akıl, ilim manasına gelir. İlmin yeri ise kalbdir. Bir latife-i rabbaniye olan bu manevi kalbin alem-i şehadetteki yeri de cismani kalbtir. (bk. Razi, ilgili yer)

Cevap 3:

İlk cevapta geçen -özellikle- Razi ve Bediüzzaman’ın açıklamalarına dayanarak diyebiliriz ki, Manevi KALB,  akıl, fikir, his, vicdan gibi insanın bütün manevi donanımlarını ihtiva etmektedir.

Dimağ da kalbin bir not defteri hükmündedir. Bu sebeple, ayetler arasında bir çelişki yoktur. Kaldı ki, bu maddi kılıfların hepsi de manevi donanımların birer penceresidir. Bu pencereden hakikatlere bakan ise ruhtur.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
300 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun