Allah her şeyi yarattı ve her an her şey ona muhtaç, sözünü nasıl açıklarsınız?

Tarih: 12.10.2017 - 00:13 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Misal biz arıya vahy ettik diyor. Arı burada artık bize göre artık bu vahy doğrultusunda hareket etmesi gerekiyor değil mi?
- Ama öyle değil islam inancına göre arı bu vahy aldı onun gidip poleni veya bal için çiçekte gerekli olan neyse işte onu bulması kovana yerleştirmesi bu olayların tek tek her birini Allah yapıyor.
- Yani Allah vahy ettikten sonra artık arıyı öyle bırakmıyor birde her an arı üzerinde tasarruf etmeye devam ediyor veya beyin koldaki sinir hücrelere kaldır talimatı veriyor beyne bu yetkiyi vermesi yeter mantıken ama İslama göre daha doğrusu islam alimi Bediüzzamana göre beyin komutu verirken de Allah verdiriyor sinir hücreleri arasında giden iletiyi de Allah tek tek her iletide yaratıyor yani müdahale ediyor.
- Allah niye uğraşıyor bununla?..

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Bu soruyu hakikatin altyapısını oluşturacak birkaç noktaya işaret etmekle cevaplandıracağız:

a) “Gökte ve yerde olan herkes O'ndan (bir şey) isterler. O her gün (her an) yeni bir işte / yaratmadadır.” (Rahman, 55/29) mealindeki ayette Allah’ın her vakit, her an başka bir yaratmada olduğuna işaret edilmiştir.

Ayetin ilk cümlesi olan “Gökte ve yerde olan herkes O'ndan (bir şey) isterler” mealindeki ifadede yer alan ve şuurlu varlıklara bakan “herkes” sözcüğü, ayetin metninde zikredilen “men” kelimesinin tercümesidir. Bu kelime prensip olarak akıllı varlıklar için kullanılır. Bu sebeple, tefsirlerde daha çok melekler ve insanlar şeklinde açıklanmıştır.  

Bununla beraber, birçok müfessir “isterler” filini, hem kal dili hem hal dili ile istedikleri belirtmek suretiyle daha geniş bir pencere açmışlardır.

Buna göre, melekler, insanlar, cinler dilleriyle dünyevi ve uhrevi ihtiyaçlarını arz ederken, bütün yönleriyle fıtri ihtiyaçlarını da hâl dilleriyle arz ediyorlar.

Mesela, bir insan, varlığını, varlığının devamını, hayatı için gereken her türlü maddi ve manevi ihtiyaçlarını Allah’a arz ediyor.

Kâfir olanlar da -sözlü olarak istemezlerse de- yaratılış itibariyle muhtaç oldukları her şeyi lisan-ı haliyle isterler. Gözü görmek, kulağı duymak, akciğeri oksijen almak ister. Sindirim sistemi, midesi, bağırsakları, beyni, kalbi, aklı, ruhu her an ihtiyaçlarının karşılanması için Allah’a hâl diliyle yalvarıp yakarıyorlar...

b) Ayette akıllı varlıklar için kullanılan “men” ismi mevsulü bazen “akılsız, cansız” varlıklar için söz konusu olan “ma”  ismi mevsulü ile aynı manada kullanılabilir.

Bu takdirde, mealde “herkes” kelimesi yerine “her şey” sözcüğü kullanılabilir.

Buna göre ayetin meali şöyle olur:

“Gökte ve yerde olan (canlı cansız; şuurlu şuursuz) her şey O'ndan (kal veya hâl diliyle bir şeyler) ister.”

İnsanların ruhu, şuuru, hayatı, lisan-ı hâl ile fıtri ihtiyaçlar diliyle Allah’tan bir şey istemeye mani olmadığı gibi, arının -sırf özel işi için- aldığı fıtri ilham da, genel olarak muhtaç olduğu şeyleri hâl diliyle istemesine engel değildir.

c) Ayetin son cümlesi olan “O her gün (her an) yeni bir işte / bir yaratmadadır” mealindeki ifadesinde de Allah’ın yaratma işini, vahdaniyet sıfatının izzetine uygun olarak kendi uhdesine aldığına, bu konuda hiçbir şeyi asla ortak kabul etmediğine işaret edilmiştir. Elbette arı da bundan müstesna değildir.

d) “O’nun ilmi, haberi olmadan bir tek yaprak bile düşmez.” (Enam, 6/59) mealindeki ayette, her şeyin her tavrında, her hareketinde, her duruşunda Allah’ın ilmine ve kudretine muhtaç olduğuna işaret edilmiştir. Yaprağın düşmesi gibi zahiren çok basit görünen bir olay, Allah’ın müdahalesine ihtiyaç duyuyorsa, en harika bir sanat olan balı-peteği yapan arının bu ilahi müdahaleye ihtiyaç duymaması mümkün mü?

e) “Şüphesiz Allah gökleri ve yeri, nizamları bozulmasın diye tutuyor. Andolsun ki onların nizamı eğer bir bozulursa, kendisinden başka hiç kimse onları tutamaz. Şüphesiz O, pek halîmdir, çok bağışlayandır.” (Fatır, 35/41) mealindeki ayette, Allah’ın gökleri ve yerküresini bütün yönleriyle mevcut nizam içindeki konumlarında tuttuğuna, yarattığı günden beri, ilim, hikmet ve kudretiyle onları idare etmekte olduğu, Kayyumiyet sırrıyla onları varlık sahasında tuttuğuna işaret edilmiştir.

“Her göğe görevini vahy/ilham ettik.” (Fussilet, 42/12) mealindeki ayette yer alan kevni / ontolojik vahy, göklerin kendi hallerine bırakılmasına yetmediği gibi, arının aldığı ilhama rağmen Allah’ın inayetine muhtaçtır.

f) Şu nurlu ifadelerde bediâne hikmetler saklıdır:

“Kadîr-i Mutlak, vasıtalardan müstağnidir. Vasıtalar, sırf zahirîdirler; perde-i izzet ve azamettirler. Ubudiyet ve hayret ve acz ve iftikar içinde saltanat-ı rububiyetine dellâldırlar, temaşagerdirler. Muini değiller, şerik-i saltanat-ı rububiyet olamazlar.” (bk. Sözler, s. 199)

“Ey esbab-perest gafil! Esbab, bir perdedir. Çünkü izzet ve azamet öyle ister. Fakat iş gören, kudret-i Samedaniyedir. Çünkü tevhid ve celal öyle ister ve istiklali iktiza eder. Sultan-ı Ezelî'nin memurları, saltanat-ı rububiyetin icraatçıları değillerdir. Belki o saltanatın dellâllarıdırlar ve o rububiyetin temaşager nâzırlarıdırlar. Ve o memurlar, o vasıtalar; kudretin izzetini, rububiyetin haşmetini izhar içindir. Tâ umûr-u hasise ile kudretin mübaşereti görünmesin. Acz-âlûd, fakr-pişe olan insanî bir sultan gibi, acz ve ihtiyaç için memurları şerik-i saltanat etmiş değildir. Demek esbab vaz'edilmiş, tâ aklın nazar-ı zahirîsine karşı kudretin izzeti muhafaza edilsin.” (bk. Sözler, s. 293)

İlave bilgi için tıklayınız:

Allah, vücudumuzdaki hareketleri her an yaratır mı?
Allah her şeyi önceden yarattı mı, yoksa hâlâ yaratmakta mıdır?
Allah kâinatı yaratıp kenara çekilmiş deniyor. Bu konuda (deizm ...
Allah Teala'nın dünyaya karışmadığına, bütün imkanları zaten
İnsanın yaratılışında ve tabiat olaylarında, Allah'ın sebepleri ...
Allah Neden Sebepleri Çalıştırıyor?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun