Allah Teala'nın dünyaya karışmadığına, bütün imkanları zaten dünyada verdiğine, sınava müdahale etmediğine, bu sebeple de duaların kabul olmayacağına inanan birine, duayı nasıl anlatabiliriz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

"Karada ve denizde ne varsa hepsini O bilir. O’nun haberi olmadan bir tek yaprak bile düşmez."  (En'am, 6/59) "Sayılara sığmayacak kadar yaprak, yaprak, yaprak... Bunlardan birinin sessizce düşmesi bile O’nun izni dışında olmaz” anlatımıyla varlıkta olan biten her şeyin Allah’ın izni ile olduğu pek etkili tarzda anlatılmaktadır.

Allahuteala insanlara cüz-i irade vermiş ve onların imtihandan dolayı bazı tercihlerinde serbest bırakmıştır. Ancak bu Allahuteala'nın hiç bir şeye müdahale etmediği anlamına gelmez.

Güneşin ışıklarını gösteren bir ayna, bu ışıkları sürekli göstermesi için her an güneşin ışığına, ısısına ve renklerine muhtaçtır. Güneş ışıklarını keser kesmez aynanın kendisi karanlığa gömülecektir. Bunun gibi Allah, bizde ve kainatta tecelli eden isimlerini çekse kainat yok olacaktır. Bu nedenle her şey her anında Ona muhtaçtır.

Allah'ın yarattığı kanunlar kendi kendine iş yapmıyor. O kanunları yaratan ve idare eden Allah, isterse ve hikmeti iktiza ederse kendi kanununu bizzat kendisi bazı kulları hakkında yaratmaz. Örneğin ateşin yakma kanunu vardır. Ama yakan ateş değildir, Allah'tır. Bu kanunu yaratan Allah'tır. Bu kanunu İbrahim Aleyhisselam hakkında gerçekleştirmemiştir. İş gören kanunlar değil Allah'tır. Bu açıdan kanunlara aykırı hareket etme diye bir soru mantıksız olur. Allah kanunlara aykırı hareket etmemiştir. Tam tersine Allah kendi koyduğu kanunlarını istediği gibi yaratır, demek gerekir.

Kainatın bir saat gibi kurulup devam ettiğini ve Allah'ın haşa bu işi bıraktığını söylemek, hem nakle hem de akla aykırııdr. Çünkü:

Her şey her anında Ona muhtaçtır. Kur'an'da bir çok yerde Allah Kayyum, Faal, Kadir, olduğunu ifade eder. Bu nedenle Kayyumiyetini bir an çekse kainat yok olur:

"Allah, O'ndan başka tanrı yoktur; O, hayydir, kayyûmdur. Kendisine ne uyku gelir ne de uyuklama. Göklerde ve yerdekilerin hepsi O'nundur. İzni olmadan O'nun katında kim şefaat edebilir? O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. (O'na hiçbir şey gizli kalmaz.) O'nun bildirdiklerinin dışında insanlar O'nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler. O'nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır, onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez. O, yücedir, büyüktür." (Bakara, 2/255)

Allah'ın bütün isinmleri her an tecelli ediyor.

O her şeyi kendi bekâsı ile bâki kılar...
Kayyumiyet sıfatı ile kâim kılar...
Hayatı ile ona hayat verir...
Kudreti ile onu kudrete erdirir...
İrâdesi ile onu dilek sahibi eyler...
Kelâmı ile konuşturur.

Bu nedenle Allah isimlerinden birini, örneğin Mukaddir ismini çekse hiçbir şeyde şekil, ölçü ve denge kalmaz. Bunun gibi her şey her anında Ona muhtaçtır.

Allah’ın bütün güzel isimleri, ilâhî sıfatlardan birine dayanır. Meselâ, Alîm ismi sıfat-ı sübutiyeden ‘İlim’ sıfatına, ‘Kadîr’ ismi ‘Kudret’ sıfatına, ‘Mütekellim’ ismi ‘Kelam’ sıfatına dayanır.

Keza, Evvel ismi, sıfat-ı selbiyeden ‘Kıdem’ sıfatına, ‘Âhir’ ismi, ‘Beka’ sıfatına dayanır.

Bazı İslâmî kaynaklarda ilâhî isimlerden, sıfat diye söz edildiği görülür. Meselâ, ‘Kerîm’, Allah’ın bir ismidir. Aynı zamanda Allah’ı kerem sahibi olarak vasıflandırması cihetiyle de sıfat vazifesi görür. ‘Kerîm Allah’ dediğimiz zaman Kerîm ismini sıfat makamında kullanmış oluruz.

Allah’ı hangi isimle yâd edersek edelim, o isim aynı zamanda Allah’ın bir vasfını, bir kemâlini, bir cemâlini, yahut ahlâk-ı ilâhiyyesinden birini ifade etmekle sıfat vazifesi görür.

İlâhî isimlerden çoğu fiilî sıfatlara dayanırlar. Hâlık ismi, yaratma fiiline; Muhyî ismi, ihya (hayatlandırma) fiiline; Musavvir ismi, sûret verme fiiline; Mümit ismi, imâte (ölümü verme) fiiline dayanır.

İnsanlar hayatları boyunca, üstesinden gelemeyecekleri birçok şeylerle karşılaşmakta; keder, sıkıntı, acz ve ümitsizliklere maruz kalmaktadırlar. Yüce Allah şöyle buyurur:

"İnsana bir darlık dokunduğu zaman yanı üzere yatarken, otururken yahut ayakta bize yalvarır..." (Yunus, 10/12)

"(Denizde) onları gölgeler gibi dalgalar sardığı zaman dîni yalnız kendisine has kılarak Allah'a yalvarırlar..." (Lokman, 31/32)

Bu âyetlerden de anlaşıldığı gibi dua, insanda fıtrîdir. Dua ettikten sonra insan gönlünde bir ferahlık ve serinlik hisseder. İsteğinin yerine getirileceği konusunda ümidi artar. Bu yönüyle dua, insana bir şifa ve rûhî bunalımlara karşı koruyucu bir sağlık tedbiridir. Bu nedenledir ki, dua etmeyen toplumlar rûhen çökmüş toplumlardır.

Âyet ve hadîslerde dua teşvik edilmiştir:

"Rabbiniz, şöyle buyurdu: Bana dua edin, size cevap vereyim." (Mü'minûn, 23/60).

Hz. Peygamber (s.a.s.) de şöyle buyurur:

" Allah katında duadan daha şerefli bir şey yoktur." (Tirmizî, Daavat,1; İbn Mace, Dua,1)

"Dua ibadetin ta kendisidir. " (Tirmizî, el-Bakara Sûresi Tefsiri, 16)

Dua aynı zamanda bir ibadettir.

Bir âyette şöyle buyurur:

"Kullarım sana beni sorunca, haber ver ki, ben şüphesiz onlara yakınım. Bana dua edenin duasını kabul ederim. " (Bakara, 2/186)

Eyüp Aleyhisselâm,

"Ya Rabbi, gerçekten benim başıma bela geldi. Halbuki sen merhametlilerin merhametlisisin."(Enbiya, 21/83);

Zekeriya (a.s.),

"Rabbim, beni yalnız bırakma..." (Enbiya, 21/89);

Âdem (a.s.),

"Ey Rabbimiz, biz nefislerimize zulmettik. Eğer sen bizi affetmez ve bize acımazsan mutlaka zarara uğrayanlardan oluruz. " (A'raf, 7/23) diyerek dua etmişlerdir.

"Beni Müslüman olarak öldür ve beni salih kullarına kat... " (Yusuf, 12/101) duası Yusuf (a.s.)'ın;

"Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni tenzih ederim. Ben zalimlerden idim." duası da Yunus (a.s.)'ın duasıdır.

İmam Ahmed b. Hanbel'in Ebû Saîd el-Hudrî'den (r.a.) rivâyet ettiği bir hadîste:

"Duanın karşılıksız kalmayacağı, bilâkis üç şeyden birinin mutlaka meydana geleceği; ya kabul ya âhirete bırakma yahut eda edilen dua oranında günahın affedileceği" beyan buyurulmuştur.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun