Allah bize karşı ne kadar sabırlı?

Soru Detayı

​Allah bizden insanları sevmemizi, fakat işlenen günahlara karşı buğz etmemizi istiyor ... ve insanlar için cenneti murat etmemiz, ne kadar sınırı aşsalar da hidayetleri için dua etmeliyiz ...
Peki merak ettim, Allah da kendisi böyle midir?
Bir insanı Yaratıcısından daha fazla kimse sevemeyeceğine göre, Allah da bütün kullarını çok çok sabırlı olmalı değil mi? Ben bile bir insanın hatasına kızabiliyorum ama cehennemi asla istemem, ve merhamet hissederim..
Allah da böyle midir bize karşı?
Allah’ı daha iyi tanımam için bu konuda tefekkür etmeme yardımcı olur musunuz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Allah mukaddes isim ve sıfatlarını sever. İsim ve sıfatlarının birer tecellisi olan -insanlar dahil- bütün sanatlarını sever.

Bu işin bir yönü.

- Allah ezeli ilim ve hikmetiyle cinler ve insanlar için özel bir imtihan açmıştır. Bu imtihanının adaletle cereyan etmesi için “mükellefiyet” kriterleri getirilmiştir. Bir yandan insanları imtihan sorularını kavrayabilecek şekilde donatılmışken, diğer yandan “akıllı olmak ve erginlik çağına gelmiş olmak” gibi bu fıtri donanımları kullanabilecek bir kişilik ön görülmüştür. Akıl sağlığı yerinde olmayanlar ve çocuklar, bu kişiliğe sahip olmadıkları için imtihandan muaf tutulmuşlardır.

Bu da diğer bir yönü.

- Bu imtihanda sorularla birlikte cevapların ne olduğu da belirtilmiş, herkese eşit olarak bir nevi kopya verilmiştir. Bu kopyalardan haberdar olmayanlar da - akıl sağlığı yerinde olmayanlar, çocuklar gibi- imtihandan muaf tutulmuşlardır. “Biz bir topluluğa Peygamber göndermedikçe onlara azap etmeyiz.” (İsrâ, 17/15) mealindeki ayette bu gerçeğin altı çizilmiştir.

Bu da işin ayrı bir yönü.

- İmtihana tabi tutulan insanlar ise, adaletin gereği olarak kendilerine verilen özgür iradelerine göre tercihlerini yaparlar. İman ve inkâr, cennet ve cehennem bu özgür iradenin bir sonucudur. “(Resulüm!) De ki: (benim size tebliğ ettiklerim), Rabbinizden gelen haktır. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” (Kehf, 18/29) mealindeki ayette bu hakikat seslendirilmiştir.

- İnsanların özgür iradeleriyle yaptıkları tercihler, imtihanın seyrini belirleyen yegâne faktördür. Bununla beraber, yüce Allah kullarını kollamış, adaletin ötesinde sonsuz rahmetiyle onların imtihanı kazanmaları için bazı ekstra fırsatlar tanımıştır.  

Örneğin, inkârcılığı tercih edenlerin yıllar sonra da olsa, tövbe edip iman etmeleri halinde mümin olarak kabul edilmeleri bu rahmetin gözle görülen bir tezahürüdür.

Keza, hayatı boyunca özgür iradeleriyle isyan, günah bataklığında bocalayanların bundan pişman olup hakka dönmeleri durumunda affedilmeleri de bu ilahi rahmetin ve muhabbetin bir yansımasıdır.

“Eğer inkâr edecek olursanız bilin ki Allah sizden müstağnidir (Ne size ne de hiçbir şeye ihtiyacı yoktur), ama kullarının inkâra sapmalarına razı olmaz. Eğer şükrederseniz, bundan hoşnut olur.” (Zümer, 39/7) mealindeki ayette ifade edildiği üzere, “Allah, kendisine hiç bir zararı olmamakla beraber, yine de kullarının -kendilerine zarar veren- inkara sapmalarını hoş karşılamaz. Fakat onların kendilerine yararı olan şükretmeleri/iman edip itaat etmelerinden çok memnun ve hoşnut olur” anlamına gelen hususların vurgulanması, Allah’ın kullarının imtihanı kazanmalarına taraftar olduğunu göstermektedir.

“Siz şükredip iman ettikten sonra Allah ne diye sizi cezalandırsın ki? Allah şükredenlerin mükâfatlarını bol bol verir ve her şeyi hakkıyla bilir.” (Nisa, 4/147) mealindeki ayette de Allah’ın “insanların imtihanı kaybetmelerine değil, kazanmalarına” taraftar olduğunun açık göstergesidir.

Ancak, “Zalimler için yaşasın cehennem” dedirten durumlar da eksik olmamaktadır. Zalim izzetinde, mazlum zilletinde ölüp gidiyor. Bunların durumuna bakmamak büyük bir adaletsizliktir. Onun için azap çekenler de olacaktır.

Bu konuyu özetle, Bediüzzaman hazretlerinden dinleyelim:

“Cehennem'in vücudu ve şiddetli azabı, hadsiz rahmete ve hakikî adalete ve israfsız, mizanlı hikmete zıddiyeti yoktur. Belki rahmet ve adalet ve hikmet, onun vücudunu isterler. Çünki nasıl bin masumların hukukunu çiğneyen bir zalimi cezalandırmak ve yüz mazlum hayvanları parçalayan bir canavarı öldürmek, adalet içinde mazlumlara bin rahmettir. Ve o zalimi afvetmek ve canavarı serbest bırakmak, bir tek yolsuz merhamete mukabil yüzer bîçarelere yüzer merhametsizliktir.”

“Aynen öyle de; Cehennem hapsine girenlerden olan kâfir-i mutlak, küfrüyle hem esma-i İlahiyenin hukukuna inkâr ile tecavüz, hem o esmaya şehadet eden mevcudatın şehadetlerini tekzib ile hukuklarına tecavüz ve mahlukatın o esmaya karşı tesbihkârane yüksek vazifelerini inkâr etmekle hukuklarına tecavüz ve kâinatın gaye-i hilkati ve bir sebeb-i vücudu ve bekası olan tezahür-ü rububiyet-i İlahiyeye karşı ubudiyetlerle mukabelelerini ve âyinedarlıklarını tekzib ile hukukuna bir nevi tecavüz ettiği haysiyetiyle öyle azîm bir cinayet, bir zulümdür ki afva kabiliyeti kalmaz. اِنَّ اللّهَ لاَ يَغْفِرُ اَنْ يُشْرَكَ بِهِ (Allah kendisine şirk koşulmayı/küfre sapmayı affetmez) mealindeki âyetinin tehdidine müstehak olur. Onu Cehennem'e atmamak, bir yersiz merhamete mukabil, hukuklarına taarruz edilen hadsiz davacılara hadsiz merhametsizlikler olur. İşte o davacılar Cehennem'in vücudunu istedikleri gibi, izzet-i celal ve azamet-i kemal dahi kat'î isterler.” (Asa-yı Musa, 48)

İlave bilgi için tıklayınız:

Allah, günah işlediğimizde tövbemizi bekler mi?

Allah sabreder mi?

Allah ceza vermek istemiyor mu?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
938 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun