Yaradan istese, herkesi dinine düşkün ya da cennet ehlinden yaratabilirdi?

Soru Detayı

- Yüce Allah, şeytanı yaratmadan önce onun böyle karşı geleceğini de biliyordu. Hz. Adem’i yaratırken de onun ne yapacağını biliyordu. Peki yaradan istese bütün herkesi dinine düşkün yada cennet ehlinden yaratabilirdi. Ya da imtihana tabi tutmadan direkt cennetine de koyabilirdi. Şüphesiz onun gücü her şeye yeter.

- Sonuç olarak cehennem ehline gidecek olan insanlar yaradanı üzecek. Biz bile üzülürken bizi yaradan rahmeti bol olan üzülmez mi. Bunun hikmeti nedir?

- Cehennemi istese yaratmazdı da az bir ceza verebilirdi. Diyorsunuz ki cehennemde de olsa var olmak yok olmaktan daha iyi o zaman cehennem ehlindekiler neden yok olmak isteyecekler?

- Bunu aklım almıyor. Çünkü yok olduklarında zaten bunun bilincinde olmayacaklar ki. Sürekli yanmak acı çekmek neden daha iyi olsun ki?

- Bunun gibi hikmetini bilmediğimiz şeyleri sorgulamak günah mı? 

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Allah açıkça cehennemi de insanlar ve cinlerle dolduracağını haber vermiştir. (Secde, 32/13)

Allah’ın sonsuz rahmeti yanında sonsuz adaleti de vardır. Sonsuz rahmeti herkesi cennete götürme vesilesi olarak düşünüldüğü gibi, sonsuz adaleti de zalimleri cehennemle cezalandırmayı ön görür.

- Eğer imtihan olmasaydı, iyi kimseler ile kötü kimseler, zalimlerle mazlumlar aynı kefeye konmuş olacaktı. Okuma-yazmayı sökmemiş bir öğrenci, siyasal bilgileri fakültesini bitirmiş bir öğrenciyle aynı tutulmuş olacaktı. Çalışanla çalışmayanlar, hırsızlarla mal sahipleri aynı kefeye konulacak hem başarılı olanlara hem de başarısız olanlara aynı şekilde mükafat verilecekti.

Bu ise adalet anlayışıyla bağdaşmayan bir durumdur. Hangimiz evimizi soyan, kardeşimizi öldüren bir hırsız ve bir cani ile aynı şekilde mükâfatı paylaşmaya razı oluruz?

Bizim razı olmadığımız bir hususa Allah’ın razı olmasını istemek kadar çirkin bir şey olabilir mi?

Allah’ın bin bir isminin tecellilerini inkar eden, onun 124.000 peygamberini, 104 kutsal kitabını yalanlayan, hayatları boyunca onun bütün nimetlerine karşı nankörlük eden, kendisine isyan etmeyi marifet sayan, nice kullarına zulmeden zalimleri, canileri, katilleri, kâfirleri de ona itaat eden mümin kulları ile birlikte cennete koymasını istemek kadar bir vicdansızlık olabilir mi?

- İşte bu gibi adaletsizlik örneklerinin olmaması için, aksine itaat edenlere mükâfat, isyan edenlere ceza vermek için cennet ve cehennem yaratılmıştır. Cennet sonsuz rahmetin bir yurdu olduğu gibi, cehennem de bir adalet yurdudur.

“Mümin kimse, yoldan sapmış kimse gibi midir? Bunlar elbette bir olmazlar.” (Secde, 32/18),

“Biz hiç Müslümanları suç işlemiş (kafirler) gibi kılar mıyız? Size ne oluyor nasıl (böyle bir) hüküm veriyorsunuz?” (Kalem, 68/35-36)

mealindeki ayet ve benzerlerinde cehennemin bir adalet yurdu olduğuna işaret edilmiştir.

- Bu konuda Bediüzzaman Hazretlerinin şu ifadelerine bakmakta fayda vardır:

“Cehennem'in vücudu ve şiddetli azabı, hadsiz rahmete ve hakikî adalete ve israfsız, mizanlı hikmete zıddiyeti yoktur. Belki rahmet ve adalet ve hikmet, onun vücudunu isterler. Çünkü nasıl bin masumların hukukunu çiğneyen bir zalimi cezalandırmak ve yüz mazlum hayvanları parçalayan bir canavarı öldürmek, adalet içinde mazlumlara bin rahmettir. Ve o zalimi afvetmek ve canavarı serbest bırakmak, bir tek yolsuz merhamete mukabil yüzer bîçarelere yüzer merhametsizliktir."

"Aynen öyle de Cehennem hapsine girenlerden olan kâfir-i mutlak, küfrüyle hem esma-i İlahiyenin hukukuna inkâr ile tecavüz, hem o esmaya şehadet eden mevcudatın şehadetlerini tekzib ile hukuklarına tecavüz ve mahlukatın o esmaya karşı tesbihkârane yüksek vazifelerini inkâr etmekle hukuklarına tecavüz ve kâinatın gaye-i hilkati ve bir sebeb-i vücudu ve bekası olan tezahür-ü rububiyet-i İlahiyeye karşı ubudiyetlerle mukabelelerini ve âyinedarlıklarını tekzib ile hukukuna bir nevi tecavüz ettiği haysiyetiyle öyle azîm bir cinayet, bir zulümdür ki afva kabiliyeti kalmaz. اِنَّ اللّهَ لاَ يَغْفِرُ اَنْ يُشْرَكَ بِهِ âyetinin tehdidine müstehak olur. Onu Cehennem'e atmamak, bir yersiz merhamete mukabil, hukuklarına taarruz edilen hadsiz davacılara hadsiz merhametsizlikler olur. İşte o davacılar Cehennem'in vücudunu istedikleri gibi, izzet-i celal ve azamet-i kemal dahi kat'î isterler.” (Asa-yı Musa, s. 48)

- “Cehennemde ebedi kalmakla yok olmak” arasındaki bağlantıyı ve karşılaştırmayı Bediüzzaman Hazretleri şöyle yapmıştır:

“İnsan (…) dünyada muvakkat bekasını arzuladığı gibi bir dâr-ı ebedîde bekasını, aşk derecesinde arzuluyor(...) Ve öyle arzuları ve matlabları var ki, ebedî saadetten başka hiçbir şey onları tatmin etmiyor. Hattâ Onuncu Söz'de işaret edildiği gibi, bir zaman -küçüklüğümde- hayalimden sordum: "Sana bir milyon sene ömür ve dünya saltanatı verilmesini, fakat sonra ademe ve hiçliğe düşmesini mi istersin? Yoksa bâki fakat âdi ve meşakkatli bir vücudu mu istersin?" dedim. Baktım, ikincisini arzulayıp birincisinden "ah" çekti. "Cehennem de olsa beka isterim" dedi. (Şualar, s. 222, 223)

Bu ifadeden anladığımız şudur:

a) İnsanın fıtratında/yaratılışında bir “aşk-ı beka arzusu” vardır. İnsanoğlu, fıtratının/vicdanının sesini dinleyebildiği takdirde bu aşkın uğruna her türlü sıkıntılara girmeye razıdır. Hatta cehennem de olsa “beka”nın hatırı için orya girmeye razıdır.

b) Bu, insanda var olan fıtri bir duygudur. Ancak insanda başka duygular da vardır. Örneğin azaptan, işkenceden, sıkıntıdan kaçmak da önemli bir duygudur.

“O gün kişi önceden yaptıklarına bakacak ve kâfir olan kimse ‘Keşke ben bir toprak olsaydım.’ diyecektir.” (Nebe’, 78/40)

mealindeki ayette insanın bu duygusuna işaret edilmiştir. Bu iki duygunun çarpışması durumunda galip gelen duygunun hükmü geçerli olacaktır. Bediüzzaman hazretlerinin karşılaştırma yaptığı bir zaman diliminde onun hayali “beka arzusu”nu her şeyden üstün tutmuş ve cehennem de olsa var olmayı arzulanmıştır. Bizim bazen nazara verdiğimiz husus budur.

c) Bazı aşıkların aşk uğruna çekmedikleri cefa, görmedikleri eza kalmamıştır. Ferhat ile Şirin, Kerem ile Aslı, Mem ile Zin’in hikayelerini duymayanımız yoktur. Öyle anlaşılıyor ki, insanda yüksek bir potansiyele  sahip olan aşk duygusu sağlam bir şekilde işlediği zaman diğer bütün duyguları yenebilir ve kendi düdüğünü çalabilir.

Demek ki Bediüzzaman Hazretlerinin söz konusu karşılaştırması bu fıtrî hakikatin seslendirilmesi anlamına gelir.

d) Bu gün inkâr edilmesi mümkün olmayan bir gerçek şudur ki, genel olarak hiç kimse idam olmayı -çok sıkıntılı da olsa- müebbet hapse tercih etmez. İdamı müebbede çevrilen mahkûmların aileleri bundan dolayı adeta bayram yaparlar.

Bu örnek de insandaki “aşk-ı beka”nın ne kadar güçlü olduğunun kanıtıdır.

e) Bazı insanlar kendi iradeleriyle intihar ediyor, kendilerini yok ediyorlar. Çünkü onlara göre, hayatta kalıp çekilmez sıkıntılara katlanmaktansa yok olmak tercih edilir. İnsanda intihar duygusu -yukarıda arz ettiğimiz- sıkıntılardan kaçma duygusunun kendisidir. Ancak şunu da kimse inkâr edemez ki, normal insanların hiçbiri bu intiharı onaylamaz.

Demek ki burada “aşk-ı beka” denilen her zaman var olma duygusu ile, “sıkıntıdan kaçma” duygusu arasında bir çarpışma vardır. İntihar eden kişideki “sıkıntıdan kaçma” duygusu ağır basmış olmasına mukabil, diğer insanlardaki “aşk-ı beka” arzusu daha ağırlıktadır. Onun için bunlar “şartlar ne olursa olsun intihar etmenin yanlış olduğunu” düşünürler.

f) Bütün açıklamalardan anlaşılıyor ki, insanda cehennem de olsa ebedi olarak var olmayı yok olmaya tercih eden bir duygu vardır. Şu var ki insandaki duygular her zaman doğru olarak çalışmaz. Bu sebepledir ki bazen beş paraya değmeyen bir bakır çubuğunu orijinal bir elmas çubuğuna tercih eder.

“Onlar ki dünya hayatını ahiret hayatına tercih eder.” (İbrahim, 14/3)  mealindeki ayet işaret ediyor ki: Bazı zamanlarda bir kısım ehl-i iman (imanları beraber olduğu halde) ve bir kısım ehl-i ilim (âhireti tam bildikleri halde) ehl-i dalalete iltihak ederler,  bilerek ve severek hayat-ı dünyeviyeyi dine ve âhirete, yani elması tanıdığı, bildiği ve bulduğu halde beş paralık şişeyi ona tercih etmek gibi; sefahet-i hayatı, dinî hissiyata muannidane tercih edip dinsizlik ile iftihar ederler. (bk. Şualar, s. 724)

İlave bilgi için tıklayınız:

Şeytan yaratılmasaydı, hepimiz cennette mi olurduk?
Sonsuz merhamet sahibi olan Allah, niçin kullarını cennet için sınav ediyor?
Allah insanların nefislerine ve şeytana yenik düşeceğini biliyordu ...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR