Cehennemin ve şeytanın yaratılışı, mükemmel bir yaratıcı anlayışına ters değil mi?

Soru Detayı

- Allah mükemmel diyoruz, iyi diyoruz, her şeyi güzel yapar diyoruz. Ama Allah insanları yakmak için cehennem gibi bir işkence odası diyeyim yaratıyor. Şimdi diyeceksiniz ki insanın iradesi var, günah işlemesin, cehennemde yanmasın. Zaten çoğu soruyu din alimleri insan iradesiyle açıklamaya çalışıyor.

- Benim burada takıldığım mevzuu insanın iradesi değil. İnsan iradesini zaten biliyorum. Benim takıldığım konu Allah'ın ceza verici, işkence yapıcı, vahşi yönü. Tıpkı bir insan gibi hatta insanın insana yapabileceğinden daha vahşice bir ceza... Bu durum mükemmel bir yaratıcı, merhametli bir yaratıcı anlayışına çok ters bence.

- Bir diğer husus da şeytan. Bildiğim kadarıyla şeytan Allah'tan müddet istiyor ve Allah da ona müddet veriyor. Yine burada Allah kötülüğe izin veriyor. Hatta her insana vesvese verebilecek bir güce sahip, Allah'a rakip konumda bir güce sahip varlığa izin veriyor.

- Dünyada bazı musibetlerin Allah'ın insana bir uyarısı olarak algılıyorsunuz fakat şeytana musibet falan yok. Yine burada insan iradesiyle ilişkili bir cevap istemiyorum. Benim takıldığım mevzuu üstün bir yaratıcının, sevgi dolu, çok iyilikçi bir yaratıcının, şeytana (kötülük yapmasına) izin vermesi.

- İşte ben bu ve bunun gibi sorulara cevap bulamadığım için ateist oldum. Çünkü alimler mantıklı bir cevap veremiyor. Çoğu olayı iradeyle açıklıyor. İradeyle ilgisi olmayan konuları da bu şekilde açıklamaya çalışıyor. Benim sorum irade değil. Allah'ın yaptığı kötülükler. Eğer cehenneme kötü diyebiliyorsanız. Oraya gitmek istemiyorum diyebiliyorsanız, cehennemin kötü olduğunu da kabul etmişsiniz demektir. Peki cehennemi kim yarattı? Allah. Kötülüğü yaratan da kötüdür bence.

- Şimdi ben burada insanı da Allah yarattı o da kötülük yapıyor, desem insanın iradesi var diyeceksiniz. Eyvallah kabul ediyorum, insanın iradesi var. Cehennemin de mi iradesi var?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Aksine, cehennemin ve şeytanın yaratılması, onları yaratan Zat'ın kemalini gösterir.

Allah’ın sonsuz merhamet sahibi olduğunun en açık delillerinden biri de Allah’ın kendilerini yoktan var edip bin bir çeşit nimetlerle donattığı halde, hâlâ kalkıp ona karşı saygısızca davrananları yok etmemesi, rızıklarını kesmemesi, derhal dillerini lal etmemesi, gözlerini kör kulaklarını sağır etmemesi, onları bir anda cehennemin dibine sokmaması, bir anda canlarını alıp cehenneme yollamamasıdır.  

Sonsuz kudret sahibi olduğuna evrenin şahitlik ettiği Yüce Yaratıcının gücü yettiği halde, alçak düşmanlarını derhal helak etmemesi, onun sonsuz rahmeti ile değil de ne ile izah edilebilir?

Allah’ın sadece merhameti değil, aynı zamanda gazabı, öfkesi de vardır. Şu bir gerçektir ki, merhamet insanların güzelliğini gösterdiği gibi, öfke sıfatı da insanların izzetini gösteriyor. Merhamet cemali, öfke celali, merhamet mükâfatı, öfke cezayı gerektiren bir vasıftır. İnsanlık camiasında “izzet-i nefis” sahibi olma özelliği, herhalde merhameti ifade etmiyor. Bilakis, yanlışlara tepkisini ortaya koyan kimsenin vakarını, ağırbaşlılığını, mükemmelliğini ortaya koyuyor.

Aynı bunun gibi, Allah’ın dost-düşman demeden herkese nimet sofralarını açması, onun sonsuz merhametinin bir yansımasıdır.  

Buna mukabil, Allah’ın kendisine karşı edepsizlik edenleri cezalandırması, onun sonsuz kudretini, izzetini, büyülüğünü, yüceliğini, yegane ilah ve hükümdar olduğunu gösterir.

Sonsuz merhametin yansıması olan mükâfat gibi, sonsuz izzetin yansıması olan ceza sistemi de onun mükemmel bir varlık olduğunun göstergesidir.

Zira hiçbir devlet veya padişah yoktur ki, kendisine itaat edenler ile isyan edenleri aynı kefeye koymuş olsun. Çünkü böyle bir tavır o padişahın kendi haysiyetini bilmeyen izzet-i nefis sahibi olmamak, iyilik ile kötülüğü fark etmeyecek kadar budala ve saf olmakla suçlanacaktır. Ve bu suçlama yerden göğe de haklıdır. Çünkü kâmil / mükemmel bir insan iyi insanlar ile kötü insanları bir tutmaz, dostları ile düşmanlarını aynı kefeye koymaz.

Şimdi bu gerçekler ortada iken, kalkıp da Allah’ın düşmanlarını cezalandırmasını bahane ederek onun merhamet sahibi olmadığını, mükemmel bir varlık olmadığı iddia etmek, dünyada modası geçmiş bir hezeyan, en sofistike bir iftira, en antika bir yalandır.

Bugün bütün uygar ve hukuk üstünlüğüne inanan hangi devlet var ki anarşist, terörist ve eşkıya olanlar için bir ceza mekanizmasını işletmesin, bir hapis yuvasını yapmış olmasın ve suçluları cezalandırmış olmasın. Birer suç makinesi ve insanlığın yüz karası olan hırsız, cani, kapkaç, ırz-namus düşmanı gibi anarşistlerden başka kim bu sisteme karşı çıkabilir, bunu merhametsizlikle suçlayabilir.

Şuna eminiz ki, bu konuda Bediüzzaman Hazretlerinin şu altın değerdeki ifadelerini ön yargısız okuyan herkesin vicdanı, cehennemin varlığına taraftar olacaktır. Özetle takdim ediyoruz:

“Cehennem'in varlığı ve şiddetli azabı, hadsiz rahmete ve hakiki adalete ve israfsız, mizanlı hikmete zıddiyeti yoktur. Aksine, rahmet ve adalet ve hikmet, onun varlığını isterler."

"Çünkü nasıl ki, bin masumun hukukunu çiğneyen bir zalimi cezalandırmak ve yüz mazlum hayvanı parçalayan bir canavarı öldürmek, adalet içinde mazlumlara bin rahmettir. Ve o zalimi affetmek ve canavarı serbest bırakmak, bir tek yolsuz merhamete mukabil yüzer bîçarelere yüzer merhametsizliktir."

"Aynen öyle de; Cehennem hapsine girenlerden olan kâfir-i mutlak, küfrüyle;
- Hem esma-i İlahiyenin hukukuna (Allah’ın Rahman, Rahim, kerim gibi binlerce isimlerinin tezahürlerini) inkâr ile tecavüz,
- Hem o esmaya şehadet eden mevcudatın şehadetlerini tekzip ile hukuklarına tecavüz
- Ve mahlukatın / yaratıkların Allah’ın her türlü noksanlıklardan uzak olduğunu ilan etmek gibi sürekli yerine getirdikleri yüksek vazifelerini inkâr etmekle hukuklarına tecavüz
- Ve kâinatın yaratılış gayesi, varlığının ve varlıkta devam etmesinin sebebi olan,"

 Allah’ın yaratmak, idare etmek, terbiye etmek, eğitmek, büyütüp beslemek, gözetip korumak gibi yüksek idareciliğine karşı kulluk görevlerini yerine getirerek bir nevi teşekkürler mukabelede bulunmalarını ve Allah’ın o en güzel ve en mükemmel sıfatlarını ontolojik aynalarda yansıtmalarını tekzib ile hukukuna bir nevi tecavüz ettiği haysiyetiyle öyle azîm bir cinayet, bir zulüm meydana alır ki, af edilmeye kabiliyeti, istihkakı kalmaz. اِنَّ اللّهَ لاَ يَغْفِرُ اَنْ يُشْرَكَ بِهِ  (Allah kendisine ortak koşmayı asla affetmeyecektir) ayetinin tehdidine müstehak olur. Onu Cehennem'e atmamak, bir yersiz merhamete mukabil, hukuklarına taarruz edilen hadsiz davacılara hadsiz merhametsizlikler...” (bk. Şualar,  s. 230)

Şeytanın varlığı, imtihanın asli unsurlarından biridir. Allah -şeytan dahil- hiç kimse ile mücadeleye girmiyor... Kimseyi rakip görmüyor. Eğer Allah yarattıkları ile mücadeleye girseydi, onları rakip olarak görseydi, niye onları yaratsın ki... Onları yaratmaz olur biterdi...

Kur’an’da şunu kesin olarak öğreniyoruz ki, Allah imtihana tabi tuttuğu insan, cin ve şeytanlara akıl ve özgür irade vermiştir. Şeytanlar özgür iradeleriyle isyan etmiş, Allah’ın  emirlerini yerine getirmemiş, hayatta kaldıkları sürece Allah’ın kullarını doğru yoldan saptıracaklarını ilan etmişler.

Allah da insanoğluna babaları ÂDEM’e karşı düşmanlık besleyen bu şeytanların tuzaklarına düşmemeleri, insanları cehenneme sürüklemek için gece-gündüz çalışan bu şeytanları ezeli düşman olarak görmelerini tavsiye etmek, dosdoğru yolu göstermek için peygamberleri ve kitapları göndermiştir.

Keza, Allah cennet ve cehennemi yaratmış, sonra da bir imtihan açmıştır. İmtihanın bir değer ifade etmesi için hem kazanma hem kaybetme unsurlarını barındırması gerekir. İnsanlardaki kötü ve iyi duyguların varlığı, akıl-zekanın yanında nefsin ve  kör hissiyatın yaratılması da bu gayeye yöneliktir.

Keza, bu amaca hizmet etmesi için insan kalbinin sağ tarafında güzel ve doğruları ilham eden melekleri, sol tarafında da kötülüğü ve yanlışları telkin eden şeytanları yaratmıştır. Ayrıca kötüyü ve iyiyi ayırt etmek için aklı bir mümeyyiz unsur olarak tayin ettiği gibi, bu imtihanın düzgün yürümesini sağlamak, imtihan rehberi olan semavi kitapların şifrelerini çözüp, sorulara doğru cevap vermelerine yardım etmek için peygamberleri birer rehber-muallim olarak görevlendirmiştir.  

Allah’ın icraatlarını eleştirmek için onun sonsuz ilim ve hikmetini kuşatan bir akla sahip olmayı gerektirir. Bu imkansız olduğuna göre, onu eleştirmek sadece kişiyi cehalete sürükler, cehenneme yaklaştırır, başka hiçbir ilmi katma değer sağlamaz, sağlayamaz. Şimdi;

- Bir yandan sonsuz ilim, hikmet ve kudretiyle kâinatı yarattığına inandığınız bir Allah’a iman edeceksiniz, sonra onun yanlış imtihan yaptığını savunacaksınız...

- Bir yandan Allah’ın hiçbir şeye muhtaç olmayan, bütün evreni ve insanları sırf rahmetinin bir yansıması olarak yarattığına inanacaksınız, öbür taraftan şeytanı düşman ilan etmesini yadırgayacaksınız...

- Bir yandan cennet ve cehenneme inanacaksınız, adil bir imtihanın gereği olarak iyi insanların cennete, kötü insanların cehenneme gideceğine iman edeceksiniz, diğer taraftan bu imtihanın şeklini eleştirmeye kalkacaksınız...

Allah'ınızı seversiniz, bütün bunlar size garip gelmiyor mu?

Cehennemin iradesi konusuna gelince, nasıl ki dünyadaki ateşin iradesi yoksa, yine bir ateş olan cehennemin de iradesi yoktur. Bu dünyadaki ateş, Allah'ın verdiği görevi yapmaktan nasıl rahatsız olmuyorsa, ebedi hapishanenin ateşi de görevini yapmaktan rahatsız olmaz.

İlave bilgi için tıklayınız:

Allah Rahman ve Rahim ise, neden insanları akıl almaz işkencelerle yakıyor?

Allah'ın sınav yapması çelişkisi, çıkmaz bir paradoks mudur?

Şeytan ve şerler niçin yaratıldı?

İyilikleri Allah'tan, kötülükleri nefisten bilmek, ne demektir?

Allah şefkatinden dolayı nasıl kulunu cehennem ateşine atar?..

Cehennemde sonsuz süre kalmayı kesinleştiren deliller.

Cehennemde ebedi kalmanın adalet olması konusu...

Cehennemde olanların belli bir süre sonra azaba alışacakları...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
EN ÇOK SORULANLARDAN
UYGULAMALAR