Zina cezasıyla ilgili ayette evli-bekar ayırımı var mı?

Tarih: 14.06.2016 - 01:02 | Güncelleme:

Soru Detayı

1) Nur Suresi 2. ayet ve Nisa Suresi 15. ayet arasında çelişki var mıdır?
- Bazı kişiler bu ayetleri evli - bekar diye ayırıyor. Haşa bir çelişki var da onu ortadan kaldırmak için mi böyle evli - bekar diye ayırıyorlar?
- Çünkü bildiğim kadarıyla evli - bekar ayrımı yok. Ayetlerin mealini verip açıklarsanız sevinirim teşekkür ederim.
2) Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyacak olursan, seni Allah yolundan saptırırlar. Çünkü onlar zandan başka bir şeye tâbi olmuyorlar ve temelsiz bir tahminden başka bir şeye de dayanmıyorlar.” (Enam, 6/116)
- bu ayete göre ilerde dünyanın çoğunluğu Müslüman oldu diyelim. (%75) hepsi de ehlisünnet bu ayete göre çoğunluğa uyarsak Allah yolundan saptırırlar mı?
- Ayrıca şu ana göre dünyanın geri kalanının hepsi mi temelsiz tahminden başka bir şeye dayanmıyor?
- Hepsi mi zandan başka bir şeye tabi olmuyorlar?
- Bunlar bir hata mıdır?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Cevap 1:

Soruda söz konusu edilen ayetlerin meali şöyledir:

“Zina eden kadın ve erkeğin her birine yüz değnek vurun. Eğer Allah’a ve ahirete iman ediyorsanız, Allah’ın hükmünü uygulama işinde sakın acıma hissi sizi etkisi altına alıp da uygulamayı engellemesin. Hem onların bu cezalandırılmalarında müminlerden bir cemaat da bulunup şahit olsun!” (Nur, 24/2)

Nur suresinin ikinci ayetinde zina suçu için belirlenen yüz değnek cezası, bekar veya evli vasıfları kullanılmadan mutlak olarak ifade edilmiştir. Burada bir iki noktaya dikkat çekerek konuya açıklık getirmeye çalışacağız:

a) İslamî hükümlerin -Kitap ve Sünnet olmak üzere- iki kaynağı vardır. Kur'an’da bekarlar için “yüz değnek” cezası, Sünnette ise “Recim” cezası ön görülmüştür.

Namaz, oruç, hac, zekât gibi temel İslamî hükümlerin tamamlanması sünnete bırakıldığı gibi, zina suçunun önemli bir bölümü olan recim de sünnete bırakılmıştır.  

Genel olarak zina suçunun bekâr olanlarda daha fazla olma ihtimalinin bulunmasına binaen, birinci teşri kaynağı olan Kur'an’da yer alması daha uygundur.

b) Yeni hükümlerin ortaya konulması, doğan yeni maslahatlara bağlıdır. Farklı dinlerin farklı hükümler ihtiva etmesi de bu hikmetten kaynaklanmaktadır.

Buna göre, önce ayette hem bekar hem de evli olanlar için “yüz değnek” cezası hükmünün verilmesi, daha sonra maslahatın gerektirmesinden ötürü, sünnetle evliler için “recim” cezasının uygulamaya konulmuş olması mümkündür.

Nitekim, Hz. Ali’nin aynı kişiye hem değnek hem de recim cezasıını uyguladığına dair rivayetler vardır. (krş. Razî, ilgili ayetin tefsiri)

c) Recim cezası mütevatir haberle sabittir. Ebu Beki, Ömer, Ali, Cabir, Said el-Hudri, Ebu Hüreyre, Büreyde el-Eslemi, Zeyd b. Halid ve daha başka sahabilerin rivayetleri bilinmektedir. (bk. Razî, a.g.y)

Böyle çok ağır bir cezanın sünnetle tespit edilmesi, -diğer bir çok hükümlerde olduğu gibi- Sünnetin dindeki önemi ve teşriin ikinci kaynağı olduğunu ümmete ders vermeye yönelik olabilir.

d) “Zina eden kadınlarınız hakkında dört şahit isteyin. Eğer dört kişi şahitlik ederlerse, ölüm kendilerini alıp götürünceye veya Allah kendilerine bir yol gösterinceye kadar onları evlerde alıkoyun. Sizden iki kişi fuhuş yaparsa onlara eziyet edin. Eğer tövbe edip hallerini ıslah ederlerse onları cezalandırmaktan vazgeçin. Çünkü Allah, tevvab ve rahîmdir / tövbeleri kabul eder ve çok merhametlidir.” (Nisa, 4/15-16)

mealindeki ayetlerde, zina suçunun cezası “ev hapsi” ve “uygun bir eziyet” cezası söz konusudur. Bu ayetlerdeki hükümler, Nur suresindeki ayetle neshedilmiştir. (bk. Razi, Kurtubî, ilgili ayetlerin tefsiri)

e) Nisa 15. ayette yer alan “Allah kendilerine bir yol gösterinceye kadar onları evlerde alıkoyun.” mealindeki ifadeden açıkça anlaşılıyor ki, kadınlar için bu ev hapsi belli bir süreliğinedir. İlahi hikmetin ön gördüğü zamanı gelince bu “geçici ev hapsi” yerine süresiz geçerli olan bir düzenleme yapılacaktır. Ve bu düzenleme Nur suresinin 2. ayetiyle yapılmıştır.

f) Bununla beraber, bu ayetin “kadınlarla ilgili çıkış yolunu gösteren Allah’ın hükmünü benden öğrenin; bekâr kadınların cezası yüz değnek, evli olanların cezası ise recimdir.” manasındaki hadisle neshedildiğini söyleyen alimler de vardır. (Razi, Kurtubi, a.g.y)

- Alimlerin büyük çoğunluğuna göre, ilgili hadis “nâsih” değil, “mübeyyin”dir. Yani bu hadis-i şerif, söz konusu ayette yer alan “bir yol gösterinceye kadar” mealindeki ifadede yer alan ilahî vadi beyan etmiştir.

Ayrıca bu hadiste, Nur suresinin zina ile ilgili ayeti de tahsis edilmiştir. Yani oradaki, “yüz değnek cezası” sadece bekârlara mahsus olduğunu göstermektedir.

g) Denilebilir ki, oldukça hafif görülen Nisa suresindeki cezalar ile, onları  nesheden Nur suresindeki ayetin hükmü arasında aklın zahiri nazarında fazla bir uçurum görünmemesi için ilahi hikmet, Neshedici ayet olan Nur suresinin ayetinde  “recim” gibi ağır bir hüküm değil, “yüz değnek” gibi biraz daha hafif bir cezaya yer vermiştir.

Ancak maslahat ve caydırıcılık bakımından daha ağır bir ceza olan “recim” cezasına da yer verilmiş fakat bu hüküm teşriin ikinci kaynağı olan sünnette arz edilmiştir.

Cevap 2:

“Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyacak olursan, seni Allah yolundan saptırırlar. Çünkü onlar zandan başka bir şeye tâbi olmuyorlar ve temelsiz bir tahminden başka bir şeye de dayanmıyorlar.” (Enam, 6/116)

mealindeki ayeti şöyle anlamak gerekir:

a) Bu ayetten önceki ayetlerde kâfirlerin şüphelerine cevap verilmiştir. Ardından “Rabbinin sözü doğruluk yönüyle de, adalet yönüyle de tamdır. Onun sözlerini değiştirebilecek kimse yoktur. O her şeyi işiten, her şeyi bilendir.” mealindeki surenin 115. ayetinde Kur’an’ın A’dan Z’ye bütün hükümlerinin dosdoğru olduğuna, bunun da Hz. Muhammed (asm)’in hak peygamber olduğuna tartışmasız bir delil teşkil ettiğine vurgu yapılmıştır.

Böyle kesin delillerle ispat edilen bir davada, kendini bilmez cahillerin söylediklerine kulak vermenin doğru olmadığına işaret edilmiştir.

b) Bu ayette yer alan “Yeryüzünde bulunanların çoğu”ndan maksat, Hz. Peygamber (asm)'in hayatta olduğu devirdeki insanlardır. Kur'an’ın ortaya koyduğu hakikatleri kabul etmeyenler, bunun tersi bir yanlışa inanıyorlar demektir. Hakkın zıddı batıldır, doğrunun zıddı yanlıştır, hidayetin zıddı dalalettir. O halde Kur'an’a iman etmeyen bütün insanlar dalalettedir.

c) İslam nokta-i nazarında bu dalalet üç kısma ayrılır:

1) İlahiyatla ilgili yanlış düşünceler: Müşriklerin, yıldıza tapanların, putlara tapanların ve teslis akidesine sahip olanların inancı bu türdendir.

2) Nübüvvetle ilgili yanlış düşünceler: Mutlak olarak nübüvveti inkâr edenler (Deistler), yalnız Hz. Muhammed (asm)’in nübüvvetini inkâr edenler (Ehl-i kitap olanlar), hesap gününü nikar edenler (ki bu da nübüvvet konusuna dahildir. Çünkü peygamberlerin, tevhitten sonra verdikleri en büyük ders hesap gününe imandır).

3) İslam dininin ortaya koyduğu hükümleri inkâr edenler:

Arap müşriklerinin kendi heva ve heveslerine göre, Allah’ın helal kıldığı bazı şeyleri haram etmeleri veya bunun tersini yapmaları, dört haram ayların yerlerini değiştirmeleri gibi yanlış düşünceler de bu kısma girer.

İşte bu ayette dinin çerçevesi içerisine giren bu üç konuda insanların çoğunun dalalette olduğuna, onların bu itikatlarına iltifat edilmemesi gereğine vurgu yapılmıştır. (krş. Razi, İbn Aşur, Meraği, ilgili ayetin tefsiri)

- Unutmamak gerekir ki, yanlış olan her düşünce kesin delili olmayan bir zandan kaynaklanır. İşaret ettiğimiz Tevhid, nübüvvet-haşir ve diğer ilahi hükümleri kabul etmeyenler, bu düşüncelerinde ya doğrudur, ya da yanlıştırlar.

Doğru olmaları imkânsızıdır. Çünkü bu takdirde İslam’ın doğru olmaması gerekir.

O halde İslam’ın iman ve amellerle ilgili/daha doğrusu Kur'an’ın herhangi bir sözünü kabul etmeyenler tartışmasız dalalette olurlar. Ve bu dalalet yalancı bir zandan ibarettir.

Şu anda yeryüzünde bulunan ve İslam’ın hakikatlerini kabul etmeyen ne kadar insan varsa -İslam ters düştükleri konuların hepsinde- bir zanla hareket ediyorlar ve dalalettedirler.

“Oysa onların bu konuda hiçbir bilgisi yoktur; sadece zan peşine takılmış gidiyorlar. Oysa zan hiçbir zaman gerçeğin yerini tutmaz.” (Necm, 53/28)

mealindeki ayette bu gerçeğin altı çizilmiştir.

- Bununla beraber, bu ayette söz konusu edilenler Asr-ı saadette hayatta olan ehl-i dalalettir.

Demek ki, ayette işaret edilen “çoğunluk”, bizzat dalalette olanların oluşturduğu çoğunluktur.

Yoksa, hidayet ehli olanların oluşturacağı bir çoğunluk için değildir. Çünkü; her çoğunluk dalalette olmadığı gibi, her dalalet de çoğunlukta değildir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun