Peygamberlerin özellikleri bana verilmediği için yoldan saptım, diyen birisine ne cevap verilebilir?

Soru Detayı

a) Meryem suresi 13-14. ayetlerinde mealen yüce Allah şöyle demektedir:
13. Yine ona tarafımızdan sevecenlik ve kalp temizliği bağışladık. O kötülüklerden sakınan bir kimse idi.
14. Yine ona ana-babasına bağlılık duygusu aşıladık. O dik kafalı, serkeş ve huysuz biri değildi.

- Burada "sevecenlik ve kalp temizliği bağışladık" ve "Yine ona ana-babasına bağlılık duygusu aşıladık" tabirlerini nasıl anlamalıyız?.
- Yani bu erdemlerin Hz. Yahya’ya verilmesi imtihanın şartlarına aykırı olmaz mı?
- Ateist birisinden şöyle bir itiraz gelemez mi: Allah bana bu ve benzeri erdemleri vermedi, o nedenle ben de doğru yoldan saptım.

b) Yine Meryem suresinin 11. ayetinde "Daha çocuk iken ona hikmet verdik." ifadesi geçmektedir. Bu ayetleri nasıl anlamalıyız?
- Allah kimseye zulmetmez elbette. Kafir birisine Allah sevecenlik ve kalp temizliği neden vermemiştir?
- Çocuklar ergenliğe girinceye kadar günahsızdırlar, bu nedenle kafir bir insana daha çocukken hikmet verilmiş olsaydı o kafir doğru yoldan sapmayacak mıydı? 

Cevap

Değerli kardeşimiz,

a) Allah her insana, imtihanı kazanması için gereken bütün donanımları vermiştir. İmtihanı kazanmasına tamamen engel teşkil edecek hâkim bir unsuru vermemiş ve kimseyi böyle bir çaresizliğe mahkum etmemiştir. Nitekim, imtihanın kazanmasına engel olan akılsızlık unsuru taşıyan çocuk ve delilerden hiç kimseyi imtihana tabi tutmamış ve sorumlu kılmamıştır. Bunları doğrudan imtihansız olarak kendi lütfuyla cennetine alır.

- İmtihanların temel kanunlarında herkese gerekli malzemeyi, alet ve edevatı vermek adaletin gereğidir. Ancak bu asgari şartları yerine getirdikten sonra bazılarına fazladan lütufta bulunmak adalete aykırı değildir. Nitekim, peygamberlik de böyle kesple / çalışarak kazanılan bir mertebe değildir. Fakat hiç kimse “Allah neden onu peygamber yaptı da beni yapmadı?” deme hakkına sahip değildir.

Bunun gibi, imtihan için gerekli donanımları verdikten sonra bazılarına fazladan bir ikramda bulunmak haksızlık değil, bir ikramdır. Nitekim şunu herkes kabul ediyor ki, bir adam kendi kesesinden ikram olsun diye bir kimseye yüz, diğer bir kimseye iki yüz lira verebilir ve bu icraatı hiç kimse haksızlık olarak değerlendirmez.

b) Bu sorunun cevabı (a) şıkkındaki cevabın aynısıdır.

Allah her insanı İslam dinini kabul edecek bir fıtratta yaratmıştır. Her insanı neyin iyi neyin kötü olduğunu bilecek bir donanıma sahip kılmıştır. Bu akli melekeler yanında peygamberler ve kitaplar da göndermiştir.

İmtihana tabi tutulan her insan, dünyadaki  menfaatini ve zararını iyi fark edebilir ve ona göre davranır. Hatta, zekasıyla kurnazlık yapıp (vahyin olmadığı bir konuda) peygamberleri bile aldatabilir.

Demek ki imtihanı kazanma noktasında insanların hiçbir eksiği yoktur.

Meallerini vereceğimiz ayetleri tekrar tekrar okuyup düşünmeliyiz:

“..Buna (Ku’an’ın gelmesine) rağmen, bunlara ne oluyor ki öğütten yüz çevirip duruyorlar? Sanki onlar, arslandan ürküp kaçan yaban eşekleri gibidir (gerçeklerle yüzmeleşmekten öyle kaçıyorlar).  Hayır / aslında onlardan her biri, kendisine açılmış sahifelerin (peygamberliğin) verilmesini ister. Hayır / aslında onlar şüphesiz ahiretten korkmuyorlar. Gerçek şu ki, o (Kur'an) elbette bir öğüttür. Artık kim dilerse, öğüt alıp düşünür.” (Müddessir, 74/49-55)

İlave bilgi için tıklayınız:

Peygamberler, peygamberlik fıtratı üzerine mi doğmuşlardır?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun