Kendime çok acımasızım, ne yapmalıyım?

Tarih: 17.01.2026 - 10:29 | Güncelleme:

Soru Detayı

Başkalarına olmadığım kadar kendime acımasız olduğumu düşünüyorum ne yapmalıyım? Ben senelerin sonunda, artık kendime gerçekten acımasız olduğumu fark ettim. Kendime verdiğim zararların haddi hesabı olmadığını gördüm. Başkalarına olmadığım kadar kendime acımasız olduğumu ve kendime çok haksızlık yaptığımı gördüm. Kendimi çok aşağılayıp kendimi bir şeye bile layık görmedim. Kirli geçmişimin hesabını hep kendimden sordum. Utandım. Kendime acımasız davrandım. Ama kendi kul hakkıma girdiğimin farkındayım. Bunu konuşacak en mantıklı yer burası olduğu için size anlatmak istedim. Artık insanlardan geri adım atmalı mıyım? Kendim için ne yapmalıyım?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Anlattıklarınıza psikolojik açısından baktığımızda yaşadığınız hâl, birçok insanın sessizce taşıdığı ama adını koyamadığı bir iç çatışmayı gösteriyor.

Güzel olan şudur ki, bu değişim sizde başlamıştır. Çünkü kendinize karşı acımasız olduğunuzu fark etmeniz, değişiminiz için çok önemli bir adımdır. Nitekim tüm ruhsal değişimler, farkındalıkla başlar.

Bu çerçevede size tavsiyemiz şunlar olacaktır.

1. Kendinizi İnsan Olarak Değerli Görün

Öncelikle kendinizi insan olarak bizzat siz değerli göreceksiniz ve buna da inanacaksınız. Çünkü insan eşref-imahlukat, yani yaratılmışların en şereflisidir. Çünkü insan yeryüzü halifesidir ve Canab-ı Hakk’ın tüm isimlerine ayinedir. Dolayısıyla Allah katında değerli bir yeri vardır.

Bunun yanında dinimize göre bir Müslümanın koruması gereken beş şeyden birisi de canıdır. Çünkü can, yani beden, ruh, kalp Allah’ın emanetidir. Onu en güzel şekilde korumakla mükelleftir. Buna kendinize değer vermek ve acımasız olmamak da dâhildir.

Kendinizi sevmemek, sürekli aşağılamak, kendinize iyi olanı çok görmek; emanete ihanet değil ama emaneti ihmal sayılır.

“Kendi kul hakkıma girdim” şeklindeki farkındalığınız çok kıymetlidir. Çünkü yukarıda da ifade ettiğimiz gibi insan sadece başkalarına değil, kendisine de zulmedebilir.

Kuran’da sık geçen bir ifade vardır: “Onlar kendilerine zulmettiler.”

2. İslam’da nefis Muhasebesi Vardır, Nefsin İnfazı Değil.

Kişi kendisini zaman zaman muhasebe etmeli, kusurlarını görmelidir. Buna İslami literatürde nefis muhasebesi deniyor. Nefis muhasebesi ise; kişinin kendisiyle yüzleşmesi, kendini kontrol etmesidir. Dini yaşantısını gözden geçirmesidir. Ancak sizin yaptığınız, yani kendinizi sürekli aşağılayarak, değersizleştirerek ve geçmişiniz üzerinden yargılayarak nefis muhasebesi değil, nefsin infazıdır. Fark şudur, nefis muhasebesi, insanı Allah’a yaklaştırır, dinini daha iyi korur; acımasızlık ise umutsuzluğa iter.

Ve umutsuzluk, Kuran’da açıkça uyarılan bir hâlidir, hatta günahtır:

“Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin.” (Zümer, 53)

Yani kendinize bu kadar sert davranmanız, rahmeti eksik bir iç yargıçtır.

3. İnsanlardan Kaçmayın, Ama Dengeli Olun

“İnsanlardan geri adım atmalı mıyım?” diye sormaktasınız. Burada dengeyi korumak çok önemlidir. İnsanlardan tamamen çekilmek, aslında bir kaçıştır ve insanın tabiatına uygun da değil. Çünkü insan sosyal bir varlıktır ve ancak çevresi, aile, akraba, arkadaş ile huzurlu olabilir. Dolayısıyla mutlaka bir çevrenizin olması lazım.

Diğer taraftan herkese açık olmak da bir tükeniştir. Burada önemli olan sınırları korumaktır. Yani, kendinizi sürekli suçlu hissettiren ilişkilere karşı mesafeli olmak, ama insanlardan tamamen de kopmamak.

Peygamberimiz bile zaman zaman inzivaya çekilmiş ama insanlardan kaçmamıştır.

Burada şu sorunun cevabına göre davranabilirsiniz: “Bu ilişki beni Allah’a ve kendime yaklaştırıyor mu, yoksa sürekli kendimden nefret etmeme mi sebep oluyor?”

5. Kendiniz Şunları Yapabilirsiniz:

- İç sesinizi değiştirin

Kendinize şöyle konuşmayı deneyin: “Ben kötü değilim; ben yaralıyım ama iyileşebilirim.” Bu, nefsin değil kalbin dilidir.

- Allah’ın size bakışını merkeze alın

Kendinize sorduğunuz her sert sorudan sonra şunu sorun:

“Allah bana şu an nasıl bakıyor?” Cevap genelde şudur: “Kuluma rahmetle bakıyorum.”

- Kendinize Şefkati Olun

Kendinize iyi davranmayı, nefsani gevşeklik değil, emanete saygı olarak görün.

İyi bir uyku, kendinizi aşağılamayan bir dil, küçük sevinçlere izin vermek gibi…

Bunlar manevî sorumluluktur.

- Yalnız kalın ama kendinizle kalın

Yalnızlık bazen kaçış değil, tamirdir.

Ama bu yalnızlıkta kendinizi hırpalamayın; dinleyin. Siz şu an kendinizle barışın eşiğindesiniz. Bu eşikte acımasızlık değil, merhamet gerekir.

- Adalet ölçüsünü değiştirin

Sizin iç eleştirinizin ölçüsü muhtemelen şu:

“Hata yaptıysan değersizsin.”

Oysa İslam’daki adalet ölçüsü şudur:

Hata ve günah insana özgüdür. Önemli olan bunların farkına varıp tövbe etmek ve günahta ısrar etmemektir. Yani, hata yapan insan kötü değildir, hatasında ısrar eden ve inkâr eden sorun yaşar.

- Yargıdan sorumluluğa geçin

İç eleştirmen genelde kimlik dili kullanır: Mesela “Sen böylesin.” “Sen zaten hep…” Bunu eylem diline çevir ve sorumluluk al. Mesela “Bu davranışım yanlış ve telafi edilebilir.”

Kur’an’da da insan etiketlenmez, fiiller konuşulur.

- Allah’a karşı korku ve ümit içinde ol

İnsanın iç sesi, bazen kişiyi kurban pozisyonuna koymak ister, bunu bazen “dindarlık” kılığına girerek yapar.

“Allah affetmez, sen layık değilsin.”

Bu noktada durun. Eğer iç sesiniz size umutsuzluk veriyorsa, sizi ibadetten, hayattan, ilişkilerden uzaklaştırıyorsa bu ses dinî değil, din kılığına girmiş korkudur, hatta belki şeytandandır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun