Hz. Abdullah, Roma imparatorunun başını neden öptü?

Tarih: 28.02.2026 - 22:24 | Güncelleme:

Soru Detayı

Abdullah bin Huzafe (r.a.) Roma imparatorunun başını neden öptü? Abdullah bin Huzâfe (r.a.) Roma imparatorunun başından öptüğüne dair bir kıssa duydum doğru mu?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Hz. Ebu Bekir’in vefatının ardından hilafete Hz. Ömer getirilmiş ve bu dönem İslam devletinin her alanda geliştiği ve kurumsallaştığı bir dönem olmuştur. Bu dönemde İran’da, Mısır’da ve Suriye’de fetihler gerçekleştirilmiştir.

Abdullah b. Huzafe (ra) bu fetih hareketlerinin birçoğuna iştirak etmiştir. Şam şehirlerinden olup o tarihte Bizans hâkimiyetinde olan Kaysariyye’nin fethine (19/640) katılan Abdullah b. Huzafe, arkadaşları ile birlikte kahramanca çarpışırken şehrin surları yakınlarında muhasara altına alındılar ve Bizans askerlerince esir edildiler. (1)

İbn Sad, Hz. Ömer’in Müslümanlar için çok büyük hatırası olan Abdullah b. Huzafe’nin serbest bırakılması için imparator II. Konstas’a mektup yazdığını ve onun serbest bırakılmasını sağladığını ifade eder. (2)

Ancak İbn Sad’ın bu rivayetine ilaveten başta sahabe biyografileriyle ilgili kitaplar olmak üzere birçok farklı kaynakta Abdullah b. Huzafe ve esir edilen arkadaşlarının serbest bırakılması ile ilgili daha farklı ve detaylı rivayetler vardır.

Bu rivayetlere göre esirler arasında zincire vurulmuş olarak bulunan Abdullah b. Huzafe’nin Hz. Peygamber (asm) Efendimizin yakın ashabından olduğunu tespit eden Rumlar, onu Bizans İmparatoru II. Konstas’ın huzuruna çıkarmışlardır. (3)

Buradan Rumların Peygamberimizin ashabının diğer Müslümanlar nezdindeki yeri ve öneminin farkında oldukları anlamını çıkarmak mümkündür.

Kaynaklarda “tâğiye” veya “melik” olarak adlandırılan İmparator II. Konstas’ın huzuruna çıkarılan Abdullah b. Huzafe’ye İmparator Hıristiyanlığı kabul etmesini böylece onu önemli mevkilere getireceğini ve servet sahibi yapacağını vaat etmiştir.

Bir rivayete göre kızıyla evlendirmeyi dahi teklif etmiştir. Fakat Abdullah b. Huzâfe, bir an bile tereddüt etmeden, “Değil bütün Bizans topraklarını, Arap ve Acem topraklarını da verseniz, göz açıp kapama süresi kadar dahi olsa Muhammed’in dininden dönmem!” diye cevap vermiştir. (4)

Onun bu meydan okuyucu tavrını cezalandırmak isteyen İmparator, Abdullah b. Huzâfe’yi açlıkla terbiye etmek istemiş ve onu her tarafı kapalı bir hücrede üç gün boyunca hapsetmiştir.

Bir müddet sonra açlık karşısında ne yapacağını merak ettiğinden hücresine domuz eti ve şarap koydurmuştur. Üçüncü günün sonunda ölmüş olabileceği korkusuyla dışarı çıkardıkları zaman Abdullah’ın önüne konulan şeylerden hiçbir şeye el sürmediğini görmüşlerdi. Kendisine neden hiçbir şey yiyip içmediği sorulduğunda ise: “Gerçi dinim bana zaruret hâlinde, onlardan yemeyi ve içmeyi helâl kılmıştır, ama ben sizi, kendime ve İslâm’a güldürmek istemedim!” şeklinde cevap vermiştir. (5)

Sunduğu teklife karşı ortaya koymuş olduğu kararlılık karşısında hayretler içinde kalan İmparator, direncini kırmak ve boyun eğdirmek için ona karşı daha sert uygulamalara başvurmuştur. Bu kez onu ölümle tehdit etmiş, çarmıha gerdirerek okçulara ellerine ve ayaklarına yakın yerlere ok atmalarını emretmiştir. Bir taraftan da kendisine Hıristiyanlık telkinlerine devam etmiş ama o her seferinde bunu reddetmiştir. (6)

Şahit olduğu direnç karşısında hayretler içinde kalan İmparator, Abdullah b. Huzâfe’ye boyun eğdirmek amacıyla daha zalimce bir yönteme başvurmuştur.

Dininden dönüp Hıristiyanlığı kabul etmediği takdirde onu kızgın yağla (veya suyla) dolu bir kazana atmakla tehdit etmiş, ciddiyetini gösterme adına da esir Müslümanlardan bir tanesini bu kaynayan kazana attırmış ve Abdullah b. Huzâfe’nin kardeşinin bu feci ölümüne zorla tanıklık etmesini sağlamıştır. Ancak bu bile onu inancından vazgeçirmeye yetmemiştir. (7)

İmparator açısından artık bir gurur meselesi hâline gelen bu meseleyi kendi istediği şekilde çözmüş olmak adına, İmparator taktik değiştirmiş ve son teklif olarak şayet gelip kendi başından öperse onun hayatını bağışlayacağını bildirmiştir.

Abdullah b. Huzâfe Müslüman kardeşleri esaret altındayken kralın başını öperek serbest kalmayı reddetmiş, bunun üzerine İmparatora karşı bir teklifte bulunarak kendisiyle birlikte diğer Müslüman esirleri de bağışlayacağını beyan ederse İmparatoru başından öpeceğini söylemiştir.

Teklifinin kabul edilmesi üzerine de Abdullah b. Huzâfe İmparatoru başından öpmüş, İmparator da sözünde durarak seksen veya yüz civarındaki Müslüman esiri serbest bırakmıştır. (8)

Esaretten kurtardığı arkadaşlarıyla birlikte Medine’ye geri dönen Abdullah b. Huzâfe, Halife Hz. Ömer tarafından karşılanmıştır. (9)

Esaret günlerinde meydana gelen olayların detaylarını öğrenen Hz. Ömer: “Abdullah, İmparatoru başından öperek Müslüman kardeşlerimizin esaretten kurtuluşuna vesile olmuştur. Medine’deki her bir Müslümanın Abdullah’ı başından öpmesi bir görevdir. İşte ilk öpen de benim” diyerek ayağa kalkmış ve herkesin huzurunda onu başından öpmüştür. (10)

Bazı sahabiler ise şakacılığı ile bilinen Abdullah b. Huzâfe’ye kinayeli bir şekilde, bir İslâm düşmanını başından öptüğü şeklinde şaka yaptıklarında, Abdullah b. Huzâfe cevap olarak bu sayede yüce Allah’ın yardımıyla sekseni aşkın Müslümanın hayatını kurtardığını söylemekle yetinmiştir. (11)

Bizans İmparatorunun bir Müslüman esiri Hıristiyan yapmak için bu kadar uğraşmasının ardında izah edilebilir gerekçeleri vardır.

İslâm devleti kuruluşunun üzerinden fazla bir zaman geçmemesine rağmen hızla sınırlarını genişletmeye başlamıştı. Bizanslıların kadim rakibi olan Sasanileri ortadan kaldırmış ve günden güne Bizans topraklarının aleyhine gelişmesini sürdürmekteydi.

Ortaya çıkan yeni tabloya göre İslâm dini artık hem Bizans devletini hem de Hıristiyanlığı tehdit eder hâle gelmişti. İşte tam da bu noktada hayatı boyunca Hz. Peygamber (asm) Efendimize yakın olan ve Halife Hz. Ömer ile akrabalık ilişkisi olan birisinin Hıristiyan olduğu haberinin İslâm coğrafyasında yayılması fikri İmparator için cazip gelmiş olmalıdır. (12)

Kaynak:
1) İbn Asâkir, Târîhu medîneti Dımaşk, 27/358-359; ez-Zehebî, Siyeru aʻlâmi’n-nübelâ, 2/14-15.
2) İbn Sa‘d, et-Tabakâtü’l-kübrâ, 4/177; Casim Avcı, İslâm-Bizans İlişkileri (İstanbul: Klasik Yayınları, 2003), 66.
3) Ebû Abdillâh Şemsüddîn Muhammed b. Yûsuf es-Sâlihî eş-Şâmî eş-Şâfiî, Sübülü’l-hüdâ ve’r-reşâd fî sîreti hayri’l-ibâd, thk. Şeyh Âdil Ahmed Abdülmevcud & Şeyh Ali Muhammed Muavvez, (Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1993), 11/361.
4) 122 ez-Zehebî, Siyeru aʻlâmi’n-nübelâ, 2/12.
5) Ebû İshak İbrâhim b. Muhammed b. Haris el-Fezârî, Kitâbü’s-Siyer, thk. Fârûk Hamâde (Beyrut: Müessesetü’r-Risâle, 1987), 223-224; eş-Şâmî, Sübülü’l-hüdâ, 11/361.
6) eş-Şâmî, Sübülü’l-hüdâ, 11/361.
7) ez-Zehebî, Siyeru aʻlâmi’n-nübelâ, 2/12.
8) eş-Şâmî, Sübülü’l-hüdâ, 11/361.
9) İbnü’l-Cevzî, el-Muntazam fî tarihi’l-mülûki ve’l-ümem, 4/320; eş-Şâmî, Sübülü’l-hüdâ, 11/361.
10) İbn Asâkir, Târîhu medîneti Dımaşk, 27/358-359; el-Fezârî, Kitâbü’s-Siyer, 223-224; ezZehebî, Siyeru aʻlâmi’n-nübelâ, 2/14-15; İbn Hacer el-Askalânî, el-İsâbe, 4/52; İbnü’lEsîr, Üsdü’l-gâbe fî maʻrifeti’s-sahâbe, 3/213; Avcı, İslâm-Bizans İlişkileri, 66.
11) İbn Asâkir, Târîhu medîneti Dımaşk, 27/359.
12) bk. Argun, Selim. Hz. Peygamber’in (asm) Sâsânîler’e Gönderdiği Elçisi Abdullah b. Huzâfe es-Sehmî: Hayatı ve Diplomatik Faaliyetleri, Pamukkale Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 7/1, (2020): 112-140.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun