İnsanın zihni, iradesi, zekası onun ruhundan ise, istihbarat teşkilatları çeşitli ilaçlarla insanların iradesini, zihnini nasıl değiştiriyorlar?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Ruh, insan varlığının birinci konumdaki ögesi ise, beden de ikinci ögesidir. Bu iki unsurun aynı gaye uğrunda çalışabilmesi için, sürekli aynı ortak paydaları paylaşmaları ile mümkündür. Aynı ortak paydaları paylaşmaları ise, cismanî ve ruhanî yapının fonksiyonlarının iç içe girmiş, birbirlerinden etkilenmiş bir konumda olmalarına bağlıdır. Âdeta, oksijen ve hidrojen atomlarından oluşan bir su molekülünün, yepyeni bir kompozisyon oluşturduğu, oksijen ve hidrojenin tek başına oldukları zamandaki eski kimliklerini tamamen bir kenara attığı gibi, ruh ile beden de bir araya gelip oluşturdukları yeni bünyede, yepyeni bir kimlikle ortaya çıkmaktadır.

Tabiidir ki, insan bünyesinde ruh esastır. Çünkü  ruh olmazsa hayat olmaz. Ancak ruh, insan bünyesinde tek başına hareket etmek yerine, maddi bünyenin bütün zerrelerine, hücrelerine girmek suretiyle, bünyeyi iki başlı bir düzenden ve farklı rotalar izleyen bir ikilemden korumuştur. Bu yüzdendir ki, göz olmazsa ruh göremez, ruh olmazsa göz göremez; kulak olmazsa ruh işetemez, ruh olmazsa kulak duyamaz. Bilakis, ruh kulak  penceresinden sesleri duyduğu gibi, göz penceresinden de varlıkları görür.

Aynı şekilde ruh, insanın hayvansal ve bitkisel yönlerinin arzularını, nefsanî isteklerini, cismanî tarafının penceresinden algılayıp anlıyor. Meleklerde bu cismanî taraf olmadığı için, onların ruhları nefsani olan arzuları, cismani olan duyguları anlamaz.

Ruh -prensip olarak- bütün fonksiyonlarını maddî veya manevî mekanizmalar vasıtasıyla yerine getirir. Mesela, maddi kalp vasıtasıyla bünyenin maddi, biyolojik hayatın devam etmesini sağlayan kanı pompaladığı gibi, manevî kalp vasıtasıyla da bünyenin manevî hayatının devamını sağlayan ilahî sevgi, takva, kulluk şuuru gibi manevi kanı pompalıyor. Ruh olmazsa, ne maddi ne de manevî kalbin bu fonksiyonunu icra etmesi mümkün olmadığı gibi, bu mekanizmalar olmazsa ruh da bu misyonunu yerine getiremez.

Bu farklı mekanizmalar o kadar iç içe geçmiş ki, bunları büyük alimler bile her zaman fark edememişler. Bu yüzdendir ki, İmam Gazalî gibi bir allame, “fela müşahhate fil elfaz = aynı hakikat için farklı sözcüklerin kullanılmasında tartışma olmaz ve olmamalı” demiştir. Nitekim, Kur’an’da ruh yerine bazen nefis kelimesi de kullanılmıştır.

Bediüzzaman Hazretlerinin aşağıdaki ifadeleri de konumuzun tamamlanması bakımından görülmesi gereken hususlardır:

“Vicdanın anasır-ı erbaası ve ruhun dört havassı olan irade, zihin, his, latife-i Rabbaniye, herbirinin bir gayat-ül gayatı var: İradenin ibadetullahtır. Zihnin marifetullahtır. Hissin muhabbetullahtır. Latifenin müşahedetullahtır. Takva denilen ibadet-i kâmile, dördünü tazammun eder. Şeriat şunları hem tenmiye hem tehzib hem bu gayat-ül gayata sevkeder.”(Hutbe-i Şamiye, -Envar- s.136).

Vicdan, ruh ile bedenin birleşmesinden hasıl olan insanlık fıtratının manevî bir molekülü hükmündedir. İnsanın kendini bulduğu, resmini gördüğü spesifik bir varlık aynasıdır.

İnsanın maddi yönü ile manevi yönünün birlikte vücut bulduğu vicdanda dört “anasır/unsurlar” olarak ifade edilen “irade, zihin, his/duygu, latife-i Rabbaniye”, sadece manevi yapıyı ifade eden ruh için kullanıldığında “havass/özellikler” olarak ifade edilmesi, ruh ile beden ayırımını yapmaya yönelik bir inceliktir.

Demek ki, bu dört husus, hem cismanî hem ruhanî olan insanın asıl bünyesinde, vicdanında birer unsur, yani ayrı birer mekanizma olarak bulunur. Ancak, bu mekanizmaların çalışması için gereken ruh ön plana çıktığı zaman, onun özellikleri, yani ruhun dışa yansıyan etkinlikleri olarak söz konusu edilir. Örneğin, göz bir mekanizmadır, görme işi ruhun bir özelliğidir. Kulak bir mekanizmadır, işitme işi ruhun bir özelliğidir, beyin bir mekanizmadır, bilinç ise ruhun bir özelliğidir.

Buna göre, iş gören ruhtur. Ancak ruh, işlerini beden ve ona takılan aletlerle yapmaktadır. Alete veya aletlere zarar verilince, ruhun iş yapması da ya kısmen veya tamamen engellenmektedir. Eğer bir sorumluluk varsa, bu sorumluluk beden aletine zarar vererek ruhun işine engel olan kişiye aittir. Eğer bu alete veya aletlere, ruhun sahibi zarar vermişse kendisi; başkası zarar vermişse de o zarar veren şahıs sorumludur.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR