Akıl, kalp, vicdan, şuur, irade, idrak, ruh ve nefis gibi latifeleri ve işlevleri nelerdir?

Soru Detayı

- İnsanın manevi latifeleri ve işlevleri nelerdir? "İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir / sen kendini bilmezsen, bu nice okumaktır." mısralarından hareketle insanın manevi mahiyetini bir sistem içinde, akıl, kalp, vicdan, şuur, irade, idrak, ruh ve de özellikle hadislerde en büyük düşman olarak geçen NEFİS gibi latifelerin birbirleri olan ilişkilerini açıklayabilir misiniz?

- Bunların görevleri ve bağlantıları nelerdir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bu soruya cevap vermek için bir kitap yazmak gerekir. "İhayau’l-Ulum", "Kimya-i Saade", "Kûtu’l-Kulub", "Müzekki’n-Nufus" gibi eserlerden bu konuya bakılabilir.

Bununla beraber kısaca şunları söyleyebiliriz:

- İnsanın yapısı biri ruh, diğeri beden olmak üzere iki unsurdan meydana gelmiştir. İşin temelinde ruh vardır. Bünyenin diğer bütün maddi organları ve manevi latifeleri ruhun birer alet ve edevatı hükmündedir. Örneğin, göz penceresinde gören ruh olduğu gibi, akıl penceresinden bakan da ruhtur.

- Kalb, aklı da içine alan bir mekanizmadır. Ancak, kuvve-i müdrike söz konusu olduğu zaman akıl; hissiyat söz konusu olduğu zaman kalb akla gelir.

- İrade de ruhun bir mekanizmasıdır. Ruh olmazsa irade de olmaz. İnsan âdeta nötr halde durduğu bir sırada, birden kalbine bir tasavvur gelir. Bunun ne olduğunu belirlemek için, idrak ortaya çıkar.

Kuvve-i müfekkirenin analiz yapmasından sonra, söz konusu işin yapılmasının faydalı olacağı aklın onayına sunulur. Şuur ve idrakin de adresi olan aklın işi tasdik etmesinden sonra, işin yapılması için irade devreye girer. İradenin devreye girmesiyle kuvvet harekete geçer ve böylece bir eylem gerçekleşir veya teşebbüs safhasında kalır.

- Nefis, emmare mertebesinde kör hissiyatın esiri olarak hareket ettiği için, çoğu zaman aklın kapsam alanı dışına çıkar ve zararlı şeyleri faydalı sanarak almaya gayret eder.

Ancak, değişik hissiyatın ve kuvvelerin bir mekanizması olan nefis, tahkiki iman şuuruna erdiği zaman, artık kendine değil, iman ettiği rabbine güvenir ve onun emir ve yasaklarının hikmetiyle tatmin olur. Bu tatmin kendisini nefs-i mutmainne mertebesine çıkarmakla hakiki bir kulluk rotasına yerleşmiş olur.

Mutmainne makamına çıktıktan sonra ayrıca hem ilhama mazhar olur, hem de güzel şeyleri sahibine ilham eder. Böylece hem mülhime hem mülheme vasıflarını kazanır.

Bu itminan içinde olmakla artık rabbinin her şeyine razı olup Raziye mertebesine çıkar. Allah’tan razı olmakla onun rızasını kazanıp nefs-i marziye makamına çıkar.

- Ruhun dört havassı/özel cihazı vardır: "irade, zihin, his, lâtife-i Rabbaniye." Bunlar aynı zamanda vicdanın da dört unsurudur.  

Bunlardan her birinin -çok değişik görevleri olmakla beraber- asıl yaratılış gayelerine uygun birer görevi vardır.

İradenin asıl gayesi, Allah’a ibadet ve kulluk etmektir.

Zihnin temel amacı, Allah’ı tanımak, ona iman etmektir / mârifetullahtır.

Hissin en büyük hedefi, Allah’ı saymak, Allah’ı sevmektir / muhabbetullahtır.

Lâtife-i Rabbaniyenin esas maksadı, Allah’ın tecellilerini görmek, cemalini müşahede etmektir.  

Takvâ denilen, ibadet-i kâmile denilen en mükemmel kulluk, bu dördünü tazammun eder/barındırır. Şeriat/İslam, bunları hem geliştirir, hem arındırıp duru hale getirir, hem bu gayetü'l-gàyâta/asıl gayenin zirvesine sevk eder. (bk. Nursi, Hutbe-i Şamiye, 136; Asar-ı Bediiye, 604)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR