Bakara süresi 119 ayette geçen "la tüselü" kelimesi farklı kıraatlerde "la tesel" okununca anlamı değişmektedir. Bu konuyu açıklar mısınız?

Tarih: 01.01.2013 - 17:05 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Bakara süresi 119. ayette iki farklı kıraat var. Birincisi, "Sen, o cehennemliklerden sorumlu değilsin."; ikincisi ise Nafî ve Ya'kub kırâetlerinde "ta"nın fethi ve "lâm"ın cezmiyle okunur ki, nehy-i hazırdır. Bu şekilde okunduğu zaman mânâ "ve artık ashab-ı cahîmin halini sorma" olur. Bu da "Artık onlar hakkında benden bir şey sorma, bir şey dileme, onlara ne yapacağımı ben bilirim." demektir. Yani sormazsın manasındadır.

- Şimdi bazıları bunlara dayanarak Kur'an-ı Kerime saldırıyorlar.

- Bu kıraatlerden hangisi doğrudur ya da neden böyle bir okuma var.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Sorudaki ayetle ilgili "ta"nın fethi ve "lâm"ın cezmiyle okunur ki, nehy-i hazır şeklindeki manayı çağrıştıran kıraat şekli Nafi' ve Yakub kıraatlerinde vardır. Ancak kurralarca yaygın olan okuyuş la tüs'elü şeklindedir.

İlgili ayetin meali şöyledir:

“Biz seni sırf Kur’ân’la müjdelemen ve uyarman için gerçeğin ta kendisi olarak gönderdik. Yoksa sen cehennemliklerden ötürü sorguya çekilecek değilsin.”(Bakara, 2/119).

Çünkü:

a. Ayetin siyakı/akışı bu manaya uygun değildir.  

b. Filinin başına  “vav” harfi gelmiştir.

c. Bu kıraatin dayandığı bir hadis riaveti vardır ki, zayıfır(bk. Taberî, ilgili ayetin tefsiri).

Genel olarak mütevatir, sahih olan farklı kıraatlerin varlığı söz konusudur. Ancak bu kıraatler Kur’an’ın değiştirildiği anlamına gelmez. Çünkü bu farklı okuyuşlarda sadece farklı manalar söz konusu olur.  Farklı manalar birbiriyle çelişmediği sürece, ilgili ayetin kapsamını genişletmesine yardımcı olur ki, güzel bir şeydir. Örneğin; Rum suresinin baş tarafında yer alan “Se yağlibûn” fiili aynı zamanda “se yuğlebûn” olarak da okunmuştur. Bu ikinci okuyuşu göz önünde bulunduran İbn Berrecan gibi bir müfessir, kendi vefatından yaklaşık kırk yıl sonra meydana  gelen Kudüs’ün Salahaddin-i Eyyubî tarafından fethedileceğini istihraç etmiş ve zaman bu yorumunu haklı çıkarmıştır. 

Yedisi mütevatir, üçü meşhur olmak üzere "kıraat-ı aşere” denilen on kıraat şekliyle alakalı misaller değişik tefsir kaynaklarında yer aldığı gibi, Ebu Amr ed-Dânî’nin "et-Teysîr" adlı eseri ile Ebu Zur’a’nın “Huccetu’l-Kur’an” adlı eseri gibi bu konuyla ilgili müstakil eserler de vardır.

Bu okuyuşların farklılığı, Kur’an’da -birbiriyle çelişen- farklı kelimeler olduğu anlamına gelmez. Bilakis, Hz. Osman döneminde yazılan Kur’anların hattı (Hatt-ı Osmanî) değişik kıraat şekillerine imkân verecek bir estetiğe ve elastikiyete sahiptir. Mesela: Fatiha suresinde yer alan “Maliki yevmiddin” ayetinde yer alan ilk kelime “MELİK” şeklinde yazılmış ki, Arapça hat itibariyle bu hem “Melik” hem de “malik” olarak okunabilir. Bu farklılık, farklı kelimelerin değil, farklı kıraatlerin bir tezahürüdür.

Bu farklı kıraatlerin hepsi sonuçta değişik rivayetler zinciriyle Peygamberimiz (a.s.m)’e dayandırılmaktadır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun