Teknoloji gelişiyor, buluşunu buluyor, sonra da bunun Kur’an’da geçtiğini söylüyoruz?

Soru Detayı

- Kuran’daki peygamber mucizeleri Bediüzzaman'ın görüşüne göre bilimsel ve teknolojik gelişmelere işarettir..
- Bediüzzaman'dan önce bu tespiti yapan başka alim yada tefsir var mı?
- Madem Kuran’daki bu mucizelerin bir hikmeti de insanları teknolojiye ve onların nazirelerini yapmaya teşviktir, neden bu manaları 1300 sene boyunca kimse dile getirmedi de bu teknolojik buluşlar yapıldıktan sonra dile getirildi.. Önemli olan önceden bu mucizelere bakıp sonra bunların nazirelerini yapmaktı. Ama neden tam tersi yapılıyor.. 
- Teknoloji gelişiyor buluşunu buluyor sonra da bunun Kuran’da geçtiğini söylüyoruz?
- Bu bir çelişki değil mi?
- Mucizelerin hikmetine aykırı değil mi?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Cevap 1:

Kur'an-ı Kerim’de bilimsel gerçeklere dair bilgiler genelde, açık bir şekilde değil de işaret, ima, remz yoluyla belirtilmiştir. Çünkü bazı bilimsel gerçekler 1400 sene önceden açıkça haber verilseydi geçmiş asırlardaki insanların çoğu “böyle şey olmaz” deyip inkara sapabilirdi.

Dolayısıyla zamanı gelince veya bu bilimsel gerçekler ortaya çıkınca ayetlerde bunlara dair bir takım işaretler hissedilebilmektedir.

Peygamber mucizeleri de böyledir. İnsanlar kuşları görerek uçmayı, balıkları görerek denizaltıları yapmayı denedikleri gibi; peygamber mucizelerinin de benzerlerini yapmaya ilham kaynağı olması tabii bir durumdur. Mucizelerin mucizeliğine halel getirmez.

Ancak bazı bilimsel gerçekler ise açıkça ifade edilmiştir.

Örneğin rüzgarların yağmur bulutlarını ve bitkileri aşıladığı birkaç ayette açıkça bildirilmiştir:

“Rüzgârları da aşılayıcı olarak gönderip yukarıdan su indirerek sizi onunla suladık. Onu toplayıp depolayan da siz değilsiniz.” (Hicr, 15/22)

Keza, Belkıs’ın tahtının Sebe’den göz açıp yumuncaya kadar kısa bir sürede getirilmesinin bilim yoluyla olduğu açıkça belirtilmiştir:

“Kitaptan bilgisi olan biri, 'Ben onu, gözünü kapayıp açmadan önce sana getiririm.' dedi. Süleyman, tahtı yanında yerleşmiş hâlde görünce şöyle dedi: 'Bu, şükür mü, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni denemek için, Rabbimin bana bir lütfudur. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse (bilsin ki) Rabbim her bakımdan sınırsız zengindir, cömerttir.'” (Neml, 27/40)

Dolayısıyla biz bu bilgiye dayanarak günümüzde gerçekleşmiş durumdaki, ses ve görüntü naklinin yanı sıra, cisimlerin de kısa sürede bir yerden başka bir yere nakledileceğini açıkça söyleyebiliriz.

Keza, çeşitli ayetlerde uzaydaki varlıklara da açıkça işaret edilmektedir. (Geniş bilgi için bk. Veysel Güllüce, Bilimsel Tefsirde Usul)

Cevap 2:

Bu konuyu birkaç madde halinde açıklamakta fayda vardır.

a) Mucizeler, peygamberlerin doğruluğunu tasdik eden ilahi bir imzadır. Bundan da anlaşılıyor ki, mucizelerin veriliş hikmeti, peygamberin bulunduğu zamandaki muhatapları ikna etmektir.

Zamanla ortaya çıkacak benzeri olaylara işaretleri ise, ancak tali derecede bir ehemmiyet arz eder.

b) Peygamberlerin mucizeleri hissidir, göze hitap eder, lokaldir, meydana geldiği ortamın dışında doğrudan etkileri yoktur veya zayıftır.

Kur'an ise, kıyamete kadar devam eden, her asra, her seviyeye, her kesime hitap eden manevi-akli bir mucizedir.

İşte Kur'an-ı Kerim, sürekli görülebilen ve akla hitap eden bu manevi i’caz donanımıyla her zaman semavi kimliğini ispat ettiği gibi, daha önceki peygamberlerin gösterdiği mucizelerden bazılarını da birer örnek olarak zikredip onları da tasdik edip himayesine almıştır.

Bu mucizelerin Kur'an'da yer almalarının en önemli hikmeti;

- Hak olan semavi dinlerin hepsinin ilahi kimliklerini ortaya koymak,
- İnsanlık tarihinde ortaya çıkan hak dinlerin hepsinin aynı ilahi kaynaktan geldiği ve benzer harikalardan beslendiği için insanlar tarafından -bu açık mucize delilleriyle- kabul edilip tasdik edildiğini göstermektir.

Dolayısıyla, bu tarihi mucizelerin gelecek benzerleri üzerinde yoğunlaşmak, işin esasını ihmal etmeye sebep olabilirdi.

d) Bu mucizelerin benzerleri ancak son bir-iki asırdır ortaya çıkmıştır. İslami perspektif, bize her zaman geçerli olan bir üslubu ön görmüştür. Ta ki, muhatapların gönül dünyalarını iman ışığıyla aydınlatsın.

Eğer bu teknoloji harikaları ortaya çıkmadan önce alimler Kur'an’ın bu işaretlerine işaret ederek muhatapların eline bir iman delilini vermiş olsalardı, bu takdirde delil müddeadan daha kapalı olurdu ve -bırakın iman etmelerine katkısını- mevcut imanlarından da uzaklaşacaklardı.

Bu sebepledir ki, Kur'an’da bu sanat harikalarına açık ifadeler yerine, yalnız işaretle var olacaklarına dikkat çekilmiştir.

İsterseniz bu konuyu kaynağından öğrenelim:

S: Ulvî ve süflî ecramın mahiyetleri, şekilleri, hareketleri hakkında fennin verdiği beyanat gibi beyan lâzım iken, mübhem bırakılmıştır?

C: Bu gibi meselelerde ibham daha mühimdir. Ve icmal daha cemil ve güzeldir. Çünkü Kur'an, istitradî ve tebaî olarak Cenab-ı Hakk'ın zâtına, sıfâtına istidlal için kâinattan bahsediyor.

İstidlalin birinci şartı, delilin neticeden daha zahir ve malûm olması lâzımdır. Eğer fencilerin iştihası gibi "Şemsin sükûnuna, arzın hareketine bakmakla Allah'ın azametini anlayınız." demiş olsaydı, delil müddeadan daha hafî olurdu. Ve insanların ekserisi, ekser zamanlarda fehmedemediklerinden inkâra zehab ederlerdi.

Halbuki, irşad ve hidayet zamanlarında cumhurun derece-i fehimleri nazara alınarak ona göre söz söylemek îcabeder.

Maahaza ekseriyete yapılan müraattan, ekalliyette kalanın mahrumiyeti neşet etmez. Çünkü onlar da istifade ediyorlar. Amma mesele makuse olursa, ekseriyet mahrum kalır, istifade edemez. Çünkü fehimleri kasırdı. (Mesnevi-i Nuriye, s. 232-233)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
503 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR