Kafirler Allah’a inanmıyorsa, "Allah bununla neyi murad etti?" diye nasıl desinler?

Soru Detayı

- Bakara suresi 26. ayetinde Allah'ın bazı örnekler verdiğinden bahsedilir, orda "inanların bu rablerinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler, ancak kafirler Allah bununla neyi murad etti derler" diyor.

- Ama kafirler Allah'a inanmaz ki, inansa zaten müslüman olur?..

İkinci sorum ise, Bakara suresi 37. Ayette "Adem rabbinden kelimeler alıp tövbe etti rabbi de kabul etti", diyor. Ancak sonraki ayette "oradan topluca ininiz" diyor aslında bu olay önce olmuyor mu, yani önce inin dedi daha sonra tövbe etti şeklinde?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Bakara 26:

Kafirler iki-üç kısımdır: Tanrıtanımaz / ateistler, deisteler / Allah’a inanan fakat dinlere inanmayanlar, bir de Allah’a, peygamberlere inanan fakat Hz. Muhammed’e iman etmeyenler / Ehl-i kitap olanlar.

Kur’an indiği zaman Hicaz bölgesinde özellikle Medine’de Yahudiler ve Hristiyanlar bulunuyordu. Bu sebeple Kur’an’da prensip olarak “kâfirler” denildiği zaman Allah’a inanan ancak Hz. Muhammed (asm)’e iman etmeyenler kastedilir. Kaldı ki çağımızda olduğu gibi tanrıtanımazlık insanlık tarihinde çok az kimsenin kabul ettiği bir düşüncedir. Hatta Kur’an’da Arap müşriklerinin de Allah’a inandıkları bildirilmiştir. Sık sık kullanılan “Allah’tan başkasına ibadet etmeyin.” mealindeki ifadeler bunun göstergesidir. Keza;

‘Biz onlara (putlara) sırf bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.’ diyenlere gelince, elbette Allah, onların hakkında ihtilaf ettikleri hususlarda aralarında hükmünü verecektir. Allah yalancılığı, nankörlük ve kâfirliği huy edinenleri hidâyet etmez, emellerine kavuşturmaz.” (Zümer, 39/3)

mealindeki ayette de bu gerçeğe işaret edilmiştir.

- Bakara suresi 37. ayet:

Bakara suresinin 36, 37, 38. ayetlerinde konu aynı da olsa farklı noktalara dikkat çekilmiştir. Mesela;

 “Derken şeytan onların ayaklarını kaydırarak içinde bulundukları nimet yurdundan çıkardı. Biz de: 'Haydi, dedik, birbirinize düşman olarak yeryüzüne inin! Siz orada belirli bir süre ikamet edip yararlanacaksınız.'”

mealindeki 36. ayette şeytanın kandırmacası ve bunun neticesi olarak da şeytana aldanan Âdem ve Havva’nın cennetten kovulmaları ve şeytan ile insanlar arasında artık sürekli bir düşmanlığın söz konusu olduğuna dikkat çekilmiştir.

Hz. Âdem’in bir defa şeytana aldandığı için cennetten kovulduğunu duyanlar, her gün işlediklerini düşünerek ümitsizliğe kapılmaları kaçınılmazdır.

“Büyük pişmanlık duyan Âdem, Rabbinden birtakım kelimeler öğrenip onlara göre hareket etti. Rabbine yalvardı. Allah da tövbesini kabul etti. Zaten O tövbeyi kabul eder, merhameti boldur.”

mealindeki 37. ayette tövbe kapısının ardına kadar açık olduğunu ders vererek günahkar insanlara ümit kapısı gösterilmiştir.

“Dedik ki: İnin oradan hepiniz! Artık ne zaman benden size doğru yolu gösteren rehber gelir de kim ona uyarsa, onlara hiç bir korku olmayacak, hiç üzülmeyecekler de.”

mealindeki 38. ayette ise, kovulma noktasına yeniden dikkat çekilmiştir:

Bunun yeniden zikredilmesinin hikmeti, ardından gelen ifadelere bir ön mukaddime yapmaktır. Yani  bu ayette Allah adeta şöyle diyor:

“Ey insanlar! Siz yeryüzünde ikamet etmekten dolayı fazla üzülmeyin, çünkü ben her zaman size hidayet yolunu gösteren peygamberler göndereceğim. Bundan sonra size düşen, benden size doğru yolu gösteren bu peygamberlere uymaktır. Çünkü, bu rehberlere kim uyarsa, onlara hiç bir korku olmayacak, hiç üzülmeyecekler de. Çünkü onlar babaları Âdem’in asıl vatanı olan cennete girecekler ve ebedi olarak orada kalacaklar.”

Özetlersek; 36. ayette, şeytana aldanarak isyan eden Hz. Âdem’in cennetten kovulma cezasına çarptırıldığına işaret edilmiş, onun neslinden gelenlerin Allah’a isyan etmemeleri için, bir uyarı yapılmıştır.

Ardından gelen 37. ayette ise, Hz. Âdem’in tövbesinin kabul olduğuna işaret edilerek günahkâr olanların ümitsiz olmamaları için bu kapının her zaman açık olduğuna dikkat çekilmiştir.

Bundan sonra gelen 38. ayette ise, cennet kapısının insanlar için her zaman açık olduğunu, dünyaya gelmekle o kapının kapanmadığını, itaat eden, günah işledikleri zaman tövbe eden kullarının ebedi kalmak üzere cennete yerleştirileceklerine dair ilahî garanti verilmiştir.

Bununla beraber bazı alimlere göre, 36. ayette zikredilen “Hubut” (Cennetten yer inme) olayından sonra 37. ayette tövbelerinin kabul olduğunu öğrenen Hz. Âdem ve Hz. Havva “Bizim tövbemiz kabul olduğuna göre acaba tekrar cennete götürülecek miyiz?” şeklindeki tereddüt ve beklentilerine 38. ayetteki ifadelerle cevap verilmiş ve denilmiştir ki:

“Sizin cennetten dünyaya gönderilmenizin asıl gerekçesi orada işlediğiniz günah değil ki, tövbenizin kabulünden sonra tekrar oraya gidesiniz. Bilakis dünyaya gönderilmeniz bir tavziftir, bir görevlendirmedir, yeryüzüne halife (Bakara, 2/30) olarak tayin edilmenizdir. Bu sebeple dünya hayatı devam ettiği sürece bir daha cennete gitmeniz söz konusu değildir.” (bk. Razî, ilgili ayetlerin tefsiri)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun