Hazreti Adem neden dünyada iken imtihan edilmedi?

Soru Detayı

- Hazreti Âdem dünyada iken imtihan edilmedi. Halbuki ademoğullarının hepsi dünyada imtihana çekiliyorlar. 
- Bunu nasıl açıklarsınız?
- Acaba bu cennet dünyada olamaz mı?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Cevap 1:

- Hz. Âdem, -Ademoğullarının cennete aday olduklarını ders vermek hikmetiyle- önce dünyada yaratılmış ve sonra cennete yerleştirilmiştir.

Cennette “yasak ağaç” meyvesi, bir imtihandan ziyade, dünyada kendisini bekleyen uygun bir göreve tayin edilmesi için hazırlanan ilahi-âdil bir uygulamadır. Yani Hz. Âdem kendi aklıyla ve özgür iradesiyle o yasağı çiğnemiş ve oradan çıkarılmayı hakketmiştir.

Ancak, Allah, onu cennetten çıkarırken yalnız bir ceza olarak, bir sürgün olarak değil, çok önemli bir göreve/yeryüzü halifelik görevine atamak için cennetten dünyaya yollamıştır.

- Önceden cennetin güzelliklerini görmesi ve cennetten mahrum kalmanın sebeplerini öğrenmesi için, cennete yerleştirilmiş ve sembolik bir yasak olarak “yasak ağaç” meyvesi, karşısına çıkarılmıştır. Ve bu yasağı çiğnemesiyle de oradan kovulmuştur.

Sonra tövbe etmesiyle de tekrar ilahi dergâha kabul edilmiş, bağışlanmış, yeryüzü halifesi, insanlık ailesinin mürşidi ve reisi vazifesiyle taltif edilmiştir.

Bu şekilde, daha işin başında itibaren Allah’ın celalli ve cemalli olan isim ve sıfatlarına mazhar olmuş ve onların yansımalarına ayna görevini üstlenmiştir.

Cennetten kovulmakla, Allah’ın bir kısım celalli isimlerine mazhar olduğu gibi, yeniden makbul bir kul statüsüne alınmakla da cemalli isim ve sıfatlarına mazhar olmuştur.

- Evet, insan bütün “esmâya” mazhardır. Bu yönüyle de melekleri geride bırakıyor. Cebrail (as) ile Azrail’in (as.) mazhar oldukları isimler farklıdır, görevleri de farklıdır. Ama insan, iman hakikatlerini ve İslam’ın güzelliklerini başkalarına ulaştırmakta Hz. Cebrail’in sahasına bir derece girdiği gibi, nice canlara kıymakla da Azrail’in görevini taklit edebiliyor.

- Keza, kâinatın meyvesi olan insan bütün bir âleme muhtaç olmakla, onlarda tecelli eden isimlere de muhtaç olmuş oluyor. Rızka muhtaç olduğundan, kendisinde “Rezzak” ismi tecelli ettiği gibi, şifaya muhtaç olmasıyla da “Şafi” ismine ayna oluyor. Melekler ne yerler, ne içerler, ne de hastalanırlar. Dolayısıyla, onlarda ne Rezzak ismi tecelli eder, ne de Şafi ismi.

Cevap 2:

- Biraz sonra daha detaylı açıklayacağımız gibi, Hz. Âdem’ın göklerde cennette yaratıldığını söyleyen bir kısım alimler olmakla beraber (İbnu’l-Cevzî, Zadu’l-Mesir, ilgili ayetin tefsiri), alimlerin büyük çoğunluğuna göre, Hz. Âdem, önce yeryüzünde yaratılmış, daha sonra cennete yerleştirilmiştir.

"Hani Rabbin, meleklere 'Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.' demişti. Melekler, 'Ya Rabbi sen yeryüzünde kargaşalık çıkaracak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor, takdis ediyoruz.' dediler. Allah meleklere 'Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.' dedi." (Bakara, 2/30)

mealindeki ayetin açık ifadesi bu görüşü desteklemektedir...

Hz. Âdem’in dünyaya gönderilmesinin hikmeti, yeryüzü hilafet koltuğuna oturmak ve marifetullah başta olmak üzere, dinin iman ve amel sahasında gereken görevi yerine getirmektir.

- Hz. Âdem’in cennetten ihraç edilmesi ve dünyaya gönderilmesinin hikmeti, tavziftir/görevlendirmedir. Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle:

“Öyle bir vazife ile memur edilerek gönderilmiştir ki; bütün terakkiyat-ı maneviye-i beşeriyenin ve bütün istidadat-ı beşeriyenin inkişaf ve inbisatları ve mahiyet-i insaniyenin bütün esma-i İlahiyeye bir âyine-i câmia olması, o vazifenin netaicindendir. Eğer Hazret-i Âdem Cennet'te kalsaydı; melek gibi makamı sabit kalırdı, istidadat-ı beşeriye inkişaf etmezdi. Halbuki yeknesak makam sahibi olan melaikeler çoktur, o tarz ubudiyet için insana ihtiyaç yok. Belki hikmet-i İlahiye, nihayetsiz makamatı kat'edecek olan insanın istidadına muvafık bir dâr-ı teklifi iktiza ettiği için, melaikelerin aksine olarak mukteza-yı fıtratları olan malum günahla cennetten ihraç edildi. Demek Hazret-i Âdem'in cennetten ihracı, ayn-ı hikmet ve mahz-ı rahmet olduğu gibi; küffarın da cehenneme idhalleri, haktır ve adalettir.” (bk. Mektubat, s. 42)

- Bediüzzaman Hazretlerinin aşağıdaki tespitleri de bizim konumuza ışık tutmakta ve insanların yaratılmalarının hikmetini ortaya koymaktadır:

“Esma-i İlahiyenin en cem'iyetli âyinesi cismaniyettedir. Ve hilkat-ı kâinattaki makasıd-ı İlahiyenin en zengini ve faal merkezi cismaniyettedir. Ve ihsanat-ı Rabbaniyenin en çok çeşitleri ve rengârenkleri cismaniyettedir. Ve beşerin ihtiyacat dilleriyle Hâlık'ına karşı dualarının ve teşekküratının en kesretli tohumları yine cismaniyettedir. Maneviyat ve ruhaniyat âlemlerinin en mütenevvi çekirdekleri yine cismaniyettedir.”(bk. Asa-yı Musa, s. 45; Şualar, On Birinci Şua, s.228; ayrıca bk. Sözler, Yirmi Sekizinci Söz, s. 498)

Cevap 3:

Hz. Âdem’in Bulunduğu Cennet Meselesi

- “Bu cennet, dünyada bir bahçedir. Zira Hz. Âdem (a.s.) dünyada yaratılmıştır” diyen müfessirler vardır. Fakat ekseri müfessirlere göre bundan maksat ebedî cennettir. (bk. Maverdi, Araf,19-20. ayetin tefsiri; İbn Kayyım, Miftahu dari’s-saade, 1/11-15)

Hz. Âdem (as)'in yaratıldığı cennet acaba yeryüzündeki cennetlerden biri mi idi?

Böyle zannedenler olmuştur. "Filistin'de yahut Fâris ile Kirmân arasında bir cennet idi. İnişi de oradan Hindistan'a nakliydi." denilmiştir. Fakat bunlar şöyle bir istidlâl ile söylenmiştir: Çünkü Âdem (as)'in yaratılışı yeryüzünde olduğunda ittifak vardır ve bu kıssada semaya yükselmesi zikredilmemiştir. Olsa idi öncelikle hatırlatılırdı. Bir de cennet-i huld (ebedi cennet) olsaydı, çıkılmaz ve şeytan oraya giremezdi.

- Reşid Rıza, İmam Maturidi’nin de bu cennetin dünyadaki bir bahçe olduğunu söylediğini belirtmiştir.(bk. Tefsiru’l-Menar, Bakara:35. ayetin tefsiri)

Bu görüşe meyleden Reşid Rıza da bu görüşü savunanların delillerini ortaya koyan İbn Kayyım’ın söz konusu ifadelerine yer vermiştir. Ancak İbn Kayyım bu cennetin gerçek cennet olduğu kanaatindedir. İnsanların akıl midesini bulandırmamak için muhaliflerin delillerini zikretmeyeceğiz. Öğrenmek isteyen, İbn Kayyım ve Reşid Rıza’nın ilgili eserlerine bakabilirler.

- Şunu da belirtelim ki, Reşid Rıza’nın bu tespiti doğru değildir. Çünkü, İmam Maturidi “Hz. Âdem’in bulunduğu cennetin dünyada bir yer olduğu”na dair bir ifadesi yoktur.  İmam Maturidi, tefsirinin değişik yerlerindeki ifadeleri şöyledir:

a) “Daha önce (Bakara: 25. ayetin tefsirinde) de belirttiğimiz gibi, Cennet (lügat itibariyle), ağaçların, bitkilerin bolca bulunduğu bahçe manasına gelir.” (bk. et-Tevilat, Beyrut, 1426/2005, 1/425)

Öyle anlaşılıyor ki, İmam Maturidi’nin cennet kelimesinin sözlük anlamıyla ilgili söyledikleri, onun Hz. Âdem’in bulunduğu cennetin dünyada olduğunun bir açıklaması olarak değerlendirilmiştir. Bu tamamen yanlıştır.

İmam’ın yukarıdaki ifadesi yanında yer alan şu sözleri bu konuda çok açıktır: “Adem ve Havva’nın ikamet ettirildiği Cennetin, takva sahipleri için hazırlanan ahiretteki cennet mi, yoksa dünyadaki bir cennet (bahçe) mi olduğunu bilemiyoruz. Ayette bu hususta açık bir ifade yoktur.” (bk. et-Tevilat, a.y)

b) “Ehl-i tevil (tefsir alimleri) bu konuda ihtilaf etmişler. Bazılarına göre, Hz. Âdem’in bulunduğu cennet, ahiretteki cennettir. Diğer bazılarına göre ise, göklerde onun için hususi olarak yapılmış bir cennettir. Fakat bizim bu Cennetin yerini tespit etmek gibi bir yükümlülüğümüz yoktur.” (bk. Tevilat, 4/376)

- İbn Aşur da bu cennetin dünyada mı, ahirette mi olduğu konusunda farklı görüşlerin olduğunu bildirdikten sonra, kendisinin de kabul ettiği doğru görüşü şöyle açıklamıştır:

“Selef alimlerinin cumhuruna göre, Adem’in yerleştiği Cennet, Allah’ın müminler için vadettiği cennettir. Bu cennet, şu anda da mevcuttur ve  göklerdedir. Ehl-i Sünnetin Kelam alimlerinin ve mutezilelerden Ebu Ali Cubai’nin görüşü de böyledir. Ayetlerin zahir ifadeleri ve hadis rivayetleri bu görüşü desteklemektedir. Ebu Muslim, Muhammed b. Bahr, Ebu’l-Kasım el-Belhi ve Mutezilelere göre bu cennete yerdeki bir bahçedir." (İbn Aşur, Bakara 35. ayetin tefsiri)

- Bize göre cennetin dünyada olduğuna dair tahmin, göründüğü kadar makul ve tabii değildir. Bilakis, Hz. Âdem’in dünyada yaratılıp sonra gökteki cennete yerleştirilmesinin kuvvetli delilleri vardır. Bu delilleri şöyle sırlamak mümkündür:

1. Allah Hz. Âdem’i topraktan yaratmıştır. Toprak ise yeryüzündedir. Demek ki Hz. Âdem’in yeryüzünde yaratıldığına kesin nazarıyla bakılmalıdır. Hz. Âdem Yeryüzünde yaratıldığına göre, “Ey Âdem! Sen ve eşin cennete yerleşin.” mealindeki ayetin ifadesinden onun dünyadan başka bir yere yerleştiğini anlayabiliriz.

2. Hz. Âdem’in semadaki cennete götürülmesi, onun ve soyunun aslında cennet için yaratıldığını, asıl yurtlarının cennet olduğunu, bu yurttan mahrum kalmanın ise insanların kendi iradeleriyle yapacakları isyanlara bağlı olduğunu göstermeye yönelik uygulamalı bir hakikattir.

3. “Şeytan, birbirlerine örtülü olan avret yerlerini onlara göstermek için kendilerine vesvese verdi. Ve: 'Rabbiniz size bu ağacı sırf melek olursunuz veya ebedî kalanlardan olursunuz.' diye yasakladı, dedi.” (A'raf, 7/20) mealindeki ayette Hz. Âdem’in orada ebedi kalacağına dair yapılan telkinler o cennetin dünyada olmadığının göstergesidir. Çünkü dünya fanidir. Hz. Âdem’in fani dünyanın ebedi olacağını düşünebileceğine ihtimal verilmemelidir.

4. “Allah buyurdu: 'Birbirinize düşman olarak(oradan) inin. Sizin için yeryüzünde bir süreye kadar yerleşme ve faydalanma vardır.'” (A'arf, 7/24) mealindeki ayette “inmek”ten söz edilmiş, sonra da dünyada bir süreliğine kalacaklarına vurgu yapılmıştır.

Bu ifadeler, Hz. Âdem ve eşinin başka -yukarı olan- bir yerden  gelip dünyaya yerleştirildiklerine işaret etmektedir.  

5. Sahih hadiste belirtildiğine göre, kıyamet günü insanlar şefaat emesi için Hz. Âdem’e giderler ve: “Ey babamız! Bize cenneti(n kapısını) aç” derler. Adem ise: “Sizi cennetten çıkaran babanızın hatası değil mi?..” diyecek.” (Müslim, İman,329)

Burada insanların açmasını istedikleri cennet elbette ahiretteki cennettir. Hz. Âdem’in “Sizi cennetten çıkaran babanızın hatası değil m?” şeklindeki ifadesi de açıkça onun söz konusu ahiretteki cennetten bahsettiğinin göstergesidir.

6.  “Ey Âdem! Sen ve eşin cennette yerleşin.” (A'raf, 7/19) mealindeki ayette olduğu gibi, Kur’an’da kullanılan “cennet” kelimesi el takısı almış “el-cennet” şeklinde kullanılmıştır.

Bu ise, muhataplar tarafından söz konusu cennetin bilinen meşhur cennet olduğunu göstermektedir.

7. “Şüphesiz senin için cennette ne aç kalma var, ne de çıplak kalma var. Orada ne susayacak, ne de güneş altında kalacaksın.” (Tâhâ, 20/118-119) mealindeki ayetlerde ifade edilen vasıflar ebedi cennetin vasıflarıdır.

8. “Nihayet şeytan ona (Âdem’e) vesvese verip şöyle dedi: 'Ey Âdem! Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir saltanat göstereyim mi?'” (Tâhâ, 20/120) mealindeki ayette kullanılan “sonsuzluk ağacı ve yok olmayacak bir saltanat” vasıfları ahiretteki ebediyet içindeki cennetin vasıflarıdır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR