İnsanla maymunun bazı benzerlikleri evrime delil değil mi?

Soru Detayı

Bir maymunun insanlarda var olan bir özelliğe sahip olması normal midir? (Fiziki benzerlik dışında ). ​Materyalist bilim adamlarının insanla maymun arasında bir bağ kurmaya çalışmaları beni aşırı rahatsız ediyor.
Diyorlar ki; "Maymunun sol beyin yarısında insandaki konuşma merkezine benzer özellikler saptandı " bu haberin doğru olup olmadığını lütfen konuyla ilgili kaynaktan araştırıp cevaplarsanız minnettar olurum. Eğer bu tespit doğru ise neye işaret eder? Bu tür bir benzerlik sadece maymunda mı var? Bu doğruysa nasıl değerlendirmeli ve anlamalıyız? Şayet doğru ise evrimle bir alakası yoktur inşallah. Maymunun bilgisayarda tuşlara basarak kelimelerin kavramlarını algılaması normal midir?
Bunu başka hayvanlarda yapabilir mi? Bu konuda birinci cevapta "eğer Allah öğretmeseydi dedikleri gibi olabilirdi" demiştiniz. İkinci cevapta da benzerlikle ilgili, Ahmet ile Ali isimleri örnek verilmiş. Bu cümleleri biraz açarak yanıtlarsanız çok memnun olurum.
Her soru işareti bulunan bu sorulara ayrı ayrı yanıtlar verilmesini istirham ediyorum. Vesvese hastalığından kurtulmak istiyorum.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Soru: 1. Bir maymunun insanlarda var olan bir özelliğe sahip olması normal midir?

Cevap 1. Gayet normaldir. Maymunla, atla veya inekle insanın benzer olmasının ne mahzuru var? Yaratan Allah değil mi? İstediğini istediği gibi yapar ve yaratır. Allah neyi ne şekilde yaratmışsa muhakkak o en güzel şekilde yaratılmıştır.

İnsanın sol beyni maymuna benzese ne fark eder, kediye benzese ne fark eder, köpeğe benzese ne fark eder. Bunların birbirine benzemesi veya farklılığı bizim âlemimizde önemli olmamalı.

Allah istediğini istediği şekilde yaratmıştır ve yaratır. Varlıkların her birisi kendi genetik yapı ve özelliğine has olarak yaratılmıştır. Koyun koyun olarak, at at olarak, inek de inek olarak yaratılmıştır.

Bitkiler âlemi de öyledir. Fasulyenin yaratılışı ayrı, domatesin genetik yapısı ve yaratılışı farklıdır. Bunların bazı elementler bakımından benzerliği, yaratıcılarının aynı olduğuna delildir.

Canlıların içerisinde insanın atası çamurdan ama en mükemmel şekilde, his, duygu ve düşüncelerle donatılarak yaratılmıştır.

Bilgisayar malzemeleri satan dükkâna gitsen, 8 gigabaytlık birbirinin benzeri üç tane flaş disk alsan,  bunlara farklı bilgileri yükleyemez misin? Bu flaş disklerin ham maddesi aynı, dış görünüşleri aynı değil mi? Kabul et ki o flaş diskin birisi insanın maddî yapısı, flaş disk içindeki bilgi de her bir insanın ruhuna yüklenmiş manevî duygular, hissiyat, arzu ve isteklerdir. Diğer flaş diskin birisini maymun, bir diğerini de koyun kabul et. Onlara yüklediğin bilgiler birbirine yakın da olabilir, çok farklı da olabilir.

Sen ve senin cinsinden birisi insan olarak flaş diski istediği malzemeden ve istediği kapasitede yapıp, içerisine istediği bilgiyi yükleyecek, ama Cenab-ı Hak istediğini istediği şekilde yapıp yaratamayacak. Flaş diskleri adeta birbirinden medyana getirmek zarureti gibi, her canlıyı diğerinden meydana getirecek. Böyle bir ilah anlayışı olabilir mi? Bu, Allah’ı gerçek manada bilememekten ileri gelmektedir.

Soru: Canlıların temel yapısı ne?

Cevap:  Hücre.

Soru: Hücrenin yapısı ne? Hangi büyük bileşenlerden meydana geliyor?

Cevap: Hücre zarı, sitoplazma zarı ve sitoplazma, mitekondri, golgi cihazı ve çekirdek gibi yapı ve organellerden.

Soru: Bunların temeli ne?

Cevap: Proteinler, yağlar, karbonhidratlar, Nükleik asitler.

Soru: Proteinler, yağlar, karbonhidratların temeli ne?

Cevap: Karbon, hidrojen, oksijen, kükürt, fosfor, demir gibi yüz on dört element.

Soru: Şimdi bütün canlıların temeli bu 114 element midir?

Cevap: Evet. İnsan ve hayvanlar gibi ruhlu olanların ruhları farklıdır. Ama maddî olarak temel elementleri aynıdır.

- Peki, bitkilerde, hayvanlarda ve insanlarda, yani bütün canlılarda bu temel elementlerin aynı veya benzer olması, bu canlıların birbirinden meydana geldiğini mi gösterir?

- Hayır. Ustalarının ve yaratıcılarının bir olduğunu gösterir. Tıpkı kütüphaneler dolusu kitapların insan tarafından 29 harfle yazıldığı gibi, kâinattaki canlıları da Cenab-ı Hak bu temel elementlerden yazmış, yani halk etmiştir. İsterse başka maddelerden veya nurdan da yaratabilirdi. Nitekim, şeytanı ateşten, melekleri de nurdan, sesten, ışıktan ve karanlıktan yarattığı gibi.

- Ateist bilim adamları her şeyi niçin benzerlikler üzerine bina etmeye çalışıyorlar?

- “Ateist” demek Allah’ı kabul etmeyen demektir. Şimdi Allah’ı yok farz ederek varlıkların nasıl meydana geldiğini açıklayacaksın. Nasıl açıklarsın? Yani, eser var ama ustası ve yapanı olmadığını farz ederek onun meydana gelişini izah etmeye çalışacaksın. Haydi yap bakalım yapabiliyor musun?

Mesela, üstündeki gömleğin bir ustası, onu makine ile dokuyan daha sonra gömlek olarak diken birilerini yok sayarak elementlerden gömleğin meydana gelişini açıkla bakalım. Ne yapacaksın? Bir takım benzerlikleri ileri sürerek, tesadüfe, tabiata havale ederek akla ve mantığa uymayan bir takım hurafeler uyduracaksın.

Bazıları da bu saçmalıkları bilim zannedip senin arkana düşecek ve hakikate ulaşamadığı için de sıkıntı ve depresyona girecek.

Soru 2. “Eğer bu tespit doğru ise neye işaret eder?”

Cevap 2. Varlıkların bazı yönlerden benzer olması, onların yaratıcılarının bir olduğuna işaret eder.

Soru 3. “Bu tür bir benzerlik sadece maymunda mı var?”

Cevap 3. Hayır. Zeka itibariyle insana en çok benzeyen Attır. Konuşma cihetiyle benzeyen papağandır. Kimyevî maddelere tepki verme bakımından faredir. O bakımdan insanlar için hazırlanan yeni ilaçların etkileri önce farelerde denenir.

Soru 4. “Bu doğruysa nasıl değerlendirmeli ve anlamalıyız?”

Cevap 4. Allah istediğini istediği tarzda yaratır. İnsanların keyfine ve arzusuna göre kâinatı idare etmez.

Soru 5. “Şayet doğru ise evrimle bir alakası yoktur inşallah”.

Cevap 5. Evrimle bir alakası yoktur. Evrimcilerin ileri sürdüğü manada, yani evolüsyon manasında, bir türden bir başkasının silsile halinde meydana gelmesi tarzında bir evrim kâinatta mevcut değildir.

Maymunun beyni büyük olsa da, küçük olsa da, insana benzese de, benzememse de, onların kastettiği manada bir evrim söz konusu değildir.

Bizim kastettiğimiz manada canlılardaki gelişme ve farklılaşma tekâmüldür. Evrim değildir. Tekâmül, bir başka ifade ile kemale ermedir. Bu tekâmül kâinatta bir kanun halinde mevcuttur. Her varlık zaman içerisinde gelişir, farklılaşır ve nihayet ölür.

Mesela, insan bu kanuna tâbi olarak tek hücre halinde anne karnında bu âleme ayak basar, bebek olarak dünyaya gönderilir, çocukluk, gençlik devrelerinden geçerek gelişir, farklılaşır ve yetişkin hale gelir.

Mesela bir elma çekirdeğinden filiz çıkıyor. Fidan oluyor, meyveli ağaç oluyor. İşte bütün bu değişme farklılaşmalar tekâmüldür.

Aynı şekilde kuzu tekâmül kanununa tâbi olarak zaman içerisinde gelişip farklılaşıyor koç veya koyun oluyor. Bu değişim evrim değil, tekâmüldür.

Şimdi burada insan beyninin şekillenmesi elbette tek hücreyle başlayan zigotun bölünmesi ve zamanla hücrelerin farklılaştırılmasıyla meydana getiriliyor.

Tedrici gelişim ve değişim dediğimiz tekâmül cansız âlemde de geçerlidir. Yer küre ve bütün âlem birden bu şekli almamıştır. Allah zaman içerisinde onu geliştirip üzerinde yaşanır hale getirmiştir.

Soru 6. “Maymunun bilgisayarda tuşlara basarak kelimelerin kavramlarını algılaması normal midir?”

Cevap 6. Normaldir. Ne yani; “Niçin maymuna tuşa basma ve algılama kabiliyetini verdin?” diye Allah aleyhinde dava mı açalım? Allah algılama kapasitesi olarak maymuna ne vermişse maymun ona kanaat ediyor. İtiraz etmiyor. İnsan buna itiraz hakkını ve yetkisini kimden alıyor?

Bu algılama sınırının ne olduğunu tespit için maymuna bilgisayar da kullandırılır, telefon da. Bunun neyine itiraz ediyorsunuz? Allah maymuna şimdikinden daha fazla anlama ve idrak kapasite verseydi, itiraz mı edecektir? Sadece ondan nasıl faydalanabileceğinin hesapları ve denemeleri yapılırdı, hepsi o kadar. Ya da maymuna şimdi sahip olduğu özelliklerden daha az özellik verilse idi onun hakkında yas mı tutacaktık?

Bunlara kafa takmak ve bunlardan bir yerlere varmak çabası boş bir hayal ürünüdür. İnsanı lüzumsuz meşgul eder. İnsanın Allah’a olan asıl ibadet vazifesini unutturur. Bırakın o tip çalışmaları o konu ile meşgul olan ilim adamları yapsın, size ne? İster maymun on tuş yazsın, isterse 20. Bunların bizim âlemimizde hiçbir yeri yoktur ve olmamalıdır.

Siz kaplumbağanın, güvercinin ve kelebeğin günde ne kadar besin aldığını, nelerle beslendiğini biliyor musunuz? Bilmiyorsunuz. Onu bilmemek sizin için bir noksanlık mıdır? Hayır, değildir. Çünkü onları bilmek ve araştırmak ne senin ve ne de benim vazifemdir. İşte kaplumbağa, güvercin ve kelebek neyse, sinek de, serçe de maymun da bizim için öyledir ve öyle olmalıdır.

Soru 7. “Bunu başka hayvanlarda yapabilir mi?”

Cevap 7. Araştırılır. Başka hayvanlar da tuşa basabiliyorsa, bu tespit edilir ve o hayvanların tuşa bastığı öğrenilmiş olur. Şayet, tuşa basan bir hayvana rastlanmamışsa, “böyle hayvan yoktur” denir. Hepsi o kadar. Bunun evrimle ne ilgisi var?

Allah koyuna ot yeme kabiliyetini, aslana da et yeme kabiliyetini vermiş. İnsana ise her ikisini de nasip etmiş. Diğer taraftan tavuğa da hem ot yeme ve hem de et yeme kabiliyetini vermiş. Bunlardan evrimle ilgili bir yere varmak mümkün değildir.

Soru 8. “Vesvese hastalığından kurtulmak istiyorum”.

Cevap 8. Vesvese hastalığından kurtulmanın yolu, evrimcilerin her söylediğinin aksini ispatlamak değildir. Kâinattaki her bir varlığın yaratılış gayesi bir değil binlercedir. İnsan bazı varlıkların sadece birkaç özelliğini tespit edip nazara veriyor. Hâlbuki o varlığın, insanın bilemediği pek çok yaratılış gayesi vardır. Bunları insanın bilmesi mümkün olmadığı gibi, anlamaya da insanın ömrü yetmez. O bakımdan varlıkların niçin ve nasıl yaratıldığını o işin uzmanlarına bırakmak, vesveseden kurtulmak için esastır.

İnsan önce kendisinin niçin yaratıldığını, dünyaya niçin gönderildiğini, buradan nereye götürüleceğini öğrenmelidir. Çünkü dünyaya gönderiliş gayesini uygun yaşayıp yaşamadığından hesaba çekilecektir.

Hiç kimseye maymunun sol beyni ile insanın sol beyninin birbirine benzeyip benzemediği sorulmayacaktır. Maymunun bazı yönlerden insana niçin benzediğinin hesabı istenmeyecektir. Ama ibadetleri yapıp yapmadığının, Allah’ı bırakıp tabiatı ilah edindiğinin hesabı en çetin şekilde sorulacaktır.

Vesveseden kurtulmak istiyorsanız vesvesenin mahiyetini öğreneceksiniz. Bunun için Risale-i Nurlardan 21. Söz’ün İkinci Makamı’nı okumalısınız. Yoksa evrimcilerin ayak izlerini takip edecek olursanız, onlar sizin o evrim bataklığında boğulmanıza sebep olurlar. O zaman Allah korusun imansız olarak ahrete gidiverirsiniz.

Zaten evrimcilerin şimdiye kadar hiç kimseyi cennetin kapısına götürdüğüne şahit olunmamıştır. Ama kendilerini takip eden ve yollarından ve arkalarından gidenlere her şeyi tabiata ve tesadüfe verdirerek, şeytanın da yardımıyla hep Allah’ı ve peygamberi inkâr ettirmişlerdir.

Allah’ı ve peygamberi tanımayıp emirlerine isyan edenlerin gideceği yer de her halde cennet olmayacaktır.

Dünya imtihan yeridir. Herkes kendi cüz’i iradesi ile istediğinin arkasından gitmekte serbesttir. İsteyen şeytanın yolundan, isteyen de Peygamberin yolundan gider. Ama sonucuna da katlanacaktır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
1.770 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun