Evrimci bir ateistin iddialarına ne dersiniz?

Tarih: 15.11.2017 - 01:01 | Güncelleme:

Soru Detayı

Evrimci bir ateistin soru ve iddiaları
​İddia 1: İnorganik maddelerden organik maddenin oluşması, göktaşlarında hayatın yapı taşı olan aminoasitlerin bulunması evrenin başlangıcını açıklayabilir mi? Göktaşlarında hayatın yapı taşı olan aminoasitlerin bulunmasının hikmeti nedir?
İddia 2: Kuş ya da kaplumbağa gibi türlerin farklı türlere ayrılması aynı türden küçük bir grup hayvanın farklı bir yere göç edip orada yeni yaşam koşullarına ayak uydurmasıyla mı olmuştur? Evrimciler bu şekilde olduğunu belirtiyor.
İddia 3: Grip virüsünün her sene değiştiği için yeni aşılar üretilmesi, kurttan insan eliyle köpek üretilmesi, vahşi meyvelerin yapay seçilimle yenilebilir hale getirilmesi evrimin gözlemlenmiş olduğunu göstermez mi?
İddia 4: Üniversitelerde yaradılışçılığın okutulmamasının ama evrimsel biyolojinin okutulmasının sebebi darwinistlerin medyadan gizlice üniversitelere çökmesiyse bu gizli olan şeyi biz nereden biliyoruz?
İddia 5: Yeraltından çıkan fosiller her zaman için günümüz canlılarına daha uzak ve daha komplike canlılar mıdır? Bunu yanlışlayacak bir bulgu ortaya çıkmamış mıdır? Mesela dinozorlarla aynı katmanda bir insan kalıntısı bulunmamış mıdır? Ya da insanın yakın kuzeni kabul edilen bir Nearderthan fosili daha ilkel bir fosil olan Homo Habiliesten daha alt katmanlarda keşfedilmemiş midir?
İddia 6: Tiktaalik, balıklarla amfibiler arasında olan bir ara geçiş formu mudur? Dorudon kara memelisi ile deniz memelisi arasındaki bir ara formu mudur? Eğer ara formlar yalan ise bu kadar bağımsız ülkede birbirinden bağımsız bilim adamı nasıl bu kadar çok sahte araform bulabiliyor?
İddia 7: Piltdown adamının sahte olduğunun ortaya çıkma sebebi başka yerlerde bulunmuş gerçek mağara adamı kafatasları mıdır? Piltdown adamını kullanarak evrimi çürütmeye çalışanlar var mı? Bir olayın yarısını anlatarak evrimi çürütmeye çalışmak dürüstçe bir davranış mıdır?
İddia 8: Canlı fosiller evrimi çürütemez mi? Canlı fosil ifadesi önceden sadece fosilleri keşfedilip nesli tükenmiş olduğu söylenen bir canlının sonradan hayatta olan bir benzeri bulunduğunda mı kullanılır?
İddia 9: Balina ve yunusların kara memelilerindeki gibi beş parmağa ve körelmiş arka ayaklara sahip olması, kanatlı tüylü dinozorların bulunması mikro evrim iddiasına ters düşmez mi?
İddia 10: Alerjinin bazı durumlarda vücudun yabancı maddeyi mikrop sanarak aşırı tepki göstermesi olduğunu öğrendim. Mesela polen alerjisi çok sık görülüyormuş. Bunun yanında suya alerji, su dışındaki her şeye alerji gibi aşırı alerjiler de varmış. Bu tür alerjiler (HAŞA) kusurlu yaratılıştan mıdır? Bu tür alerjilerin verilmesinin hikmeti nedir? -İnsan omurgasının S şeklinde olması bir çok bel ağrısına mı yol açar? Bu da (HAŞA) kusurlu yaratılıştan mıdır?
İddia 11: Günümüzde yüzbinlerce farklı türden milyonlarca farklı fosil bulunmuş mudur? Evrimciler istatistiki olarak bakılırsa bulunan 1 milyon fosilden sadece 1 tanesinin sahte çıkmış olduğunun görüleceğini belirtiyor. Bu iddiaya göre sahte olan fosiller gerçek olan fosillerin yanında hiç gibi mi kalmaktadır?
İddia 12: Canlıların ortamlarına adapte olarak o ortama uygun gözükmeleri canlıların ve ortamlarının özel bir şekilde tasarlandığı anlamına gelmez mi? Bu söz kafamı karıştırdı. “Suyun bir çukuru doldurabilecek yapıda olması, çukurun su onu doldursun diye oluştuğu anlamına gelmez.” Benzer şekilde, canlıların ortamlarına adapte olarak o ortama uygun gözükmeleri, canlıların ve ortamlarının özel bir şekilde belirlendiği anlamına gelmez.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İddia 1: İnorganik maddelerden organik maddenin oluşması, göktaşlarında hayatın yapı taşı olan aminoasitlerin bulunması evrenin başlangıcını açıklayabilir mi? Göktaşlarında hayatın yapı taşı olan aminoasitlerin bulunmasının hikmeti nedir?

Cevap: Ca, Mg, Fe gibi maddeler inorganik, karbon (C)’lu yapılar ise organik madde olarak adlandırılır. Bunların her ikisi de cansız elementlerdir. Kâinatın ilk başlangıcı muhtemelen inorganik elementlerdir.

Organik elementler niçin inorganiklerden meydana gelmiş olsun? İnorganik elementleri kim yaratmış ise, organik elementleri de o yaratmıştır. Siz inorganik elementlerden mesela kalsiyum ve demir yazdınız. Karbon dioksit yazmak istiyorsunuz. Bunu inorganik elementlerden olan kalsiyum ve demirin harflerini değiştirerek yazmak mecburiyetinde misiniz? Size böyle bir mecburiyet yükleyenlere söyleyeceğiniz her halde şu olurdu:

“Ben inorganik elementleri yazdığım gibi, karbon ihtiva eden organik elementleri de doğrudan yazabilirim.”

İşte Cenab-ı Hak da isterse organik, isterse ihtiyaç halinde inorganik elementleri ayrı ayrı yaratır. Allah’ı kabul etmeyen ateistler, bir yaratıcıyı gözlerden gizlemek için sebeplerin birbirini meydana getirdiğini ileri sürmektedirler. Hâlbuki o sebepleri de yaratan Allah’tır.

Göktaşlarında amino asitlerin bulunmasının bir anormalliği yoktur. Sadece şu sorulabilir: Acaba göktaşlarına bu amino asitler nasıl bulaşmış, ya da ulaşmış olabilir? İlim bunu araştırır cevabını verir. Bunun anormal bir tarafı yoktur. Hikmetinin neler olduğu, amino asitler bulunmazsa ne gibi sonuçların meydana gelebileceği deneme sınama yoluyla ortaya konabilir.

Ateistlerin gözden gizlediği önemli bir nokta o da şudur:

Allah’ı kabul etmedikleri için yaratıcılığı sebeplere vermektedirler. Bir şeyi meydana getiren sebepler aynı zamanda onları yapan gerçek faillerdir. Mesela su iki molekül hidrojen ve bir molekül oksijenden meydana gelmektedir. Onlara göre suyu yapan ve yaratan da hidrojen ve oksijendir. İşte bu felsefeye göre, kâinatın ilk yapıtaşı olan elementler, yani inorganik ve organik elementler aynı zamanda o kâinatın yapıcısı ve yaratıcısıdırlar.

Hâlbuki bütün sebepleri yapan ve yaratan sonsuz ilimi irade ve kudret sahibi Allah’tır

İddia 2: Kuş ya da kaplumbağa gibi türlerin farklı türlere ayrılması aynı türden küçük bir grup hayvanın farklı bir yere göç edip orada yeni hayat şartlarına ayak uydurmasıyla mı meydana gelmiştir? Evrimciler bu şekilde olduğunu belirtiyor.

Cevap: Her bir canlı türü doğrudan Allah tarafından kendi genetik yapısı ve özelliği ile yaratılmıştır. Kurbağa kurbağa olarak, balık balık olarak, kuş da kuş olarak yaratılmış ve hiçbir değişikliğe uğramadan günümüze ulaşmıştır.

Evrimcilerin bu iddiasını doğrulayacak yaklaşık iki yüz yıldır hiçbir numune görülmemiştir.

Elbette Allah isterse balıktan kurbağayı, attan iti yaratabilir. Fakat bunu doğrulayacak şimdiye kadar bir numune görülmemiştir. Cenab-ı Hak her bir canlıya belli bir özellik ve genetik karakter vermiş ve o canlı türünü bu dünyaya göndermiştir. Her bir canlıya da belirli bir ömür tayin etmiştir. Hayat süresi dolan canlı dünyaya geldiği genetik özellikle ölmekte, nesli de yine o genetik özellikte yaratılmaktadır.

Peki, evrimciler niçin böyle canlıları birbirinden meydana geldiğini iddia etmektedirler?

Bir yaratıcıyı gözden gizleyerek sebepleri devreye sokmakta ve o sebeplerle insanların zihnimi bulandırmaktadırlar. Onların esas gayesi, gençlerin Allah’a olan imanını sarsmak ve onları dinsiz yapmaktır.

İddia 3: Grip virüsünün her sene değiştiği için yeni aşılar üretilmesi, kurttan insan eliyle köpek üretilmesi, yabani meyvelerin suni seçilimle yenilebilir hale getirilmesi evrimin gözlemlenmiş olduğunu göstermez mi?

Cevap: Virüs ve bakterilerin ilaçlarla dayanıklılığının artması, bu canlılardan farklı yeni bir varlığın ortaya çıktığı manasına gelmez. Bakteri tipi bu canlılar Cenab-ı Hak tarafından belirli bir gen potansiyeli ile yaratılmışlardır.

Bunlara verilen bu genetik yapının müsaadesi nispetinde ilaçlara dayanabilir ve anormal şartlara adapte olabilirler. O canlı kendisine tanınan genetik potansiyelin üstünde bir çevre şartı ile karşılaşırsa ortadan kalkar.

Mesela A bakterisinin Streptomicin adlı antibiyotiğe dayanma nisbeti 50 birim olsun.

Siz 25 birim bu ilaçtan uyguladığınız zaman bu bakterinin bazı fertlerinde bu ilaca karşı direnme ve korunma mekanizması gelişmediği için hemen ortadan kalkacaktır. Bir kısmında o ilaca karşı direnme mekanizması devreye girecek, sizin daha sonra 30, 40 birimlik dozlarınız da onları öldürmeyecektir.

İşte bu 30, 40 birimlik ilaca karşı direnç gösteren fertlerde öncekilere göre vücut yapısında meydana gelen korunma mekanizmalarından dolayı önceki fertlerden kısmen farklılıklar görülecektir. Ama yine onlar A bakterisi özelliğindedirler.

Siz ilacı 50 doza çıkardığınız zaman artık genetik yapının kendisine tanıdığı sınıra ulaşıldığı için o türün fertleri hayat sahnesinden silinecektir.

Kurttan köpek meydana gelmesi ise, temel yapıları aynı gen havuzuna sahip fertler arasında görülen bir durumdur. Bir türü teşkil eden fertlerin hepsinde genetik yapı aynı değildir.

Mesela bütün insanlar genel yapı itibariyle aynıdır. Yani, gözleri, kaşları, kalbin yeri, kulakların sayısı ve yeri gibi hususlar aynıdır. Ama bütün insanlar fotokopiden çıkmış gibi aynı değildir.

İşte bütün insanların toplam genetik yapısına insanın gen havuzu denir. Bu gen havuzu içerisindeki üremelerde farklı renk ve karakterlerin bir araya gelmesiyle öncekilerin ortak özelliklerine sahip fertler meydana gelebilecektir. Ama bunların hepsi o insan gen havuzunu paylaşan insanlardır. Farklı türler değildir.

Bütün canlılara bu açıdan bakılmalıdır. Yani bütün keçiler fotokopiden çıkmış gibi aynı değildir. Keçilerin tamamı bir gen havuzunu paylaşırlar. Dolayısıyla aynı gen havuzuna sahip fertler arasında çiftleşmelerle farklı karakterler ortaya çıkabilir. Ama o karakterler onları keçilikten koyunluğa veya tavşanlığa geçirmez.

Meyvelerin yabani formlarından ıslah metoduyla yeni formların meydana gelmesinin evrimle bir ilgisi yoktur. Yabani elmayı aşılayarak yine elma elde edersiniz. Bunu çekirdeğinden yetiştirseniz yine yabani elma formunu verir.

Sığırların ıslah metoduyla süt ve et verimi arttırılır. Ama bunlar yine sığırdır. Bunlardan ıslahla at ve fil meydana gelmez. Dolayısıyla bunlar evrim değildir.

Aynı şekilde ıslah metoduyla et ve yumurta verimi artan tavuklar elde edersiniz. Bunlardan kartal veya bülbül meydana gelmez.

Dolayısıyla gerek bitkilerde ve gerekse hayvanlarda yapılan ıslah metodunun evrimle bir ilgisi yoktur.

İddia 4: Üniversitelerde yaratılışçılığın okutulmamasının ama evrimsel biyolojinin okutulmasının sebebi darwinistlerin medyadan gizlice üniversitelere çökmesiyse bu gizli olan şeyi biz nereden biliyoruz?

Cevap: Bütün canlıların silsile halinde birbirinden tesadüfen meydana geldiğini, bir yaratıcının bulunmadığını, yaratılışı okutmanın bilimsel olmadığını bütün darwinistler kitaplarında yazıyor, konferanslarında söylüyor, üniversite kürsülerinde dillendiriyorlar. Bunun gizli bir tarafı yok ki, gizlilikten bahsediyorsunuz. 

İddia 5: Yeraltından çıkan fosiller her zaman için günümüz canlılarına daha uzak ve daha komplike canlılar mıdır? Bunu yanlışlayacak bir bulgu ortaya çıkmamış mıdır? Mesela dinozorlarla aynı katmanda bir insan kalıntısı bulunmamış mıdır? Ya da insanın yakın kuzeni kabul edilen bir Nearderthal fosili daha ilkel bir fosil olan Homo Habilisten daha alt katmanlarda keşfedilmemiş midir?

Cevap: Canlıları yeryüzüne Allah peyderpey göndermiştir. Her bir canlının ortamı ve besini hazır olunca o canlı grupları yaratılmıştır.

İlk önce yerküre güneş ile bitişikti. Güneşten ayrılıp buraya yerleştirilen yerkürede ilk çevre şartları tek hücreli küçük canlıların yaşamasına uygun olduğu için suyosunu gibi tek hücreli canlılar yaratılıyor. Daha sonra bitkiler ve o bitkilerle beslenen hayvanlar ve en sonunda da insan yaratılıyor.

Bu zaman içerisinde bazı hayvan ve bitki grupları belirli bir devre yaşayıp ortadan kalktığı halde büyük bir kısmı günümüze kadar gelmiştir. Mesela ilk yaratılan tek hücreli suyosunları, daha sonra gelen balık ve kurbağalar, ilk yaratıldığı günden bugüne kadar aynı şekil ve yapıda günümüze ulaşmıştır.

Hakikati olmayan bir şeyin fosili olur mu? Onların iddia ettiği gibi yarı maymun yarı insan bir canlı yaşamış mı ki, fosili olsun? At at olarak yaratılmış, maymun maymun olarak, koyun koyun olarak, keçi keçi olarak, insan da insan olarak yaratılmıştır.

İlk insan Hz. Âdem günümüzden takriben 10-15 bin yıl önce yeryüzüne gönderilmiştir. Öyle iddia edildiği gibi maymun benzeri bir geçmişe sahip değildir. İnsanın atası olarak ileri sürülen fosillerin hakikatle ilgisi yoktur. O tip fosillerin kafatası, çene ve dişleri farklı canlılara aittir. Onlar birleştirilerek ve alçı ile tamamlanarak yarı maymun yarı insan resimleri çizilmiş ve bunlar insan ve maymunların ortak atası olarak takdim edilmiştir. Bunlara bir de Latince isim uydurulmuştur. Bunların hakikatle bir ilgisi yoktur.

İddia 6: Tiktaalik, balıklarla amfibiler arasında olan bir ara geçiş formu mudur? Doğrudan kara memelisi ile deniz memelisi arasındaki bir ara form mudur? Eğer ara formlar yalan ise bu kadar bağımsız ülkede birbirinden bağımsız bilim adamı nasıl bu kadar çok sahte ara form bulabiliyor?

Cevap: Tiktaalik bir ara form değildir. Bunun hakikatle ve bilimle hiçbir alakası ve ilgisi yoktur.

Tiktaalik roseae, Devoniyen döneminde, yani günümüzden takriben 330 milyon yıl önce yaşamış ve nesli tükenmiş tetrapodlara (Dört ayaklılara)  ait bir türdür.

Evrimci bilim adamları bunun balıklarla sürüngenler arasında bir geçiş formu olduğunu ileri sürmektedirler.

Tiktaalik’in elde fosil olarak sadece kafatası vardır. Gözler kafatasının üstündedir. Tıpkı timsahlarda olduğu gibi. Bilim adamlarının ekseriyeti, bunun timsahlarla aynı yapıda olduğunda ve dolayısıyla bu fosilin bir timsaha ait olduğunda hemfikirdirler. Öyle zannedildiği gibi Tiktaalik bütün ülkelerde bulunmuş değildir.

Zaten her bir fosil için de durum böyledir. Her hangi bir fosilin dünyada sadece belirli bir yerde bulunduğu duyurulur. O kadar. Herkes başlar onun üzerinde fikir yürütmeye.

Evrimci jeoloğ ve ressamlar, Tiktaalik’in kafatasına, onunla aynı tabakalarda bulunmuş olan balık ve sürüngen fosillerinin parçalarını ekleyerek, noksan kalan yerleri de alçı ile doldurarak, yarı balık ve yarı sürüngen görünümünü andıran bir şekil vermişlerdir. Yaptıkları bu bilim sahtekârlığını, ara form olarak ileriye sürmektedirler.

Konunun içerisinde olmayanlara bu hakikatmiş gibi takdim edilmekte, bununla da kalınmayıp, güya bu tip ara formun çok olduğu propagandası yapılmaktadır. Bunların yaptıkları bilim değil, ideolojik bir çalışmadır. Bütün gayeleri ve gayretleri, bir yaratıcıyı ve yaratılışı devreden çıkarıp, her şeyi tesadüf ve tabiatın eline vermektir.

Evrimciler tarafından dünyada evrimin lehinde ve yaratılışın aleyhinde büyük bir propaganda ve kampanya yürütülmektedir. Maalesef bilim de buna büyük oranda alet edilmektedir. Amerika’da tarafsız bilim adamları, sadece bilim dergilerinin değil, dini dergilerin de evrimci düşünce taraftarlarının elinde bulunmasından ve hakikatlerin ters yüz edilmesinden dert yanmaktadırlar.

Farklı ülkelerdeki bağımsız bilim adamlarının nasıl bu kadar sahte ara form ürettiği sorusuna gelince, bir yaratıcıyı devreden çıkaran bu evrim düşüncesi bütün dünyada tek merkezden idare edilmektedir. Tıpkı teröristlerin belirli merkezlerden idare edildiği gibi.

Her şeyden önce biyologların dışında bu evrim meselesi hakkında diğer bilim adamlarının çalışması ve dolayısıyla konu hakkında fazla bilgileri yoktur. Bütün bildikleri, ateist evrimcilerin gazete ve mecmualara servis ettikleri herkesin kısaca malumattar olduğu kulaktan dolma bilgilerdir. Biyologlardan da hususiyle evrim konusu üzerinde çalışma yapanların dışındaki bilim adamları da konunun inceliklerine vakıf değillerdir.  İşi dünya çapında elinde tutanlar da bir takım lobilerin istediği doğrultuda beyanat vermek zorundadırlar. Yoksa hem mevkileri ve hem de maddi imkânlarının ellerinden alınacağını bilmektedirler.

İşte böylece bütün dünyadaki evrimle ilgili görüş ve düşünceler ateizmi hâkim kılmaya çalışan bazı karanlık lobilerin kontrolündedir.  Bu işin bilimsel olduğu iddiasının tekrarlanması ve dünya çapında bir propaganda olarak yürütülmesi için çok büyük paralar harcanmaktadır.

Bu evrim hadisesi öyle dışarıdan göründüğü gibi, masum ilmî bir çalışmanın ürünü değildir. Tamamen ideolojiktir.

Akla şöyle bir soru gelebilir: Peki bunu kimler ve ne için yapıyor?

Bunu yapanların esas maksadı, istedikleri ülkenin insanlarını kendi ideolojileri doğrultusunda yönetmektir. Evrim felsefesine göre her şey tesadüfen ve gelişigüzel ortaya çıkmıştır. İnsan da tesadüfen meydana gelmiştir. Kendisinin hesap vereceği bir yaratıcısı yoktur. Başıboştur. İstediği gibi yaşamalıdır. 

Böylece inanç bağlarından koparılan insanlar başta uyuşturucu ve terör olmak üzere, başkaları tarafından her türlü kullanıma açıktır. Bir ülkeyi yıkmanın ve içeriden teslim almanın bundan daha kolay yolu olur mu?

İşin bir başka yönü de şudur: Kur’an-ı Kerim’de Yahudilerden bir grubun maymun ve domuz şekline sokulduğu beyan buyrulmaktadır. Hâlbuki Yahudiler kendilerini dünyanın en üstün ırkı olarak kabul etmektedirler. 

İşte Kur’an Yahudilerle maymun ve domuz arasında bağ kurarak insanlık nazarında onları aşağılamıştır.  Onlar da bunu gözlerden gizlemek için, bütün insanların geçmişini maymuna ve daha aşağı yapılı hayvanlara bağlamaktadırlar.

İddia 7: Piltdown adamının sahte olduğunun ortaya çıkma sebebi başka yerlerde bulunmuş gerçek mağara adamı kafatasları mıdır? Piltdown adamını kullanarak evrimi çürütmeye çalışanlar var mı? Bir olayın yarısını anlatarak evrimi çürütmeye çalışmak dürüstçe bir davranış mıdır?

Cevap: Bilimde elde edilen veriler vardır. O verilere göre konu hakkında bir hükme varılır. İlmi düşünen birisi ilmin bu hükmünü kabul eder. Bir de inanç vardır. İnsanların bu inancı bir Hakka ve doğruya dayandığı gibi, bu batıl bir inanç da olabilir. Nitekim günümüzde Hindistan’da olduğu gibi bazı ülkelerde insanlar ineğe inanmakta ve tapmaktadırlar.

Şimdi evrim meselesi de böyle oldu. Evrimle dinsizliğe inanan bir kimseye ne kadar ilmî delil getirseniz inanmaz. Kendisine göre bir takım tevil ve yorumlar yapar. Çünkü evrim onun için bir bilim değil, inanç meselesidir. Dolayısıyla evrime inanan birisine sizin anlatacağınız hiçbir şey olamaz. Çünkü onun için evrim, ineğe tapanlar gibi taptığı bir tabusudur.

İşte Piltdown Adamı’nı bildikten sonra bir kimse evrimde hala ısrar ediyorsa, evrim onun için bir tabudur.

Piltdown Adamı’nın hikâyesi şöyle:

             PİLTDOWN ADAMI (EANTHROPUS DAWSONI)

1912 yılında Londra Tabiat Tarihi Müzesi Müdürü Arthur Smith Woodward ile tıp doktoru Charles Dawson tarafından, İngiltere’nin Piltdown yakınındaki bir çakıl çukurundan bir çene ile kafatası fosili, bir merasimle çıkarıldı. Çene kemiği maymununkine, dişlerle kafatası ise insanınkine çok fazla benzerlik gösteriyordu. Bu materyaller, “Piltdown Adamı” (Eanthropus dawsoni) olarak adlandırıldı. Yaşı da 500 bin yıl olarak tespit edildi.

1950 yılında Piltdown Adamı’nın yaşını tespit için, kemiklerin topraktan absorbe ettikleri fluorid miktarı testine tabi tutuldu. Şayet fosil iddia edildiği gibi toprakta 500 bin yıl kalmışsa, çok fazla fluorid ihtiva etmesi gerekiyordu. Fakat bu fosilde hiç fluorid yoktu... Böylece Piltdown Adamı’na ait materyalin fosil olmadığı ve bulunduğu zaman toprakta bir yıldan fazla kalmadığı anlaşıldı.

Daha sonra ciddi bir incelemeye tâbi tutulan kemiklerin, eskiye ait olduğu görüntüsünü vermek için potasyum dikromat ile lekelendirildiği anlaşıldı. Çene kemiği üzerindeki dişler, yıpranmış ve aşınmış bir görüntü verecek tarzda eğelenmişti.  (Smith, G. S. Wood word's Tony. New Scientist. 1979, 5 April, p.44)

Bununla, 10 yaşındaki bir orangutan çenesi insan kafatasıyla birleştirilip insan dişleri de çene kemiğine monte edilerek, maymun-insan arası bir varlığa benzetilmek istenmiştir.

Bu işin sorumluları arandığı zaman kimse suçu üzerine almadı. Bu işi tezgâhlayıp büyük bir merasimle çakıl çukurundan çıkaran Arthur Smith Wo-odward ile tıp doktoru Charles Dawson ise ölmüştü. Konuyu takdim eden dergi ve diğer yayın organları da mesuliyeti kabul etmediler.

1930’lu yıllarda “İnsanın önce beyni mi, yoksa vücudu mu gelişti?” tartışmalarına, Piltdown Adamı’ndan delil getirilerek cevap veriliyordu. Nitekim Smith, bu konuya işaret ederek şöyle der:

Piltdown Adamı’nın en ilgi çekici tarafı, ‘insanın evriminde ilk sırayı beynin aldığı’ yolundaki düşünceleri haklı çıkarmasıdır. ‘İnsanın kafa yapısının gelişimi sayesinde maymunluktan kurtulduğu’ fikri en gerçekçi görüştür. İnsan, beyni aşırı şekilde gelişmiş bir orangutandan ibarettir. İşte, Piltdown kafatasının önemi, bu hükümleri kesin şekilde doğrulamasından gelmektedir. (Smith, G. S. Wood word's tony. New Scientist. 1979, 5 April, p.44)

Clark Howell ise, Piltdown Adamı’yla ilim çevrelerinin 50 yıl aldatıldığına dikkati çeker:

“Piltdown Adamı, insan kafatası ve maymun çenesinden oluşan yaratıktan başka bir şey değildi. Bu, bilerek tezgâhlanan bir aldatmacaydı. Bunu, ‘insanın 500 bin yıl önce yaşamış maymunla ortak atası’ olarak takdim ettiler. Bu konu üzerinde yaklaşık 500 kitap yazıldı. Paleontologlar bu buluşla 50 yıl boyunca boş yere oyalanıp durdular. (Howell, C. Early Man.New York: Time Life Books, 1973,s.24-25)

Piltdown Adamı (Eanthropus dawsoni)

İnsan kafasına orangutan çenesi takılmıştır. “İnsanın atası” olarak kabul edilen bu fosilin çenesinin orangutan maymununa, kafatası ve dişlerin insana ait olduğu ve çeneye uydurmak için eğelendiği anlaşılmıştır. (http://www.history.com/news/piltdown-man-hoax-100-years-ago)

Yaklaşık 50 yıl, dünyanın en büyük otoritelerinin araştırmalarına rağmen, Piltdown sahtekârlığının anlaşılmaması, şimdi diğer fosiller hakkındaki şüpheleri daha da artırmıştır. S. Zuckerman, Java Adamı’na ait Dubois fosillerinin ilim adamları tarafından ciddi bir araştırmaya tâbi tutulunca neticenin Piltdown Adamı’nınkinden farklı olmayacağı kanaatindedir (Zuckerman, S. Beyond the Ivory Tower. Top¬linger Publ. Co.New York. 1970, pp. 11-12,64,75-94)

İddia 8: Canlı fosiller evrimi çürütemez mi? Canlı fosil ifadesi önceden sadece fosilleri keşfedilip nesli tükenmiş olduğu söylenen bir canlının sonradan hayatta olan bir benzeri bulunduğunda mı kullanılır?

Cevap: Evrimciler şunu iddia ediyorlardı:

Bir canlı yeryüzüne geldi. Bir süre yaşadı. Sonra çevre şartları değişti. O değişen çevre şartlarına göre mevcut canlıdan yeni bir form meydana geldi. Mevcut canlı da ortadan kalktı. Bu yeni canlı meydana gelirken bir takım özellikleri önceki canlıya, bir takım özellikleri de yeni meydan gelen canlıya benzeyen ara formları gösteren fosiller zamanla bulunacaktı. Buna misal olarak balıklardan kurbağaların meydana geldiğini gösteren Latimaria fosilini ara form delili olarak ileriye sürüyorlardı. Yeni meydana gelen çevre şartına bunun da uyması mümkün değildi. Onlara göre bu Latimarialar kurbağaları hâsıl etti ve ortadan kalktı.

Bir süre sonra Latimaria’nın denizlerde canlı olarak yaşadığı tesbit edildi. Dolayısıyla bunların kurbağaları hâsıl ettiği iddiası da artık geçersiz oldu. Bu durumda balığın yaratıldığı şekilde balık olarak kaldığı, kurbağanın da doğrudan kurbağa olarak yaratıldığı, Latimarianın da doğrudan kendi şekil ve yapısında yaratıldığı anlaşılmış oldu.

Artık bundan sonra, “Yaşayan fosiller niçin delil olmasın?” denilmez. Çünkü önceki canlıların çevre şartlarının değişmesiyle yeni canlıların meydana geldiği iddiasını tamamen çürütmektedir. Zira aynı çevre şartında hem balık, hem kurbağa ve hem de Latimaria yaşamaktadır. Siz neye dayanarak çevre şartlarının değişerek birinden diğerinin meydana geldiğini ileriye süreceksiniz?

Burada söylenecek olan şudur. “Yaratıcı aynı çevre şartlarında balık, kurbağa, kaplumbağa, yılan, timsah, kuş, memeli ve insanı yaratmıştır”. Çünkü aynı çevre şartlarında her birisi kendi genetik özelliği ile geçmişte ne ise günümüzde de aynı yapı ve şekle sahiptir. Ama birisi evrimi bir inanç, bir din kabul ediyorsa, ona ne söyleseniz, bir kulağından girer, diğerinden çıkar. Öyle kimselere de böyle bir inanç mübarek olsun. Çünkü herkes istediğine inanmakta veya inanmamakta serbesttir.        

İddia 9: Balina ve yunusların kara memelilerindeki gibi beş parmağa ve körelmiş arka ayaklara sahip olması, kanatlı tüylü dinozorların bulunması mikro evrim iddiasına ters düşmez mi?

Cevap: Bu evrim iddialarının bilime ters düşmeyen bir maddesi yok ki. Evrimcilerin bütün iddialarının temelsiz ve mesnetsiz olduğu tek tek gösterilmiştir. Ama onlar için evrim bir inançtır. Siz de fazla üzerinde durmayın.

İddia 10: Alerjinin bazı durumlarda vücudun yabancı maddeyi mikrop sanarak aşırı tepki göstermesi olduğunu öğrendim. Mesela polen alerjisi çok sık görülüyormuş. Bunun yanında suya alerji, su dışındaki her şeye alerji gibi aşırı alerjiler de varmış. Bu tür alerjiler (HAŞA) kusurlu yaratılıştan mıdır? Bu tür alerjilerin verilmesinin hikmeti nedir? -İnsan omurgasının S şeklinde olması birçok bel ağrısına mı yol açar? Bu da (HAŞA) kusurlu yaratılıştan mıdır?

Cevap: Allah’ın yarattığı hiçbir şeyde kusur yoktur. Kusur evrimcilerin zihnindedir. Vücutta kontrol ve savunma mekanizması ile görevlendirilmiş hücreler vardır.

İnsanda ortalama yüz trilyon hücre vardır. T hücreleri olarak da adlandırılan bu kontrol hücreleri, vücudun bu yüz trilyon hücresini tanır ve çok kısa aralıklarla vücudu devamlı baştan sona kontrol eder. Vücuda yabancı bir hücre, yani mikrop girdiği zaman hemen savunma hücreleri olan akyuvarlara emir verilir ve onlar vasıtasıyla mikropları imha edilir.

Şayet kontrol hücreleri olmasaydı o zaman vücut gelen bütün yabancı hücrelerden habersiz olacaktı. Bu yabancı hücreler, yani bakteri ve virüs gibi zararlı varlıklar kısa sürede vücudu tahrip ederdi.

Şimdi vücudu kontrolle görevli bu hücrelerin yaratılmış olması ve böyle harika bir kontrol sistemiyle donatılmış olması, Allah’a olan şükrü ve teşekkürü arttırması gerekirken, evrimciler bunu bir kusur olarak görüyor.

Buna ne denir? Sadece “Evrimcinin ve inkârcının gözü kördür, bir takım hakikatleri göremez” deriz.

Omurganın s şeklinde olması kusur değil, bir mühendislik harikasıdır. Şayet omurga s şeklinde olmasa idi, nasıl eğilip kalkacaktın? İnsan s şeklindeki omurganın bir yönüne bakıyor hatalı görüyor. Allah bin bir yönüne bakıyor ve en ideal ve en uygununu yaratıyor. Siz bu yaratılışta ateistleri değil, bilimin söylediğine bakınız.

Bir kahve ikramının kırk yıl hatırını sayan insan, her şeyi insana göre en mükemmel tarzda yaratan ve kâinatı insanın emrine veren ve kendisine insanı muhatap kabul ederek beş vakit huzuruna davet eden Allah’a nasıl teşekkür edilmez.

İnsan, Allah’ın yarattığı şeylerde kusur aramaktan vazgeçip, her şeyin tam ve mükemmel olarak yaratıldığını bilerek Allah’a hamd ve secde etmelidir. Kulluğa ve insanlığa da bu yakışmaz mı?

 

İddia 11: Günümüzde yüz binlerce farklı türden milyonlarca farklı fosil bulunmuş mudur? Evrimciler istatistikî olarak bakılırsa bulunan 1 milyon fosilden sadece 1 tanesinin sahte çıkmış olduğunun görüleceğini belirtiyor. Bu iddiaya göre sahte olan fosiller gerçek olan fosillerin yanında hiç gibi mi kalmaktadır?

Cevap: Fosil olarak en çok üzerinde tartışılan insanın geçmişiyle ilgili olanlardır. Yani insan maymun arasında benzerliği ortaya koyduğu iddia edilen fosillerdir. Bunlar da 1850’li yıllardan beri 150 yıldır ileriye sürülen fosil sayısı 8-10’u geçmez. Onların da hepsinin sahte olduğu, gerçeği yansıtmadığı ortaya konmuştur.

Mesela, Piltdown Adam (Eanthropus dawsoni), maymun çenesiyle insan kafatasının birleştirilmesiyle meydana getirilmiştir. Sahtekârlık örneğidir.

Nebraska Adamı  (Hesperopithecus heroldcookii), bir azı dişinden tanımlanmış, daha sonra bu azı dişinin bir yaban domuzuna ait olduğu ispatlanmıştır.

Java Adamı (Pithecanthropus erectus), insan uyluk kemiği ile orangutan maymununun kafatasının birleştirilmesiyle meydana getirilmiş bir sahtekârlık örneğidir.

Pekin Adamı (Sinanthropus pekinensis), üç diş üzerine bina edilmiştir. Onun da gerçeği yansıtmadığı ispat edilmiştir.

Afrika adamı (Australopithecus afarensis)’nın iskeletini teşkil eden fosil parçalarının farklı canlılara ait olduğu ispat edilmiştir.

Neanderthal Adamı (Homo sapiens neanderthalensis),  Homo sapiens’in bir ırkıdır. Raşitizm hastalığı sebebiyle beli eğilmiş bir insana aittir.

Cro-Magnon Adamı, günümüzdeki Avrupa Adamı’na benzerlik göstermektedir.

Sürüngenlerden kuşlara geçiş formu olarak ileriye sürülen Archeopteryx’in geçiş özelliğini sağlamadığı ispat edilmiştir.

Atın evrimine delil olarak ileriye sürülen fosillerin hakikati yansıtmadığı, her birisinin müstakilen yaratılıp nesli ortadan kalkmış farklı ve ayrı formlar olduğu ispat edilmiştir.

Diğer canlılar arasında geçit formu olarak ileriye sürülen hiçbir ciddi fosil yoktur. Fosillerin binlerce olduğu doğrudur. Mesela balıklarla alakalı binlerce fosil vardır ve hepsi de günümüzdeki balıkların aynısıdır. Diğer fosiller de böyledir.

Kehribar ve reçine içerisinde muhafaza edilerek günümüze kadar gelmiş milyonlarca yıl önce yaşamış arıların, kelebeklerin ve böceklerin fosilleri, günümüzdeki hemcinsleriyle aynı yapı, özellik ve şekildedir.

Fosiller evrimcilerin değil, yaratılışçıların sözlerini tasdik etmektedirler. Yani her bir türün doğrudan kendi yapı ve karakteriyle yaratıldığını ortaya koymaktadırlar. 

İddia 12: Canlıların ortamlarına adapte olarak o ortama uygun gözükmeleri canlıların ve ortamlarının özel bir şekilde tasarlandığı anlamına gelmez mi? Bu söz kafamı karıştırdı. “Suyun bir çukuru doldurabilecek yapıda olması, çukurun su onu doldursun diye oluştuğu anlamına gelmez.” Benzer şekilde, canlıların ortamlarına adapte olarak o ortama uygun gözükmeleri, canlıların ve ortamlarının özel bir şekilde belirlendiği anlamına gelmez mi?

Cevap: Dürbünle iki şekilde bakılır. Bir normal olarak okülerden bakarsın. Bir de tersinden bakarsın. Evrimciler her şeye dürbünün tersinden bakar gibi bakıyorlar.

- Niye öyle bakıyorlar?

- Çünkü onlar canlıların ortaya çıkışı ile ilgili doğru bilgi elde etmek için bakmıyorlar. Onların bütün düşüncesi ve hedefi, canlıların meydana gelmesinde Allah’ı devreden çıkarmak, her şeyin başıboş olarak tesadüfen meydana geldiğini ortaya koymaktır. Bunun için kâinata dürbünün tersinden bakıyorlar.

Cenab-ı Hak her bir canlı için hangi cihazlar lazımsa o cihazları ona vermiştir. Mesela kedinin ruhuna uygun bir beden verirken, fareye de yine ruhuna uygun bir vücut vermiştir.

Ayrıca her bir canlının yaşayabileceği bir ortam ve hayatını devam ettirecek tarzda ona rızık tayin etmiştir. Hiçbir şey başıboş ve gelişigüzel ortaya çıkmamıştır.

Her şey Allah’ın sonsuz ilim, irade, kudret ve kuvveti ile planlanıp yapılmıştır ve idare edilmektedir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
3.948 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun