Enam 153’e göre, tarikat ve mezhep batıl mı?

Soru Detayı

Mealciler yani tasavvuf, tarikat, şeyh, evliya, mezhep bunları kabul etmeyenler, Enam suresi 153. ayeti örnek veriyorlar. Hiçbir yol metot kabul etmiyorlar.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Hak tarikat ve cemaatler de islam içerisinde olduğu için ilgili ayeti bu şekilde yorumlamaları doğru değildir. Bu iddialar marjinal görüş olarak değerlendirilmelidir.

Enam suresinin 153. ayeti, 151. ve 152. ayetle irtibatlıdır. Allah, 151. ve 152. ayetlerde insana şu tavsiyelerde (emir ve yasaklarda) bulunmaktadır:

Allah’a şirk koşmamak, anne-babaya iyilik etmek, fakirlik korkusu sebebiyle çocukları öldürmemek, fuhuşa yaklaşmamak, haksız yere insan öldürmemek, yetim malını korumak, ölçü ve tartıda dürüst olmak, sözünde doğru olmak ve ahde vefa göstermek.

153. ayete de Allah şöyle buyuruyor:

“Şüphesiz bu benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun; (başka) yollara sapmayın; sonra onlar sizi Allah’ın yolundan ayırır. İşte günahtan korunmanız için Allah bunları size emretti.”

Bu ayette de Allah, doğru yola tabi olmayı emretmektedir.

Doğru yol -sıratu’l-müstakim- nedir?

Fatiha suresinde doğru yolun, Allah’ın kendilerine nimet verdiği, (peygamberlerin, sıddıkların, şehitlerin ve Salihlerin) yolu olduğu, Hıristiyan ve Yahudilerin yolu olmadığı ifade edilmektedir.

Birçok hadis kaynağında 153. ayetin açıklamasında şu rivayet yer almaktadır:

Resulüllah, bir gün yere doğru bir çizgi çizer, bu çizginin sağına ve soluna farklı çizgiler çizer sonra elini doğru çizginin üzerine koyar ve söz konusu ayeti okur. (bk. İbn Mace, Mukaddime, 1, hno: 11; İbn-i Hıbbân, 1/180; Hâkim, Müstedrek, 2/240, 319, hno: 2938 ve 3241)

Müfessirler ayette geçen doğru yolun, Hz. Muhammed’e gönderilen şeriat yanı İslam dini olduğunu, diğer eğri ve yan yolların ise, şeytanın telkin ettiği bidat ve şüpheler yolu olduğunu beyan etmektedirler.

Bidat, dinde olmayan hüküm ve davranışların dinden olduğunu kabul etmektir.

Bidat, büyük günahlardan daha tehlikelidir. Çünkü büyük günahlardan pişman olup tövbe etmek mümkünken, bidat ehlinde ise bidatin günah olmadığına inandığı için tövbe etme yoluna girmez ve bu hal üzere ölebilir.

Bidat ile ilgili Allah Resulünün hadislerinden bazısı şöyledir:

“Sonradan ihdas edilen her şey bidattır.” (İbn Mâce, Mukaddime, 7)

“Her bidat dalalettir (sapıklıktır).” (Müslim, Cuma, 43)

“Din namına sonradan ortaya çıkarılan şeylerden sakının. Gerçekten sonradan ortaya çıkarılan her şey bidattır ve her bidat de sapıklıktır. Bu durumda sizin yapmanız gereken şey, benim sünnetime ve birer hidayet ve irşad rehberi olan halifelerimin sünnetlerine sarılmanızdır.” (Ebû Dâvud, Sünnet, 5) 

Bidat dinde ve ibadetlerde olur. Ulema arasında bidat geniş ve dar kapsamlı olmak üzere iki ayrı şekilde mütalâa edilmiştir.

Bir kısım ulema bidatı, hasene ve seyyie olarak ikiye ayırır, yapılması mahzurlu olmayanlara bidat-ı hasene (iyi bidat), yapılması mahzurlu olanlara da bidat-ı seyyie (kötü bidat) derler. Minare ve medrese yapmak bidat-ı hasene, kabirlerin üzerine mum yakmak da bidat-ı seyyiedir.

Buna göre, hadislerde reddedilen bidatler, kötü bidatlerdir. Bidatın her ikisini de reddeden alimler de vardır.

İçinde Bediüzzamanın da bulunduğu cumhur-u ulema, Bidatı haseneyi kabul ederler. Bu ulemaya göre dinle ilgisi olmayan ve dinî özellik taşımayan yeni icatlar bidat sayılmaz. Bu bakımdan örf ve âdet türünden olan davranışlar bidat kavramının dışında değerlendirilir.

Bu arada, Kuran ve sünnetin ruhuna aykırı olmayan, “Müslümanların güzel gördüğü güzeldir.” esasına uygun olarak dinin kendi dairesinde kalmak şartıyla günlük yaşantıyla alâkalı, evrad ve zikirle ilgili uygulamalar ise ‘bid’at-ı hasene’ veya ‘sünnet-i hasene’ kısmına girer. Hz. Peygamberi öven kasideler (mevlit) okumak, Onun doğum yılını vesile bilip gün ve geceleri ihya etmek, kubbeli ve minareli cami inşa etmek, sala okumak gibi..

Burada dikkat edilecek husus, yapılan işin ve söylenen sözün İslam dininin ruhuna, İslam şeriatına uygun olup olmamasına bağlıdır. Maslahat olarak yapılan işler, örf ve adetlere de bu çerçevede bakılmalıdır.

Tarikatlara gelince, tarikatların esasında insanları bir rehber vasıtasıyla doğru yola iletmek İslam’ın incelik ve güzelliklerini göstermek vardır. Orta ya çıkan ilk tarikatların amacı, bir mürşid vasıtasıyla değişik vesile ve yollarla, insanlara, sünnet-i seniyeye uymaları için yol göstermektir rehber olmaktır.

Tarikat aslında bir şeriat yoludur. Şeriatın dışına çıkan tarikatların İslam’da yeri yoktur. Sonradan hurafelerle bozulan ve şehye-mürşide kutsilik veren birçok bidatları barındıran tarikat, grup ve cemaat reddedilir, İslam’da yeri yoktur.  

Tarikat, mezhep ve evliyaya hücum edenler, doğru yoldan ayrılmış yan yollara giren bu bozulmuş tarikat ve gurupları delil göstermektedir. Aslını korumuş, gayesi sünnet-i seniyeye hizmet etmek olan tarikatlar İslam’ın bir parçası sayılmaktadır.

İlave bilgi için tıklayınız:

73 Fırka | Sorularla İslamiyet

Aynı dinin mensupları, niçin dinde ihtilaf etmiş ve 73 fırkaya ...

Mezhepler Dosyası - Birinci Bölüm | Sorularla İslamiyet

Mezhepler Dosyası - İkinci Bölüm | Sorularla İslamiyet

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
2.721 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR