Allah’ın, cinselliği, yemeyi-içmeyi yasaklaması bir eziyet değil midir? Önce sevdiriyor sonra yasaklıyor?

Tarih: 10.05.2014 - 15:53 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Dini bir düşünce ve yaşam biçimine sahip olmama rağmen şu soruma cevap bulamıyorum. Yardımcı olursanız sevinirim:

- Allah insanı yaratıyor cinselliği ve karşı cinsi aşırı sevdiriyor; sonra bakma bile diyor; uykuyu sevdiriyor uyuma diyor, parayı sevdiriyor, sevme diyor; malı sevdiriyor, sevme diyor; yemek yemeyi çok sevdiriyor sonra (çok) yeme diyor... Bu liste uzatılabilir. Bütün bu eziyetlerin sebebi nedir?

- Cevap "İmtihan". Allah'ın bizim imtihanımıza ne ihtiyacı var da bize böyle eziyet ediyor? Bir adam bir yere gizlense ve ufak bir çocuğa "Beni bulacaksın, bulursan ödül var, bulamazsan seni hiç durmadan ama hiç durmadan döveceğim" dese, bulamayan çocuğu hakikaten öldüresiye dövse "Böylesine bir zulmü neden yaptın?" denir de Allah'ın insanoğluna yaptığına neden zulüm denmez? B

- ütün bu imtihanlara, bütün bu eziyetlere ne gerek var? Ruhumuzu aşırı isteklerle doldurup sonra da bunları yapma demenin mantığı nedir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İnsan, bir çekirdek ve yumurta gibi, gelişmeye ve değişmeye müsait bir mahiyette yaratılmıştır; melekler ve hayvanlar gibi makamları sabit değildir. İnsandaki bu gelişimi tetikleyecek ve harekete geçirecek şartlar, ortamlar ve durumlar gerekmekteydi.

Bir kuş olmaya aday olan yumurta ve bir ağaç olmaya aday olan tohumun gelişmeleri her yerde ve her ortamda mümkün olmuyor. Yumurtanın, tavuğun altına veya tavuğun altındaki ortama uygun bir vasata ihtiyacı vardır.Tohumun ise toprağın altındaki ortama ihtiyacı vardır. Akasi takdirde, çürüyüp zayi olacaklardır.

Şimdi bir çekirdeğin ağaç olması; yapraklar, çiçekler, meyveler, tatlar, kokular, renkler gibi nimetlere mazhar olması için toprağa atılması, karanlığa gömülmesi, su verilerek çekirdeğin çatlayıp göğsünün yarılması, ona bir eziyet olarak değerlendirilebilir mi? Elbette aklı başında olan hiçbir kimse, bunun çekirdek için yanlış olduğunu, hikmet ve merhamete uymadığını söyleyemez.

Demek ki, çekirdeğin ağaç olması için ona uygun bir ortam gereklidir.

Aynen bunun gibi, insanın mahiyetindeki cevherleri ortaya koyması için de bir ortama ihtiyacı vardır. Bu vasat ve ortam ise dünya hayatıdır. Cennet ambarında gelişemeyen insan fıtratı, gelişimini sağlayacak şartlara sahip olan dünyaya gönderilmiştir.

İşte insan, kendi mahiyetine potansiyel olarak konulmuş olan olumlu veya olumsuz özelliklerden hangisini tercih edeceğini göstermesi için böyle bir ortam gerekliydi. Yoksa, insanlar, melekler ve hayvanlar gibi makamları sabit kalır, yükselme ve alçalma özelliklerini gösteremezlerdi.

İnsana verilen bu büyük ve sonsuz nimetlerin ortaya çıkarılması için bizim dünya toprağına gömülmemizin ne kadar büyük bir nimet ve rahmet olduğu açıktır.

Bu kısa değerlendirmeden sonra soruda geçen konulara kısaca cevap vermeye çalışalım.

- Allah’ın karşı cinsi sevdirmesi, aile hayatının ve insanın üretimini sağlayan tenasül kanununu devam ettirmeye yöneliktir. Şayet insanlar, erkek ve kadın olarak böyle bir cazibe atmosferine sürüklenmiş olmasaydı, aile sıkıntısını ve yabancı karşı cinsin kahrını çekmezdi.

- Allah’ın insanlara yeme-içmeyi sevdirmesi, insanların biyolojik hayatının devamına yöneliktir. İlahi hikmet bir canlı olarak insanların hayatını yeme-içmeye bağlamıştır. Bunlar, bu hayatın olmazsa olmaz şartıdır.

- Uyumak da insan hayatının revize edilmesi, yeniden enerjik hale gelmesi ve ruhun istirahat etmesi için ilahi hikmet tarafından insana lütfedilmiş bir nimettir.

- Hülasa: Allah karşı cinsi sevmemeyi değil, sevmeyi emretmektedir. Yemek yememeyi değil, yemeyi emretmektedir. İçecek içmeyi yasaklamayı değil, içmeyi emretmektir. Uyku uyumayı yasak etmeyi değil, uyumayı teşvik etmektedir. İşte bunların Kur’an’dan delilleri:

a) Evlilik Konusu:

“Size helâl olup arzu ettiğiniz / hoşunuza giden kadınlarla iki, üç veya dört hanım olmak üzere evlenin. Eğer bu takdirde de aralarında adaleti gerçekleştirmekten endişe ederseniz, bir kadınla yetinin...” (Nisa, 4/3)

mealindeki ayette insanların karşı cinsle olan sevgisinin yerine getirilmesine açık bir emir vardır.

“O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerinden biri de: Kendilerine ısınmanız için, size içinizden eşler yaratması, birbirinize karşı sevgi ve şefkat var etmesidir. Elbette bunda, düşünen kimseler için ibretler vardır.” (Rum, 30/21)

mealindeki ayette ise, karşı cinslerin huzur ve sükûnet içinde bir hayat paylaşmaları için sevgi ve şefkat mıknatısıyla bir çekim alanı oluşturulduğuna ve bunun Allah’ın sonsuz hikmet ve merhametinin bir tezahürü olduğuna işaret edilmiştir.

- Allah’ın zinayı yasaklaması, gayrimeşru yolları kapatması, elbette bu fıtri duyguları yasaklamak anlamına gelmez. Olsa olsa, bu sadece insanın onuruyla ve aile bağlarıyla bağdaşmayan cinsel anarşinin önünü kesmeye yöneliktir.

Harama, şehevi duygularla bakmayı yasaklamak, “sedd-i zerâi” denilen cinsel anarşiye giden yolları kapatmaya yönelik tedbirlerdir.

b) Yemek-İçmek Konusu:

 “Ey Âdem’in evlatları! Her namaz vaktinde mescide giderken, süsünüz olan elbisenizi giyinin. Yiyin, için fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri asla sevmez.” (A'raf, 7/31)

mealindeki ayette insanların yiyip içmeleri açıkça emredilmiştir.

Burada getirilen yegâne kısıtlama “israf”tır. İsraf ise, hem Allah’ın nimetini hafife almak, hem -bu gün herkesin şikayetçi olduğu- sağlıksız beslenmek, hem de Hz. Peygamber (asm) tarafından ortaya konulan “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” şeklindeki “hayatı paylaşma” düsturunu bozmak manasına gelir.

 “De ki: 'Allah’ın, kulları için yaratıp ortaya çıkardığı zineti, temiz ve hoş rızıkları haram kılmak kimin haddine?' De ki: 'Onlar, dünya hayatında (iman etmeyenlerle birlikte) iman edenlerindir. Kıyamet günü ise yalnız müminlere mahsustur. İşte biz, bilip anlayan kimseler için, ayetleri bu şekilde açıklıyoruz.” (A'raf, 7/32)

mealindeki ayette, yeryüzünün insanlar, özellikle de iman edenler için bin bir çeşit nimetlerin dizildiği bir sofra olarak sergilendiğine ve nimetleri onlara yasaklamanın kimsenin yetkisinde olmadığına işaret edilmiştir.

c) Uyku Uyuma Konusu:

“Size geceyi örtü, uykuyu bir istirahat, gündüzü de dağılıp çalışma vakti kılan O’dur.” (Furkan, 25/47),

“Uykunuzu dinlenme yaptık.” (Nebe, 78/9)

mealindeki ayetlerde, uykunun, Allah’ın insanlara bir ikramı olduğuna, daha rahat uyumak için gecenin bir örtü olarak yaratıldığına işaret edilmiş ve insanlar bu nimetten istifade etmeye teşvik edilmiştir. Zaten belli saatlerde insanların yaratılışları itibariyle böyle bir uyku uyumak mecburiyetinde kalmaları, ilahi hikmetin apayrı bir yansımasıdır.

- Herhalde, insanların gece teheccüd namazını kılmaya teşvik edilmelerinin bu uyku gerçeğine ters olduğunu söyleyemeyiz. Zira, bu ibadet her şeyden önce farz değil, sünnettir. Bununla beraber, bu bir veya iki saatlik gece ibadetiyle kaçırılan uyku saatleri “Kaylule” denilen gündüz uykusuyla telafi edilmiştir.

d) Konuyu imtihan penceresinden de şöyle değerlendirmek mümkündür:

Allah insanları imtihana tabi tutmuş, bununla itaat edenler ile isyan edenleri ayırmak istemiştir. Bununla, ulvi duyguların rotasını takip eden elmas ruhlu insanlar ile, süfli duyguların peşine takılan kömür ruhlu insanları görmeyi irade etmiştir.

Bu imtihanın âdil bir şekilde cereyan etmesi için bütün insanların bünyesine iyi-kötü arzuları yerleştirmiştir. Örneğin, karşı cinsi sevmek ve bunu fiile dökmek meşru dairede olduğu gibi gayri meşru dairede de olabilir. Bunun tercihi insana bırakılmıştır.

- İşte insan bu tercih sonucu ya ödül ya da ceza alacaktır. Herkes ödül alabilecek bir akıl ve vicdana sahip olduğu gibi, peygamberlerin gelmesi de bu akıl ve vicdanı pekiştirmek ve doğruya yönlendirmek içindir.

Eğer sevgi olmasa, yeme-içme arzusu olmasaydı bu konuda imtihandan da söz edilemezdi. İmtihanda kalan tembel öğrencilerin imtihanın varlığından şikâyet etmeleri yersiz olduğu gibi, bu dini imtihanın varlığını eleştirmek de bundan bin kat daha fazla yersizdir. Çünkü İlahî irade bunu ön görmüş ve kimseyle bu konuda istişare de etmemiş ve buna ihtiyacı da yoktur.

“Eğer dileseydik bütün insanlara hidâyet verir, doğru yola koyardık. Lâkin 'Cehennemi cinlerden ve insanlardan bir kısmıyla dolduracağım.' hükmü kesinleşmiştir.” (Secde, 32/13)

mealindeki ayette Allah’ın imtihana dair hikmet dolu iradesinin hâkimiyetine vurgu yapılmıştır.

Bu sebeple, bize düşen mevcut realiteyi kabullenmek ve bu mevcut imtihanı kazanmaya çalışmaktır. Aksi takdirde imtihanı kaybetmekten, sınıfta kalmaktan ve pişmanlığın fayda vermediği bir akıbete düşmekten kurtulamayız.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Kategori:
Okunma sayısı : 5.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun