"...Dileyen ders alır. Ama Allah dilemedikçe onlar ders alamazlar." (Müddesir, 74/54-56) ayetlerinde mantıklı bir anlam kurulabilir mi?

Tarih: 08.05.2013 - 12:57 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Müddesir suresi, 55 ve 56. ayetler arasında mâkûl ve mantıklı bir anlam bağlantısı kurabilmek mümkün müdür?

- Burada bir "mecaz" mı vardır, var ise nedir? 
- Yoksa, "Müteşâbihattan" mıdır?
- Ya da bir "Mu'ciz-ül beyan / Kur'an mûcizesi" ile karşı karşıya mı bulunmaktayız?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İlgili ayetlerin meali:

“Hayır! Gerçekten bu bir öğüttür, bir uyarıdır. Dileyen onu okur, düşünür ve ders alır. Ama Allah dilemedikçe onlar ders alamazlar. Saygı duyulup cezasından sakınmaya lâyık olan da, günahkârların günahlarını bağışlama şanına yaraşan da yalnız O’dur.” (Müddessir,74/54-56)

Bu ayetlerden önce,

“Ne oluyor onlara ki bu öğütten, bu irşaddan arslandan ürküp kaçan yaban eşeği gibi kaçıyorlar? Bu beyler, bu öğütle yetinmeyip üstelik her biri kendisine mahsus özel kitap, özel ferman isterler! Hayır! Onlar aslında âhiret endişesi taşımazlar.” (Müddessir, 74/49-53)

mealindeki  ayetlerin ifadeleriyle inkârcıların inatlarına ve düştükleri mantık saçmalığına işaret edilmiştir.

Bundan sonra üç hususa vurgu yapılmıştır:

Birincisi: Kur’an’ın gerçekten insanlar için pek faydalı bir öğüt kitabı olduğu, bu öğütleri dinlemeyenlerin başlarına gelecekler konusunda da ciddi bir uyarı olduğuna dikkat çekilmiştir.(Ayet: 54)

İkincisi: Kur’an’ın  mesajları, irşat ve öğütlerinin herkesi kapsadığı, herkesin buna muhatap olduğu, dileyen her insanın ondan yararlanabileceğine işaret edilmiştir.(Ayet: 55).

Üçüncüsü: İnkârcıların mantık dışı safsatalarından, inatçı ısrarlarından ötürü oldukça üzüntü duyan Hz. Peygambere (asm), onların iman etmeleri de Allah’ın dilemesine bağlı olduğu gerçeği vurgulanmak suretiyle  teselli verilmiştir.

Buna göre, 55. ayet ile 56. ayet arasında Allah’ın külli iradesi ile insanların cüzi iradesi; Allah’ın tekvini meşieti / dilemesi ile insanların özgür istekleri arasındaki ilişkiye dikkat çekilmiştir.

Burada, bir yandan insanların dilediği zaman iman edebileceklerine işaret edilmiş ve Kur’an’a iman etmeleri ile özgür iradeleri arasında hiçbir engelin bulunmadığına vurgu yapılmıştır. Diğer yandan insanların dilemesinin de  Allah’ın yaratıcı dilemesine bağlı olduğuna vurgu yapılarak Hz. Peygamber (asm)'in aşırı üzüntüsü tadil edilmiştir.

Burada Allah’ın dilemesinin ne anlama geldiğini bilmek de önem arz etmektedir.

Şimdi bunu açıklamaya çalışacağız:

Allah’ın iki çeşit meşieti / dilemesi vardır. Birincisi: Tekvinî meşiet, ikincisi teşriî meşiet.

Teşriî meşiet: Allah’ın gönderdiği peygamberler vasıtasıyla hoşnut olduğunu bildirdiği hususlarda kendini gösterir. Bu meşiet, Allah’ın emir ve yasaklarını ortaya koyan bir dilemesidir.

“Eğer inkâr edecek olursanız bilin ki Allah sizden mustağnidir / hiç kimseye ve  hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, ama kullarının küfre-inkâra sapmalarına razı olmaz.”(Zümer, 39/7)

mealindeki ayette, Allah’ın bu teşrii meşietine işaret edilmiştir. Bu meşietin özelliği, Allah’ın sadece rızasını, hoşnutluğunu gösteren ve zorlamaya yer vermeyen bir emir niteliğindedir.

“Dileyen iman etsin, dileyen inkâra sapsın.”(Kehf, 18/29)

mealindeki ayette, kulların bu ilahî meşiet / dileme karşısındaki özgürlüğüne vurgu yapılmıştır. Bu özgürlük insanların tabi tutulduğu imtihanın da bir gereğidir.

Tekvinî meşiet ise: Allah’ın yaratmasını, icadını ifade etmektedir. Bu dileme, kudretin bir yansımasıdır, yaratıcıdır, icbar edicidir, muhalefeti kabul etmeyen özelliğe sahiptir. Bu dilemeyi gösteren en veciz bir ifadeyi

“Allah bir şeyi dilediğinde onun buyruğu, sadece 'Ol!..' demektir, hemen oluverir.”(Ya Sin, 36/82)

mealindeki ayette görmek mümkündür.

“De ki: Allah dilemedikçe, ben ne kendime bir fayda sağlayabilirim ne de kendimden bir zarar uzaklaştırabilirim.”(A'raf, 7/188)

mealindeki ayette ise, tekvinî meşiete/dilemeye vurgu yapılmıştır.

Yukarıda izah edildiği üzere, tekvinî dileme –deyiş yerindeyse- Allah’ın son kararı olduğundan, karşı konulmaz bir sıfattır. Fakat bu sıfat, hiçbir zaman insanın hikmet dairesindeki bütün fırsatlarını elinden alan, ona hiçbir tasarruf hakkı bırakmayan bir icbarı/zorunluluğu ifade etmez. Çünkü bu meşietin yanında teşrii meşiet de söz konusudur. Örneğin, bir caninin bir adamı haksız yere öldürmeye teşebbüs etmesi, bu teşebbüsünü fiilî olarak gerçekleştirmesi, yani adama kurşun sıkması, tamamen Allah’ın buna rıza göstermeyen, bu fiilî yasaklayan teşriî meşietine rağmen gerçekleşmiştir. Bununla beraber, son sözü söyleyen yaratıcı iradenin özelliği olan tekvinî meşiet/dileme olmadıkça bu adam ölemez, kimse onu öldüremez.

Özetlersek, insanlar özgür iradeleriyle bir hayır veya şer olan işe teşebbüs eder, gücünü ve iradesini kullanır, Allah ise onun yapmak istediği işi yaratmayı dilerse onu yaratır. İnsanlar, yaratamadığı için elbette işlerinin son noktası olan yaratma cihetinde Allah’ın tekvinî meşietine/dilemesine muhtaçtır. Ancak, Allah’ın teşriî meşietini temsil eden Kur’an’ın emirlerini çiğnediği için sorumluluk kendisine aittir.

Bu pencereden hakikate bakıldığı takdirde, söz konusu ayet ve benzerlerinde, insanın elini kolunu bağlayan bir ifadenin olmadığı görülecektir.

İlave bilgi için tıklayınız:

Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz, ayetini nasıl yorumlamak gerekir?

Hidayet nasip işi midir; iman etmek insanın elinde midir?..

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun