Ramazan Ayı Ahiret Mevsimi

Bizi bu sene de mübarek Ramazan ayına kavuşturan Allah’a sayısız hamd-u senalar olsun. Dünya ve ahiret mutluluğunu netice veren İslam dininin peygamberi Hz. Muhammed (a.s.m)’e, onun tertemiz ehl-i beytine, güzide ashabına ve aynı çizgiyi takip eden tüm müminlerin üzerine hadsiz salat-u selam olsun. İslam âleminin ve bütün müminlerin ramazanı, dünyevi ve uhrevi cennet kapılarını açan bir anahtar olsun, âmin!

Ramazan ayı bir ahiret mevsimidir. Ramazan ayı, kulluk güllerinin çiçek açtığı, ahlaki değerlerin yeniden yeşerdiği, şefkat, merhamet ve yardımlaşma hislerinin harekete geçtiği manevi bir bahar mevsimidir. Bir mısır habbesi, bir incir çekirdeği gibi, salih amellerin /iyi işlerin bire yüz, bire bin ve daha fazla meyve verdiği en münbit bir mevsimdir.

 “Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, oruç size de farz kılındı. Umulur ki takva mertebesine ulaşırsınız” (Bakara,  2/183)

mealindeki ayette ifade edildiği üzere, oruç ibadeti eski ümmetlerde de gereken bir vecibe idi. Çünkü kulluğun tezahürü, ancak her konuda Allah’ın emir ve yasaklarına riayet etmekle olur.

Oruç meşakkatli bir ibadettir. İbadetin meşakkati nispetinde  o ibadeti yapan kişinin imanı artar, Allah’a olan saygısı güçlenir, kulluk şuuru pekişir. Oruç hayatıyla bir nevi melekleşir. “İşlerin en hayırlısı, en faziletlisi en zahmetli olanıdır” manasındaki nebevi düsturda ifade edildiği gibi, orucun sevabı, azıcık zahmetini hiçe indirir.

Aynı ayette, oruç tutmanın en önemli meyvesi “takva” olduğuna işaret edilmiştir. Gerçekten ibadetler içerisinde “Takva” yı en güzel gösteren oruç ibadetidir.

Çünkü başka ibadetler genellikle insanların gözleri önünde yapıldığından gösteriş ve riyakârlık virüsünün bulaşma ihtimali kuvvetlidir. Halbuki oruç ibadeti insanlardan tamamen gizli bir ibadettir. Kişi isterse evinde yer-içer, sonra da dışarıda oruçlu kimsenin görüntüsünü verebilir. Bir kimsenin bu fırsatı kullanmayıp oruç tutma zahmetini tercih etmesi, onun Allah’a karşı çok saygılı, çok takvalı,  dininde çok samimi, güçlü bir iman ve kulluk şuuruna sahip olduğunu gösterir.

Takva, korunma/koruma anlamında “vikaye” kökünden gelen bir kelimedir. Allah’ın çizdiği sınırları aşma korkusuyla bu sınırlara yaklaşmamak, nefsi bu sahada korumak ve sınıra yaklaştırmamak, daima bu bilinç ile Allah’a derin bir saygı şuuru içerisinde bulunmak anlamına gelir.

Takva, kişinin iç dünyasının gösterdiği hassasiyete göre farklı mertebelere ayrılır. Kimi Allah’ın azabından, kimi gazabından çekinir. Kimi Allah’ın azametinden, mehabetinden korkar. Kimi Allah’ın şefkat ve rahmetini incitmekten sakınır. Her takvalı, kendi çapına göre bir takva dairesinde olur.

İşte oruç, insana takva gibi bir hazineyi,  faziletli bir kişiliği kazandıran, onu Allah’ın koruma ve himayesine aldıran, özel bir mükâfatla ödüllendiren bir ibadettir.

Orucun Manevi Mertebeleri Açısından Çeşitleri

Oruç, derece itibariyle aşağıdan yukarıya doğru şu üç kısma ayrılır.

- Avamın/genel halk kitlesinin orucu.

- Havassın/manevi açıdan seçkin bir konumda olan kimselerin orucu.

- Ahass-ı havassın/seçkinlerin seçkini olan kimselerin orucu.

Bu üç çeşit orucu şöyle açıklayabiliriz:

Avamın Orucu: İslam’ın, sahih olması için ön gördüğü asgari şartlara riayet etmek, yani, yemek, içmek ve cinsî münasebette bulunmaktan sakınmaktan ibarettir.

“Şafağın beyaz ipliği siyah ipliğinden ayırt edilinceye kadar yiyin, için, sonra orucu geceye kadar tamamlayın. Mescidlerde itikâfta iken eşlerinize yaklaşmayın. Bunlar, Allah’ın sınırıdır. Sakın bunlara yaklaşmayın! Allah, ayetlerini insanlara böyle açıklar. Umulur ki, sakınıp korunurlar” (Bakara,2/187)

mealindeki ayette genel hatalarıyla bu oruca işaret edilmiştir.

Havassın Orucu: yukarıdaki üç unsurun yanında, dil, göz, kulak, el, ayak gibi organları da günahlardan uzak tutmak anlamına gelir. Bir misal olarak dilin yalandan uzak durması gereğine işaret eden aşağıdaki hadis-i şerifte, orucun bu ikinci mertebesine dikkat çekilmiştir:

“Kim yalan söylemeyi ve yalanla amel etmeyi terk etmezse, yemeyi ve içmeyi terk etmesine Allah’ın ihtiyacı yoktur” (Buhari, hno:1903).

Ahass-ı Havassın Orucu: Yukarıdaki hususlarla birlikte, aklı, fikri, hayali ve tüm duyguları çirkin tasavvurlardan arındırmak, İslam’ın ders verdiği hakikatlerle meşgul etmektir. Dahası kalbi, tüm dünyevî düşüncelerden tamamen arındırıp Allah'tan başka her şeyi kalpten uzaklaştırmaktır.  Bu mertebenin özetini şu ayette görmek mümkündür:

“(Resulüm!) ‘Allah’ de! Sonra bırak onları, daldıkları bataklıkta oynayadursunlar” (En'am, 6/91).

23 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun