Zamanın göreceli / izafî olmasını nasıl anlamalıyız? Kur'an'da geçen, "Sizin saydıklarınızla bin yıl eder." kavramı ne demektir?

Tarih: 27.11.2006 - 10:02 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

"Senden, başlarına acele azap getirmeni istiyorlar. Allah sözünden asla caymayacaktır. Rabbinin katında bir gün, saydıklarınızdan bin yıl gibidir." (Hac, 22/47)

Ey Muhammed, kavminin kâfir ve müşrikleri, senin, kendilerine inkârları sebeiyle vaadettiğin azabın acele gelmesini ve dünyadayken onu görmeyi ister­ler. Şunu iyi bilsinler ki, Allah, vaadinden asla dönmez. Dünyada kendilerine vaad edilen azabı görecekleri gibi, âhirette de hak ettikleri azaba mutlaka uğra­yacaklardır.

Âyet-i kerimede: "Rabbinin nezdindeki bir gün, sizin hesabınızdaki bin yıl gibidir." buyurulmaktadır. Allah katındaki bugünün hangi gün olduğu hak­kında çeşitli izahlar yapılmıştır.

Abdullah b. Abbas'dan rivayet edilen bir görüşe göre bu günden maksat, Allah Teala'nın, gökleri ve yeri yarattığı altı günden bir gündür. Abdullah b.Abbas ve Mücahidden nakledilen diğer bir görüşe göre, bu günden maksat, âhiret günlerinden bir gündür.

Allah Teala âyetin baş tarafında, kâfirlerin, vaad edilen azabı derhal iste­diklerini ve Allah'ın da vaadettiği azaptan dönmeyeceğini beyan ettikten sonra, Allah katındaki bir günün bin güne denk olduğunu zikretmesi şu şekilde izah edilmektedir: Kâfirler, azabın acele gelmesini istemişler, Allah Teala da bu azabın geç kalmadığını beyan etmiştir. Zira Allah Teala nezdindeki bir gün, kulla­rın hesapladığı bin güne denktir. Bu itibarla azap geç kalmış değildir.

Yahut, kâfirler azabı istemekte fakat azabın mahiyetini bilmemektedirler. Eğer onun gerçek mahiyetini bilmiş olsalar, öyle bir azabın başlarına gelmesini hiçbir şekilde istemezler. Zira azabın şiddetinden dolayı, o azabı yaşadıkları herbir gün, normal günlerinin bin günü kadar uzun gelecektir.

Bilindiği gibi, bizim, zamanı bazı parçalara ayırmamız bütünüyle sunidir. Dünya'nın hem kendi ekseni, hem Güneş etrafında dönmesiyle gece-gündüz, mevsimler ve sene meydana gelmektedir. Âhiret'te ise, gece-gündüz, mevsim ve yıl olmadığına bakılırsa, zaman kavramı bir bakıma ortadan kalkmış oluyor. Tabii bununla sun'î zamanı kasdediyoruz. O ba­kımdan ahiret gününden söz edilirken bizim sun'î zamanımızla yarım gü­nün 500, bir günün 1000 yıl kadar uzun olduğuna dikkatler çekilmekte ve böylece bu konuda «yevm» yani «gün» tabiri kullanıldığında, kendi sun'î zamanımızdaki yirmi dört saat olmadığına işaret edilmektedir.

Bu gerçeği düşünmeyenler, arzuladıkları bir şeyin hemen oluvermesini isterler ve aradan birkaç yıl geçince de ümitsizlenmeye başlarlar. Oy­sa Cenâb-ı Hakk'ın sünneti şaşmaz, programı aksamaz, hükmü değişmez. Bir millet üzerine azap inmesi gerekiyorsa, mutlaka onun için belirlenmiş bir süre söz konusudur. İnsanlar ne kadar acele de etse, o süre dolma­dıkça azap inmez.

Rasûlullah (asm)'ten acele olarak azap isteyenler Kureyşliler'dir. Onlar azabın geleceğine inanmıyorlar, peygamberle alay etmek ve onu aciz göstermek için azabı hemen istiyorlardı.

«Bin sene kadar olan gün»den maksat, o azabın geleceği gün­dür. Bu günün uzun olması azabın şiddetinden kinayedir. Zira merhamet ve sevinç günleri kısa, zorluk günleri ise uzundur.

Ferra'ya göre ayet hem dünya ve hem de ahiret azabını kap­samaktadır. Acele olarak istenilen azaptan maksat, dünya azabı­dır.

«Cenab-ı Hak dünyada size azabın indirilmesindeki vaadinden hulfetmez».

Ve ahiret azabının günlerinden bir tanesi dünyanın bin senesi kadar uzundur.

Bu ayette zamanın göreceliği ifade edilmiştir. Her alemde zaman farklı işlemektedir. Mesela kabir aleminin bir günü, mehşer meydanının bir günü aynı değildir. Hatta bu kainatta bile farklı gezegenlerde farklı zamanlar vardır. Bu da zamanın değişebileceğini gstermektedir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun