Haşir meydanında kimse yalan söyleyemeyecekse, Allah neden, "Yalan söylüyorsun." diyecek?

Soru Detayı

- Ruh (Cebrail) ve melekler saf saf olup durduğu gün, Rahmân'ın izin verdiklerinden başkaları konuşmazlar; konuşan da doğruyu söyler. (Nebe, 78/38)

- Ayette böyle buyurulurken aşağıdaki hadiste bazı kimselerin yalan söylediği anlatılıyor bunu nasıl izah ederiz? Ebu Hüreyre (r.a), Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’i şöyle buyururken işittim demiştir.:

Kıyamet günü hesabı ilk görülecek kişi şehid düşmüş kimse olup Allah'ın huzuruna getirilir. Allah'ta ona verdiği nimetleri hatırlatır, o da hatırlar ve nail olduğu nimetleri itiraf eder. Allah: - Peki bunca nimetlere karşı ne yaptın? Buyurur. - Ya Rab senin yolunda savaştım ve şehid düştüm, deyince: - Hayır yalan söylüyorsun, sen cesur desinler diye savaştın. Neticede bu söz de senin hakkında söylenmiştir. Sonra bu kişi verilen emir üzerine yüzüstü sürüklenerek cehenneme atılır. 640

Diğer bir adam ise ilim öğrenip öğretmiş, Kuran okumuş bir kimse olup o da Allah'ın huzuruna getirilir. Allah ona da verdiği nimetleri hatırlatır. O da hatırlar ve itiraf eder. Allah: - Peki bu nimetlere karşılık ne yaptın? Buyurur. - İlim öğrendim, öğrettim ve senin rızan için Kur’an okudum, cevabını verir. Allah da buyurur ki: - Yalan söyledin. Sen alim desinler diye ilim öğrendin, ne güzel okuyor desinler diye Kur’an okudun. Zaten bu sözler de senin için söylenmiştir. Sonra emredilir de yüzüstü cehenneme atılır. Daha sonra Allah'ın kendisine her çeşit mal ve imkan verdiği bir kimse Allah'ın huzuruna getirilir. Allah verdiği nimetleri ona hatırlatır o da onları itiraf eder. Bunun üzerine Allah: - Peki ya sen bu nimetlere karşılık neler yaptın? Buyurur. - Senin rızanı kazanmak için sevdiğin yollarda harcadım, deyince Allah kendisine: - Yalan söylüyorsun, halbuki sen bütün yaptıklarını, “ne cömert adam” desinler diye infak ettin. Bu söz de senin hakkında gerçekten söylenmiştir, buyuracak ve arkasından Allah'ın emri üzerine bu kimse de yüzüstü cehenneme atılır. (Müslim, İmara 152)

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bu konuyu farklı ayetler üzerinden de değerlendirmek mümkündür. Örneğin:

Mürselat: 35-36’da: “Bu, konuşamayacakları gündür. Onlara izin de verilmez, özür getiremezler.”,

Enam: 24’te: “Sonunda onların manevraları, 'Rabbimiz Allah’a andolsun ki biz (O’na) ortak koşanlar değildik.' demelerinden başka bir şey olmayacaktır. Bak, kendilerine karşı nasıl yalan söylediler ve iftira edip durdukları şeyler (uydurma ilâhları) onları nasıl yüzüstü bırakıp kayboluverdi?”,  

Nebe 38’de: “Onlar, Ruh’un (Cebrail’in) ve meleklerin saf duracakları gün Allah’a hitap edemeyeceklerdir. Sadece Rahmân’ın izin vereceği ve doğru söyleyecek olan kimseler konuşabilecektir.”

buyurulmaktadır. Bu ayetler arasında da -görünürde- bir çelişki vardır.  

- Önce tertip sırasına göre ilgili ayetlerin mealini görelim:

“Gün gelecek, hepsini bir yere toplayıp sonra o müşriklere: ‘Nerede Allah’ın ortağı olduğunu iddia ettiğiniz tanrılarınız?’ diye soracağız. Sonra onların son manevraları (şiddetle bağlandıkları şirk hakkındaki son sözleri), ‘Rabbimiz Allah’a yemin ederiz ki, biz müşrik değildik!’ demekten ibaret olacaktır.” (Enam, 6/22-24)

“İşte bak, nasıl da kendi vicdanlarına karşı yalan söylediler! Uydurdukları o tanrılar da kendilerinden uzaklaşıp ortada görünmez oldular. Bugün, kâfirlerin konuşamayacakları bir gündür. Kendilerine konuşma izni verilmez ki özür dilesinler.” (Mürselat, 77/35-36)

“O gün Rûh ve melekler saf saf sıralanır. Rahman’ın izin verdiklerinin dışında, asla konuşmazlar. Konuşan da yerli yerinde söz söyler.”(Nebe’, 78/38)

- “Bugün, kâfirlerin konuşamayacakları bir gündür” mealindeki ayet ve benzerlerinde yer alan “kıyamet günü kâfirlerin konuşmayacakları ve kendilerine konuşma izni verilmez ki özür dilesinler” konusunda alimlerin farklı yorumları vardır:

a) Ayetin bu ifadesinden maksat; kâfirlerin, kendilerini haklı çıkaracak bir delil ve burhana dayanarak, tutarlı, tatmin edici bir şekilde konuşma imkânına sahip olmamalarıdır. Delilsiz, tutarsız, yersiz konuşmak ise “ke en lem yekün” hükmündedir/hiç olmamış gibidir. Ayette bu değersiz konuşmalara işaret edilmek üzere “konuşmazlar” diye ifade edilmiştir.

b) Bundan maksat, belli bir zaman dilimidir. Kâfirler o zaman diliminde konuşamazlar ve onlara bu izin verilmez. Yani burada “gün” kelimesi, günün tamamı için değil, belli bir vakit için kullanılmıştır. Nitekim “Filan adam evinize geldiği gün ben de gelirim.” dediğimizde, bununla günün tamamını değil, belli bir vakti kastetmiş oluruz. Çünkü kişinin geliş vakti bir günü değil, kısa bir vakti kapsar. Demek ki kıyamet gününde öyle bir zaman dilimi var ki, orada hiç bir kâfir konuşamaz..

c) Ayette meal olarak yer alan “konuşmazlar” ifadesi, mutlaktır. Mutlak bir ifadenin kapsamına, bütün zamanlar yanında bazı zamanlar, bütün sözler yanında bazı sözler de girer. Demek ki, kâfirlerin kıyamet gününde bazı vakitlerde bazı sözleri söylemeleri, diğer bazı zaman diliminde diğer bazı sözleri konuşamamalarına aykırı değildir. Buna göre, ayetten maksat, “belli vakitlerde kâfirlere tehdit soruları sorulduğunda, onlar buna cevap veremezler, ağızlarını açamazlar” demektir.

d) Mürselat suresinin 29-34. ayetlerinde Zebanilarin kâfirleri cehenneme sürükleyeceklerinden söz edilmiştir. Konumuz olan 35-36. ayetlerde de onların konuşamayacaklarına yer verilmiştir. Ayetlerin bu bağlamına göre, “kâfirlerin konuşmamaları”, onların  zebaniler tarafından cehenneme sürüklendikleri vakte mahsustur. O anda artık dilleri lal kesilir, konuşamazlar. (krş. Taberi, Razî, Kurtubi, Mürselat, 35-36. ayetin tefsiri)

- Rivayete göre, Abdullah b. Abbas bu konudaki bir soruya cevap verirken: “Rabbinin yanında bir gün, sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir.” (Hac, 22/47) mealindeki ayeti okumuş ve “böyle upuzun bir günde, kâfirler bazı vakitlerde konuşur bazı vakitlerde konuşamazlar. Ayetleri buna göre yorumlamak gerekir.” demiştir. (bk. Kurtubî, a.y.)

- İbn Kesir de “Arasat meydanın bulunduğu zaman uzuncadır ve değişik halleri barındırmaktadır. Allah, Kur’an’da bazen bir halden, bazen diğer hallerden söz eder.” diyerek konuyu açıklamıştır. (bk. İbn Kesir, ilgili ayetlerin tefsiri)

- Bununla beraber, aslında ayette kâfirlerin konuşmamalarından ziyade, “kendilerine gerçek bir özür getirecek bir konuşma yapamayacaklarına” vurgu yapılmıştır. “Bu, konuşamayacakları gündür” mealindeki ayetin ardından “Kendilerine izin de verilmez ki özür dilesinler” mealindeki ayetin gelmesi, işin aslının özür beyanı etrafında şekillendiğini göstermektedir. (bk. İbn Aşur, ilgili ayetlerin tefsiri)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR