Vera’sı ve istikameti olmayanın namazı ve orucu geçersiz mi?

Vera’sı ve istikameti olmayanın namazı ve orucu geçersiz mi?
Tarih: 10.01.2021 - 20:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

Böyle bir hadis var mı, varsa nasıl anlamak gerekir?
Yay gibi oluncaya kadar namaz kılsanız, kiriş gibi kalıncaya kadar oruç tutsanız, günahlara engel olan bir vera’nız olmadıkça Allah-ü Teâlâ kabul etmez.
Abdullah bin Ömer r.a.
“Yay gibi oluncaya kadar namaz kılsanız, kiriş gibi oluncaya kadar oruç tutsanız, sonra iki (kalabalık ve zalimler) size (hak üzere olan) bir (mazlum kişi)den daha sevimli olursa, istikâmete ulaşamazsanız.” (Hadis-i Şerif)

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Hz. Ömer’den nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (asm) şöyle buyurdu:

“Yay gibi oluncaya kadar namaz kılsanız, kiriş gibi oluncaya kadar oruç tutsanız, sonra iki kişi (yani kuvvetli olan tarafı teşkil eden zalimler) (güçsüz ve mazlum olan) bir kişiden daha sevimli olursa, istikamete ulaşamazsanız.” (bk. Mevsuatu’l-hadis, hno: 22; Kenzu’l-Ummal, hno:6321). 

Bu hadis rivayetinin senedinde bir-iki ravinin zayıf olduğu bildirilmiştir. (bk. Mevsuatu’l-hadis, a.g.y)

- Abdullah b. Ömer’in şöyle dediği bildirilmiştir:

“Yay gibi oluncaya kadar namaz kılsanız, kiriş gibi oluncaya kadar oruç tutsanız, harama karşı bir engel teşkil eden vera’nız/takvanız olmadığı sürece sizden kabul edilmez.” (Gazali, İhya, 2/91)

Bu hadisler ve buna benze hadislerde geçen şu ibadeti yapmazsanız ya da şu günahı işlerseniz ibadetleriniz kabul olmaz gibi ifadeler, ibadetleriniz geçersiz olur anlamında değil, o ibadetler tam ve mükemmel olmaz, onların tam sevaplarını elde edemezsiniz anlamındadır. Zira bir şey mutlak olarak söylenince onun kemali anlaşılır.

Demek ki bir Müslümanın bir ibadeti diğer ibadetleri yapmakla ve günahlardan sakınmakla kemale erer, yoksa eksik kalır.

Örneğin kul haklarını çiğneyen veya diğer haramları işleyen bir Müslüman namaz ve orucunu yerine getirmekle bu ibadetlerin sorumluluğundan kurtulur ise de o ibadetin kemalinden mahrum kaır.

Nitekim kolları kırık bir kimsenin bir çok şeyi tam olarak yapamayacağı gibi..

Demek ki, bir ibadetin her şeyiyle tem ve mükemmel olması, diğer ibadetleri de tam olarak yerine getirmekle ve bütün günahkarı tam olarak terk etmekle gerçekleşir.

Sakın bundan yaptığımız ibadetleri terk etmek anlaşılmasın. Aksine ibadetlerimizi yerine getirmekle beraber, günahlardan sakınmaya da en az onlar kadar önem verelim diye anlamak gerekir.

Şu halde hadisler bize, ibadetlerinizi tam olarak yerine getirmekle beraber, günahlardan da sakınmayı esas almalısınız, yoksa o ibadetler mükemmel olmaz diye hatırlatıyor ve uyarıyor.

İstikamet

Arapça sözlüklerde istikamet kelimesiyle ilgili olarak genellikle “dinî ve ahlâkî hükümlere uygun bir hayat sürme, her türlü aşırılıktan sakınma, Allah’a itaat edip Hz. Muhammed’in sünnetine uyma” şeklinde özetlenebilecek açıklamalar yapılmıştır. 

Fussılet suresinin 41. ayetinde geçen “Rabbimiz Allah’tır diyenler” bölümünün iman ve ikrarla, “istikamet sahibi olanlar” bölümünün de iyi ve güzel işlerle ilgili olduğunu düşünmek mümkündür.

Nitekim Razi, bu ayeti açıklarken insanın manevî bakımdan yetkinlik kazanabilmesi için kesin bilgi ve iyi davranışa sahip olması gerektiği yolundaki yaygın anlayışı hatırlattıktan sonra bütün bilgilerin başında Allah’ı bilmenin (marifetullah) geldiğini, şu halde söz konusu ayete göre insanın yetkinliğinin Hakk’ın zatını tanıyıp O’nun yolunda bulunmaya, bu yolda iyilik etmeye bağlanmış olduğunu belirtir.

Bütün iyi davranışların vazgeçilmez şartı, ifrat ve tefrite sapmadan istikrarlı ve dengeli bir şekilde orta yolu takip etmektir. “Böylece sizi orta bir ümmet yaptık” (Bakara 2/143); “Bizi dosdoğru yola ilet” (Fâtiha 1/6) mealindeki ayetlerde olduğu gibi bu ayetteki “istikamet sahibi olanlar” ifadesinde de bu husus dile getirilmiştir. (Mefatihu’l-gayb, Fussılet 41. Ayetin tefsiri)

Vera

Sözlükte “sakınmak, kaçınmak, çekinmek” anlamındaki vera‘ kelimesi terim olarak “haram ve günah olup olmadığı şüpheli hususlardan özenle kaçınıp helâl ve mubahların bir kısmından feragat etmek” anlamında kullanılır. Bu sebeple vera‘ takvanın ileri ve özel bir şekli kabul edilir.

Gazali veraın dört mertebesinden bahseder.

İlk mertebe şahitlik ve kadılıkla velayette aranan adalet ve ehliyetin korunması için haramlığı açıkça bilinen günahlardan sakınmaktır.

İkincisi günah olması muhtemel şeylerden sakınan salihlerin verası.

Üçüncüsü harama yol açmasından korkulan helalleri terk eden takva sahiplerinin verası.

Dördüncüsü Allah’a daha fazla yaklaşmak için ömrün her anını O’ndan başkasına harcamaktan kaçınan sıddıkların verasıdır. (İḥyâ, 1/25-26; 2/95)

Gazali bu dört vera‘dan sadece birincisinin fıkhın konusuna girdiğini, diğer üçünün ahlakı ve ahireti ilgilendirdiğini söylemiş, dini hükümlerdeki farklı dereceleri ve mükelleflerin mertebelerini dikkate almadan salih, müttaki ve sıddıkların benimsediği verası bütün müminlerden beklemenin doğru olmadığını zira birtakım vehim ve vesveselere yol açabileceğine işaret etmiştir. (İhya, 2/108, 111)

İlave bilgi için tıklayınız:

Sırat-ı müstakim ne demektir?

VERA'

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun