Allah’a inanmak ve dosdoğru olmak yeterli mi?

Tarih: 31.05.2022 - 09:32 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Peygamber Efendimizin bir sahabiye, Allah’a inandım de, sonra da dosdoğru ol, dediğini duydum.
- Bu yeterli mi?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İlgili hadis-i şefif şöyledir:

Ebu Amr (veya Ebu Amre) Süfyan İbni Abdullah (ra) şöyle dedi:

- Ya Resulallah! Bana İslamı öylesine tanıt ki, onu bir daha senden başkasına sormaya ihtiyaç hissetmeyeyim, dedim.

Resulullah aleyhissalatü vesselam:

“Allah’a inandım de sonra da dosdoğru ol!” buyurdu. (Müslim, İman 62)

Hadis-i şerifin ravisi Süfyan İbni Abdullah, Peygamber (asm) Efendimize isteğini son derece nazik sınırlar içinde arzetmiş, “Bana İslamiyeti tarif et.” deyip geçmemiş, “Bana İslamiyeti öylesine özlü, açık ve kapsamlı tarif et ki, bir daha senden başkasına sorma ihtiyacı duymayayım.” demiştir.

İstek, olabildiğince güzel. Ancak cevabı, sanıldığı kadar kolay değildir. Resul-i Ekrem Efendimizin (asm) verdiği cevabı bilmeyecek olsaydık, aynı soruya bizler ne cevap verirdik? Bir düşünmek gerek...

Efendimiz (asm), peygamberlik birikimi ve cevamiü’l-kelim (az sözle engin manalar dile getirme) özelliği ile bu zorlu isteği, “Allah’a inandım de, sonra dosdoğru ol.” diye iki cümlecikle cevaplamıştır.

Hadisin bir rivayetinde cevap, “Rabbim Allah’tır de, sonra dosdoğru ol!” şeklindedir. (bk. Tirmizî, Zühd 61)

Peygamber Efendimizin (asm) bu nefis ve veciz cevabı ile ayetlerde geçen “Rabbimiz Allah’tır deyip sonra da dosdoğru yaşayanlar...” mealindeki ifadeleri arasındaki uyum pek açıktır. Yani Efendimiz’in (asm) cevabı, bu ayetlerden alınmıştır. Sünnet-i seniyyenin, Kur'an-ı Kerîm kaynaklı olduğu bu örnekte son derece net olarak görülmektedir.

İlgili ayetlerin mealleri şöyledir:

“Rabbimiz Allah’tır deyip sonra da dosdoğru yaşayanlara melekler gelerek: ‘Korkmayın, üzülmeyin, size vadedilen cennetle sevinin. Biz, dünya hayatında da ahirette de sizlere dostuz. Esirgeyip bağışlayan Allah’ın ikrâmı olarak (cennette) canınızın çektiği ve dilediğiniz her şey sizindir.’ derler.” (Fussilet, 41/30-32)

“Rabbimiz Allah’tır diyenler sonra da dosdoğru olanlar için ne korku vardır ne de hüzün. Onlar cennetliktir. İşlediklerinin karşılığı olarak cennette temelli kalacaklardır.” (Ahkâf, 46/13-14)

Şu halde, Allah’a inanan, sonra da bu inanca uygun olarak dosdoğru yaşayan, söz ve hareketinde dürüst davranan, hilekârlığa sapmayan insanlara zaman zaman melekler gelirler; “Gelecekten endişe etmeyin, geçmişe üzülmeyin, size söz verilen cennetle sevinin, neşelenin.” derler.

Ayetler ve hadis-i şerifler, “Tevhid ve istikamet, işte size İslâmiyet.” mesajını vermektedir.

İstanbul’un işgali günlerinde Anglikan Kilisesi’nin “İslâmiyet, fikre ve hayata ne getirmiştir?” sorusuna, o zamanlar “Dâru’l-hikmeti’l-İslâmiyye” azasından olan Bedîüzzaman Said Nursî’nin verdiği, “İslam, fikre tevhid, hayata istikamet vermiştir.” cevabı, ayetlerin ve hadislerin bir başka şekilde ifadesinden ibaret olup son derece yerindedir.

Tevhid ve istikamet (doğruluk), İslâm’ın tanıtımında iki temel unsur olunca, bunların tarifi de İslami esaslara göre yapılacaktır. Başka düşünce ve sistemlerin tespit ve kabullerine asla itibar edilemez. Her şeyden önce istikamet, halis bir tevhid inancına dayanmalıdır. Temelinde tevhid bulunmayan istikametten söz edilemez.

Hayata istikamet veren Allah’ın birliği inancıdır. Zira gerek ayetlerde gerekse hadisimizde “Rabbim Allah.” dedikten sonra “doğru olmak”tan bahsedilmektedir. Ancak hemen işaret edelim ki, “Tevhid inancına sahip olan herkes, dürüst bir hayata sahiptir.” de denilemez. Çünkü istikamet, tevhidin zaruri neticesi değil, aksine tevhid, istikametin vazgeçilmez ön şartıdır.

İstikamet üzere yaşamak, fevkalade dikkat ve gayret ister. Yine de tam olarak başarılamayabilir. Nitekim Fussılet suresi’nin 6. ayetinde “... Hepiniz Allah’a giden doğru yolu tutun, ondan bağışlanmak dileyin...” buyurulmuştur. Buradaki mağfiret isteme tavsiyesi, istikametteki kusurlarla ilgilidir.

Bir hadîs-i şerîfte de Hz. Peygamber (asm) “Tam anlamıyla başaramazsınız ya, siz (yine de) dosdoğru olun!” (İbni Mâce, Tahâret 4) buyurmak suretiyle, doğruluğun ne kadar zor olduğunu dile getirmiş, buna rağmen dürüstlükten asla vazgeçilmemesi gerektiğini de bildirmiştir. Zira meşhur kaidedir; “Tamamı elde edilemeyenin tamamı terkedilmez.”

Doğrulukta kalbin ve dilin dürüstlüğü pek büyük önem arzetmektedir.

Kalp, beden ülkesindeki tüm organların reisidir. Tek Allah’a iman edip dürüstlüğü benimseyen bir kalp, diğer organları etkiler.

Dil, kalbin tercümanıdır. Onun doğruluğu ve eğriliği de diğer organların tavırlarına tesir eder. Nitekim bir hadis-i şerifte, “Her sabah bütün organların dile hitaben; bizim hakkımızda Allah’tan kork. Biz sana bağlıyız. Sen doğru olursan biz de doğru oluruz. Sen eğri olursan biz de eğriliriz.” (Tirmizî, Zühd 61) dedikleri bildirilmiştir.

Bu, doğru sözlü olmanın önemini göstermektedir. Hatta bir başka hadiste de Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Kalbi dürüst olmadıkça kulun imanı doğru olmaz. Dili doğru olmadıkça da kalbi doğru olmaz.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned III, 198)

O halde özüyle sözüyle dosdoğru olmak gerekmektedir. Peygamberimizin (asm) “Allah’a inandım de sonra da dosdoğru ol!” tavsiyesinin manası budur. İslam da bundan ibarettir. Buna göre:

- İslamiyeti pek kısa bir şekilde tevhid ve istikamet olarak tarif etmek mümkündür.

-  Peygamber Efendimiz (asm) kendisine arzedilen isteklere cevap verirdi.

- İstikamet, imanın kemalini gösteren bir derecedir.

- Sahabe-i kiram İslam’ı öğrenmeye ve yaşamaya pek istekli idiler.

- Ne istediğini açıkça söylemek, istenilen cevabı almanın ön şartıdır.

- Her konuda istikamet, dünya ve ahirette mutluluk demektir. (bk. Riyazü's Salihin, İmam Nevevi Tercüme ve Şerh)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 500+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun