Tahrif olmamış Tevrat olduğu doğru mudur?

Soru Detayı
- Tevrat değiştirildiyse, Peygamberimize işaret eden ifadelerin olması nasıl açıklanabilir?
Cevap

Değerli kardeşimiz,

Asıl Tevrat’ın kaybolduğu bilinmektedir. Bununla beraber, değişik tercümeleri bulunan Eski Ahid’in her tercümede birbirine uymayan farklı yanları vardır. Örneğin, Seb’iniye olarak da bilinen Yunanca tercümesi ile İbranice nüshası arasında açık bazı farklar vardır. İlk dili İbranice olan Eski Ahid’in Aramice ve Yunanca tercümeleriyle birlikte tahrifat da başlamıştır. (Geniş bilgi için bk. M. Ziyau’r-Rahman el-Azamî, el-Yahudiye ve’l-Mesihiyye, s.175-181)

Keldanîce, Latince, Hebeşce, Gavtice, Ermenice, Arapça tercümeler arasında da farklılıklar mevcuttur (a.g.e., a.y). Bu husus asıl nüshası mevcut bulunmayan İnciller için de geçerlidir.

- Tevratın tahrifatı iki şekilde mütalaa edilmektedir: Birincisi: ayetlerin lafzının tahrifi ve bir kısım ilavelerin yapılması. İkincisi, mananın tahrifi. Birinci şıkkın tahrif boyutu konusunda “hittetun/hintatun” gibi örnekler vardır.

Ayrıca, Kitab-ı Mukaddes’te “gerek modern bilime aykırı beyanları, gerekse, Hz. Lut, Hz. Davud kıssaları" gibi hiçbir peygamberin şanına yakışmayan uydurma hikâyelerin bulunmasına da tahrifin, yorumların dışında lafzen de vuku bulduğunun göstergesidir.

İkinci tahrifat konusu, her zaman olmuş ve -Hz. Zekeriya ve Hz.Yahya dahil-, Hz. Musa’dan sonra gelen peygamberlerin önemli vazifelerinden biri de bu yanlış yorumları ve manevî tahrifleri tamir etmek olmuştur. Ancak, bu tahrif hastalığı, Yahudilerde her zaman yeniden nüks etmiştir.

Tevrat ve İncil’in tahrif edilmiş olması, onlarda hiçbir doğrunun kalmadığı anlamuna gelmez. Nitekim, Hüseyin Cisri, Risale-i Hamidiyye isimli eserinde Tevrat ve İncil’de, Peygamberimiz Hz. Muhammed’e işaret eden yüzlerce bilgi çıkarmıştır.

Nitekim, Hz. Muhammed (a.s.m)’in, o günkü Ehl-i kitap alimlerine karşı meydan okuduğu, onların kitaplarındaki gerçekleri örtbas ettiklerini (yorumlarıyla tahrif ettiklerini) söylediği ve konuşma esnasında onları susturduğu Kur’an, hadis, tarih ve Siyer kitaplarında açıkça belirtilmektedir. Konuyla ilgili birkaç misal:

a. “Tevrat'ın indirilmesinden önce, İsrail'in (Ya'kub'un) kendisine haram kıldıkları dışında, yiyeceğin her türlüsü İsrailoğullarına helâl idi. De ki: Eğer doğru sözlü iseniz o zaman Tevrat'ı getirip onu okuyun. Artık bundan sonra her kim Allah'a karşı yalan uydurursa, işte bunlar, zalimlerin ta kendisidirler.”(Al-i İmran, 3/93-94).

Bu ayetin nüzul sebebi olarak bir iki husus bildirilmiştir:

- Yahudiler, Hz. Peygamber (a.s.m)’e “nesih=bir önceki hükmü kaldırma” konusunda itiraz etmişler ve dinde böyle bir şeyin olamayacağını söylemişlerdi. Bu ayet onlara cevap olarak inmiş ve “Tevrat’tan önce -Hz. Yakub’un kendine haram kıldığı/kendine yasakladığı şey hariç tutulursa- diğerleri haram değildi. Tevrat, neshi inkâr etmek şöyle dursun, tam tersine önceden helal olan bazı şeyleri İsrailoğullarına haram kılmakla nesih yapmıştır.” diyerek, aksini iddia eden Yahudilere meydan okumuştur.

- Diğer bir rivayete göre, Yahudiler, Hz. Muhammed (a.s.m)’e “Sen bir yandan Hz. İbrahim’in milletinden olduğunu söylüyorsun, bir yandan da onun dininde yasak olan devenin etini ve sütünü helal sayıyorsun?..” diye itiraz etmişlerdi.

Bu ayetle, söz konusu yasağın Hz. İbrahim zamanında değil, onun torunu olan Hz. Yakubu’n kendine yaptığı bir yasak olduğunu vurgulamıştır. Rivayete göre, Hz. Yakub yakalandığı “siyatik” hastalığından iyileşmesi durumunda en sevdiği yiyecek olan devenin etini ve sütünü yemeyeceğini bir adak olarak adamıştır.

Nüzul sebebi ne olursa olsun, açık olan bir şey vardır ki, Yahudilerin Tevrat’ta olmadığını iddia ettikleri bir bilginin varlığında ısrar eden Hz. Muhammed (a.s.m); “Eğer doğru sözlü iseniz o zaman Tevrat'ı getirip onu okuyun.” diyerek meydan okumuş ve onlar da bunu getirmekten imtina etmişlerdir(bk. Taberî, Kurtubî, Razî, İbn Kesir, İbn Aşur, Nesefî, Alusî, ilgili ayetin tefsiri).

b. “Sana bu ilim geldikten sonra seninle bu konuda tartışanlara de ki: Geliniz, sizler ve bizler de dahil olmak üzere, siz kendi çocuklarınızı biz de kendi çocuklarımızı, siz kendi kadınlarınızı, biz de kendi kadınlarımızı çağıralım, sonra da beddua edelim de Allah'tan yalancılar üzerine lânet dileyelim.”(Âl-i İmran, 3/61).

- Bu ayetteki meydan okuma, Necran Hristiyanlarından Medine’ye gelen ve “Hz. İsa’nın Allah’ın oğlu olduğunda ısrar eden” bir heyete karşı yapılmıştır. Bu heyetin reisi olan ‘Akıb Abdu’l-Mesih’in görüşü doğrultusunda, bu “lanetleşme” teklifine cevap vermeye cesaret edememişlerdir(bk. Taberî, Kurtubî, Razî, İbn Kesir, İbn Aşur, Nesefî, ilgili ayetin tefsiri).

c. “Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (Muhammed’i), öz evlatlarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen, onlardan bir kısmı, bile bile gerçeği gizler.”(Bakara, 2/146).

- Bu ayette, Hz. Muhammed (a.s.m)’in İncil ve Tevrat’ta bulunan vasıfları sebebiyle, kendi çocuklarını değer insanlardan ayırıp tanıdıkları gibi, onu tanıdıkları vurgulanmıştır. Rivayete göre, Hz. Ömer, Yahudi âlimlerinden Abdullah b. Selam’a “Gerçekten -kitabınıza dayanarak- Hz. Muhammed (a.s.m)’i çocuklarınızı tanıdığınız gibi tanıyor musunuz?” diye sormuş, o da “Onlardan daha fazla tanıdıklarını” söylemiştir. (bk. Taberî, Kurtubî, Razî, İbn Kesir, İbn Aşur, Nesefî, ilgili ayetin tefsiri).

- Çok önemli bir nokta da şu olsa gerektir: Eğer, Hz. Muhammed (a.s.m)’in üzerinde ısrarla durduğu ve Tevrat’ta bunun mutlaka var olduğunu söylediği hususlar, gerçekte olmamış olsaydı, herkesten önce -kendisine iman eden Yahudi alimlerinden- Abdullah b. Selam gibi insanlar, bir an İslam dininde kalmaz hemen eski dinlerine dönerlerdi. Bu husus, Hristiyan alimleri için de geçerlidir. Onların hayatları boyunca, İslam dinine samimi olarak gösterdikleri bağlılık, bu ayetin ve Hz. Muhammed (a.s.m)’in doğruluğunun açık göstergesidir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR