Tevrat ve İncil'de Peygamberimizi müjdeleyen ayetler olduğu, o zaman biliniyor muydu?

Tarih: 14.11.2014 - 15:07 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Hüseyin Cisri beyefendi Tevrat'ta ve İncil'de Peygamberimize işaret eden bir sürü ayet bulmuş. Tevrat ve İncil Peygamberimizi müjdeliyormuş. Sorum şu:
Asrı saadette de Peygamberimizi müjdeleyen ayetlerin olduğu söyleniyor muydu?
- Söyleniyorsa bu ayetler hangileridir?
- Hz. Peygamberimiz döneminde yani ilk dönemde islam alimleri Tevratta ve İncilde Peygamberimize işaret eden ayetlerin bulunduğunu söylüyorlar mıydı?
- Söylüyorlarsa bu ayetler hangileridir?
- Tevratın Tesniye bölümünde var olduğu söyleniyor, asrı saadette de bu söyleniyor muydu?
- Yani Peygamberimizin vasıflarının İncilde ve Tevratta olduğu söyleniyor muydu, söyleniyorsa bu ayetler nelerdir?
- Bu konuda bilgi verir misiniz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Asr-ı saadette Tevrat ve İncili kitapları çok az bulunuyordu. Sayılı bir kaç kitap varsa o da sadece din alimlerinin elinde bulunuyordu. Üstelik Müslümanlar -belki birkaç kişi müstesna- bu kitapların dilini / İbranice’yi de bilmiyorlardı.

Üstelik Kur’an’a çok kuvvetli bir şekilde iman etmiş olan sahabeler bu kitaplara bakmaya ihtiyaç da duymuyorlardı.

Bu sebeple bütün sahabelerin böyle bir konuyla ilgilenmelerini beklememek gerekir. Bununla beraber Tevrat’ta tahrifatın yapıldığını gösteren bilgiler vardır.

- Mesela: Tevrat, Hz. Mûsâ’ya indiği halde, bugün elimizde bulunan Tevrat, Hz. Mûsâ’nın mezarından bahsetmekte, hatta Hz. Mûsa’nın mezarının kaybolduğundan söz etmektedir. Tevrat’ın bu konudaki ifadeleri aynen şöyledir:

“Ve Rabbin sözüne göre, Rabbin kulu Mûsâ orada, Moab diyarında öldü. Ve Moab diyarında Beyt-peor karşısındaki derede onu gömdü. Fakat bugüne kadar kimse onun kabrini bilmez. Ve Mûsâ öldüğü zaman yüz yirmi yaşında idi; gözü zayıflamadı ve kuvveti eksilmedi. Ve İsrâiloğulları Moab ovasında otuz gün Mûsâ’ya ağladılar. Ve Mûsâ için yas ağlama günleri tamam oldu.” (Kitab-ı Mukaddes, Tesniye 34/5-8)

Bugün elimizde bulunan Tevrat’ın tahrif edildiğine dair deliller pek çoktur. Bugün elimizde bulunan Tevrat, Hz. Mûsâ’nın levhalar şeklinde aldığı ve Yahûdilere dikte ettirdiği Tevrat'ın aynısı değildir.

 “Onlar ki yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları o rasûle / elçiye, o ümmî peygambere (Muhammed’e) tâbi olurlar. O (peygamber) ki, kendilerine iyiliği emreder, kendilerini kötülükten men eder; onlara güzel şeyleri helâl, çirkin şeyleri haram kılar ve üzerlerindeki ağırlıkları, sırtlarındaki zincirleri kaldırıp atar. Ona inanan, destekleyerek ona saygı gösteren, ona yardım eden ve onunla beraber indirilen nûra tâbi olanlar, işte kurtuluşa erenler onlardır.” (A’râf, 7/157)

mealindeki ayette Hz. Peygamber (asm)'in vasıflarının Tevrat ve İncil’de yer aldığı kesin olarak ifade edilmiştir.

- Bu ayetleri duyan sahabe elbette bu konuyu araştırmıştır. Nitekim aşağıdaki hadis rivayeti bunun göstergesidir.

Ebu Sahra b. Ukaylî bir bedevi Arap’tan şunları aktarmıştır. “Ben Resulullah’ın hayatında Medine’ye gitmiştim. Bir gün Resulullah, Ebu Bekir ile Ömer’in arasında bulunduğu bir halde yürüyordu. Ben de onu yakından tanımak için arkadan onu takip ettim. Nihayet ölüm döşeğinde ve oldukça yakışıklı olan bir çocuğundan ötürü kendini teselli etmek için Tevrat’ı açıp okuyan bir Yahudi’ye uğradılar. Hz. Peygamber ona “Tevrat’ı indiren (Allah)in hakkı için, kitabında (Tevrat’ta) benim vasıflarımı ve nerede ortaya çıkacağıma dair bir bilgi gördün mü?” diye sordu. Adam başıyla “hayır” dedi. Bunun üzerine çocuğu: “Tevrat’ın indirene (Allah’a) yemin ederim ki, evet, biz senin vasıflarını ve hangi memlekette çıkacağını görüyoruz. Ve ben şahadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur ve Sen de onun resulüsün” dedi. Bunun üzerine resulullah “Yahudi (kökenli) kardeşinize sahip çıkın.” dedi, sonra onu kefenledi ve cenazesi üzerinde namaz kıldı / öylece defnedildi. İbn Kesir, bu hadisin sahih olduğunu belirtmiştir. (bk. İbn Kesir, ilgili ayetin tefsiri)

- Bu ayette yer alan hükümler detaylı bir şekilde Tevrat / Tesniye:14’te yer almıştır.

- Yine Tesniye’deki bir ayette şöyle denilmiştir: “Allah’ın RAB senin için aranızdan, kardeşlerinizden (Araplar  da Yahudiler gibi Hz. İbrahim’in torunları olduğundan Yahudilerin kardeşidir) benim gibi (büyük kitap ve şeriata sahip) bir peygamber çıkaracak; onu dinleyeceksiniz...” (Tesniye, 18/15) “Ve RAB bana dedi: Söylediklerini iyi dediler. Onlar için kardeşleri arasından senin gibi bir peygamber çıkaracağım; ve sözlerimi onun ağzına koyacağım (yani ona vahiy edilen Kur’an Tevrat gibi yazılı halde değil, şifahi olarak/Hz. Cebrail vasıtasıyla ağzına/kalbine yerleştirilecektir.) Bir de “O kendi heva ve hevesinden konuşmayacak, söylediklerinin hepsi vahiydir.” (Necm, 53/3-4). ayetlerindeki ifadeye bir işaret ve beşarettir) ve ona emredeceğim her şeyi onlara söyleyecek.” (Tesniye, 18/17-18)

Bu konuda bazı ayetler söz konusu olduğuna göre, elbette sahabelerin kanaati de bu merkezdedir. Mesela: “ehl-i kitap (alimleri) onu (Peygamberi) çocukları tanıdıkları gibi tanırlar.” (Bakara, 2/146) mealindeki ayet indiği zaman Hz. Ömer bunun gerçekliğini Abdullah b. Selam’dan duymak istemiş ve “gerçekten çocuklarınızı tanıdığınız gibi Hz. Muhammed’i o derece tanıyor musunuz?” şeklinde bir soru sormuştur. Yahudilerin büyük alimlerinden olan ve Müslüman olan Abdullah b. Selam: “Ben onu bir peygamber olarak çocuğumdan daha fazla tanırım. Çünkü çocuğumun bana ait olup olmadığını kesin olarak bilemem, fakat Hz. Muhammed’in peygamber olduğuna asla şüphe etmem.” demiştir. (bk. Zemahşeri, Razî, Beydavi, Kurtubî, İbn Kesir, ilgili ayetin tefsiri)

Abdullah b. Selam Müslüman olduktan sonra, "Yâ Resûlallah! Yahudî milleti iftiracı, yalancı bir millettir. Yarın benim Müslüman olduğumu duyunca türlü yalanlar uydurup iftirâda bulunurlar. Müslümanlığım duyulmazdan önce beni onlardan sorup mevkiimi tasdik ettiriniz!"

Peygamber Efendimiz (asm), onu bir tarafa gizleyip Yahudî ileri gelenlerinden bazılarını dâvet etti ve onlara, "Ey Yahudî cemaâtı, siz benim Allah tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğumu pek iyi bilirsiniz. Ben hak dinle geldim, Müslüman olunuz." dedi.

Yahudîler, "Biz, senin peygamber olduğunu bilmiyoruz." diye karşılık verdiler ve bu sözlerini üç sefer tekrarladılar. Bundan sonra Resûl-i Ekrem, "Sizin içinizde Abdullah bin Selâm adında birisi var, o nasıl bir kişidir?" diye sordu.

Yahudîler, "O, bizim içimizde hayırlı bir babanın oğludur. Kendisi de,, babası da en faziletlimiz, en âlimimizdir." diye şehâdet ettiler.

Resûlullah, "Abdullah bin Selâm Müslüman olursa siz ne dersiniz?" diye sordu.

Yahudîler, "Hâşâ! Abdullah İbn-i Selâm, hiçbir vakit Müslüman olamaz." dediler. Efendimiz suâlini üç sefer tekrarladı. Onlar, her seferinde de aynı inkârî cevabı verdiler. Bunun üzerine Resûl-i Kibriyâ Abdullah İbn-i Selâm'ı yanına çağırdı, "Yâ İbn-i Selâm, gel!" buyurdu.

Abdullah saklı bulunduğu yerden çıktı ve kelime-i şehâdet getirerek Müslüman olduğunu ilân etti.

Yahudilere de "Ey Yahudî cemâatı! Allah'dan korkunuz! Size geleni kabul ediniz. Vallahi, siz de bilirsiniz ki; o yanınızdaki Tevrat'ta ismini ve sıfatını bulduğunuz Resûlullahdır." diyerek onları İslâma dâvet etti. (Sîre, 2/164; Buhari, 2/335)

Fakat Yahudîler, "Sen yalan söylüyorsun! Sen şerir oğlu şerîrimizsin." dediler ve onu, kıymetini düşürmek için türlü türlü kusur ve kabahatlar isnad ederek kötülediler. Abdullah bin Selâm, "Yâ Resûlallah! Korktuğum işte bu idi. Ben, sana onların gaddar, yalancı, fâcir ve müfteri bir millet olduğunu haber vermemiş miydim? İşte dediğim çıktı!" dedi. (Sîre, 2/164)

Resûl-i Ekrem, Yahudîleri huzurundan çıkardı. Abdullah bin Selâm ise evine gitti. Onun dâveti ile bütün ev halkı ve halası da Müslüman oldu. (Sîre, 2/164)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun