Şu dünya imtihanı tam olması gerektiği gibi midir? İmtihanın en ideal şekli bu mudur?

Soru Detayı

- Mesela nefis kötülüğü değil de iyiliği emretse buna rağmen kötüler cehenneme atılsa...
- Sonuçta Allahu Zülcelal dileseydi haramları çoğaltarak helalleri azaltarak vs. çok daha zor yapar ve belki bir kişi bile cennete giremezdi -ki zaten merhametiyle cennete koyuyor.- 

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Evet, şu dünya imtihanı tam olması gerektiği gibidir ve imtihanın en ideal şekli de budur.

İnsan, maddî-manevî sayısız cihaz ve istidatla donatılarak bu fani dünyaya gönderilmiştir. Önemli bir vazifesi de istidat ve kabiliyetlerini inkişaf ettirmek ve kendisine verilen sermaye hükmündeki emanetlerle güzel bir ticaret yapıp bu dünyadan göçüp gitmektir.

İnsan, yaratılış itibarıyla gelişmeye ve değişmeye müsait bir mahiyette yaratılmıştır; melekler ve hayvanlar gibi makamları sabit değildir.

İnsandaki bu gelişimi tetikleyecek ve harekete geçirecek bir vasat ve ortam gerekmekteydi, tıpkı bir yumurta veya bir tohum gibi. Bir kuş olmaya aday olan yumurta ve bir ağaç olmaya aday olan tohumun gelişmeleri her yerde ve her ortamda mümkün olmuyor.

Yumurtanın, tavuğun altına veya tavuğun altındaki ortama uygun bir vasata ihtiyacı vardır. Tohumun ise toprağın altındaki ortama ihtiyacı vardır. Aksi takdirde ya çürüyüp zayi olacak ya da çekirdek olarak kalacaktır.

Aynen bunun gibi, insanın da mahiyetindeki cevherleri ortaya koyması için bir vasat ve ortama ihtiyacı vardır. Bu vasat ve ortam ise dünya hayatıdır.

Cennet standartlarında gelişemeyen insan fıtratı, gelişimini sağlayacak şartlara sahip olan dünyaya gönderilmiştir. İnsanda bulunan iyi kötü, hayır şer, güzel çirkin ne kadar özellik varsa çıksın ve bunları nerede nasıl kullanacağı açıkça görülsün diye bu dünyaya gönderilmiş. Dünya da o özelliklerin ortaya çıkmasını sağlayacak şekilde dizayn edilmiş ve ona göre ortam hazırlanmıştır.

Meselâ, melâikelere şeytanlar, belalar, sıkıntılar, dertler, hastalıklar, musibetler musallat olmadıkları için, terakkiyatları yoktur; makamları sâbittir, asla bir değişiklik olmaz. Yine, hayvanlar için de aynı durum söz konusudur. Onların da makamları sabit, terakkileri yok, mertebeleri aynıdır.

İnsanlık aleminde ise, hem terakki ve dereceler sonsuz, hem de tedenni ve alçaklıklar sonsuzdur. Peygamberlerden, evliyalardan tut, Nemrutlardan, Firavunlara kadar gayet uzun bir mesafe var.

İşte, kömür gibi olan alçak ruhlarla, elmas gibi yüce ruhkarı birbirinden ayırmak için nasıl bir ortam gerekiyorsa, dünya da o ortamda yaratılmıştır. İçine giren her ruh, tercihine, yaşayışına, konuşmasına, düşüncesine, hayatın bütün alanlarındaki durumuna göre bir yol takip ediyor. Ona göre de bir değer veya değersizlik alıyor.

Eğer dünya bu haliyle yaratılmasaydı ve peygamberler, kitaplar gönderilmeseydi veya dünyaya gönderilmeyip cennette kalsaydı, insan madeninde gizli olan elmas ve kömür hükmündeki istidatlar, kabiliyetler karışık kalacak, en yüksek mertebede olan Ebu Bekr-i Sıddık’ın ruhu, en aşağıların aşağısında bulunan Ebu Cehil’in ruhuyla bir seviyede kalacaktı.

Demek ki, insan çekirdeğinde bulunan özelliklerin ortaya çıkması için nasıl bir ortam gerekiyorsa, dünya da ona göre yaratılmıştır. İnsanı ve her şeyi bilen Allah, hikmetinin, rahmetinin gereği olarak dünyayı böyle yaratmış ve imtihan salonunu böyle tanzim etmiştir.

İlave bilgi için tıklayınız:

Allah bu kâinatı veya insanı daha mükemmel yaratabilir miydi?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR