Sırf bir iddia için dünyaya geldik, diyenlere ne cevap vermeliyiz?

Tarih: 29.11.2015 - 13:13 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Allah Bizi neden yarattı? Bazı dinsizler: ''Sırf bir iddia için dünyaya geldik'' diyor. Şeytan ile Allah arasında olan. Ben bu şahıslara ne cevap vermeliyim?
- Maalesef ki bazı çok yakın tanıdıklarım benim aklımı çelmek için hep bu tarz şeyleri söylüyorlar. Ama Allah'a çok şükür ki imanım yıkılmadı! Fakat; O kadar pis konuştu ki sinirlerim bozuldu o gün zor yattım.
- Şimdi bir de içine kapanık olduğumdan sadece dediği şeyleri kalben tasdik etmemekle kaldım. Bana bu yakınlarım diyor ki: ''Sırf bir iddia uğruna Müslümanlar bu kadar acı çekiyor. Görmüyor musun en fakirler, en çok ezilenler Müslüman. Hepsi bir iddia yüzünden diyor.''
- Dedi ki ''Hayatımın en mutsuz en çok acı çektiğim günleri namaz kıldığım Allah'a iman ettiğim günlerdi, ha Allah'ı inkar etmiyorum ama....'' dedi. Sonra da '' Bak mesela Kurban’da sokaklar katliam alanına dönüyor'' dedi.
- Malesef bu dediğim şahıs memleketinden ayrılıp Batıya yerleştikten sonra böyle oldu.
- Neyse işte hocam bu sorulara ne cevap vereyim?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Önce şunu unutmamak gerekir ki, bir şeyin doğru olup olmadığını öğrenmenin yolu, kesin bilgiye dayanmayan ihtimaller, şüpheler, vesveseler değildir. Çünkü doğrunun sağlamasının da doğru olması gerekir. Yanlış formüller kullanarak matematik hesaplar yapılmaz. Bu sebeple konuyu ilkeler bazında ele alacak ve ilmi değerler penceresinden tahlil edeceğiz. Bunu da kısa maddeler halinde özetlemeye çalışacağız:

a) Hz. Âdem’in yeryüzü halifesi olarak tayin edilmesi, Allah’ın büyük bir lütfunu göz ardı edip, “Sırf bir iddia yüzünden buraya geldik.” demek insanlığın önemli bir kriteri olan kadirşinaslıkla bağdaşmaz.

b) Bütün varlıkların yegâne yaratıcısı olan Allah’ın, insanlara önemli hikmet derslerini vermek için söz konusu ettiği -mahiyeti bizce meçhul olan- o meşhur karşılıklı konuşmayı “Allah ile şeytan arasındaki iddia” olarak değerlendirmek, kısa yoldan gitmeye çalışırken çamura batmaya benzer. Zira, bu “diyalog” tasviri, dinsizlerin sandığı gibi, bir yerlerde oturup da karşılıklı yapılan bir konuşma metni değildir.

Melekler gibi bazı varlıkların insan için saygı secdesinde bulunması, dünya hayatında insanların maddi-manevi gelişip ilerlemesi için, insanın hizmetine verilen hayırlı sebeplere işaret  etmek içindir. Manevi sahada melekler gibi bazı ruhaniler ilhamla insanı hayırlı yollara yönlendirdiği gibi, kâinat çapında yürürlükte olan birçok ilahi kanun da maddi alanlarda terakki etmelerine fırsat sunmakta ve yardımcı olmaktadır.

Buna mukabil, yine manevi sahada insanların ilerleyişini engellemek için kötü yönlendirmeler yapan ve yanlış bilgileri telkin eden şeytanlar olduğu gibi, kâinat çapında var olan bazı kanunların da insana maddi alanında zorluklar çıkartmaktadır.

İblisin Hz. Âdem’e saygı göstermemesi ise, insanların maddi ve manevi terakki yollarında her zaman asi ve zor işlerin olduğunu göstermektedir. Fizikte “her hareket eden kuvvetin karşısında bir direngen kuvvet olduğu” gibi, manevi alanda da “Her Musa’nın bir Firavun’u var.” sözü meşhurdur.

İşte ayetlerde insanların hayat yolculuğunda dikkat etmesi gereken hayati öneme haiz noktalara dikkat çekilmiş olduğu halde, bunu basit “bir iddia/iddialaşma” olarak nitelemek, özellikle Yaratıcı ile zavallı bir yaratığı aynı mindere çıkarmak, hem dinen hem aklen hem vicdanen oldukça sakıncalı ve de züğürt bir tasavvurdur.

c) “İnsanların namaz kıldığı zaman mutsuz olduğunu...” ima eden ifade ciddi bir saçmalıktır. Çünkü; bütün insanların yaratılışında var olan sevgi ve korku potansiyeli mutlaka pratik hayatta tezahür edecektir. Bu iki duygunun yönü ya yaratan Allah’a yahut da yaratıklara dönük olacaktır.

Buna göre, Allah’tan korkan yalnız onun dediklerini yapmaya çalışır. Yaratıklardan korkan ise, canavardan, kuyruklu yıldızın çarpmasından, kanserden, sıtma mikrobundan tutun sivrisineğin ısırmasına kadar binlerce zararlı şeylerden korkar.

Namaz kılmak, yalnız Allah’a kul olmaktır, yalnız ondan yardım dilemektir, yalnız ondan korkmaktır, yalnız onu razı etmektir.

Namaz kılmamak ise, Allah’tan başkası ne varsa, korktuğu her şeyi razı etmeye çalışmaktır.

Halbuki, sonsuz merhamet sahibi, ilim ve kudretiyle her yerde hazır olan Allah korkusu, Allah’ı gerçekten tanıyanlar için acı değil büyük bir lezzet kaynağıdır. Bir çocuğun annesinden korkup da yine onun şefkat sinesine sığındığı zamanki hissettiği lezzet ne ise, Allah korkusundan Allah’ın merhametine sığınan bir müminin o anda duyduğu lezzet o çocuğun duyduğu lezzetten bin kat daha fazladır.

- Keza, insandaki sevgi potansiyeli de ya Allah’a ya da yaratıklara dönük olacaktır. Her şeye gücü yeten, her şeyi gören, her şeyi işiten, her şeyi bilen sonsuz merhamet sahibi Allah’ı sevmekten daha büyük bir lezzet olabilir mi?

Şunu da belirtelim ki, yaratıklara dönük olmakla beraber geçekte Allah için olan bütün sevgiler de Allah’ı sevmek anlamındadır. Allah’ı bırakıp da binlerce varlığı sevmek acı ve kederden başka ne kazandırır ki?  

Sağır, kör, âciz, cahil varlıkları sevmenin ne kıymeti var?  Ne zararı defeden, ne de yarar dokunduran bir kabiliyette olmayan esbabın/sebeplerin eteğine yapışmak, yalvarıp yakarmak beyhüde bir çabadan öteye geçemez.

- İşte namaz kılan bir insan gittikçe Allah’ı sevmeye başlar ve sevdiği zatın kendisinden her türlü zararı uzaklaştırıp, her türlü yararı dokundurabilecek bir kudrete sahip olduğunu düşünür. Bu düşünceden aldığı lezzet, tarif edilemeyecek kadar büyüktür ve şirindir.

- Namazsız adam ise, Allah sevgisini bilmediği için başka varlıkları sever. Yukarıda belirtildiği gibi, bu sevgi ise üzüntüden ve kederden başka bir işe yaramaz. Bütün bu hakikatlı açıklamalar gösteriyor ki, “namazı üzüntü kaynağı” olarak göstermek yerden göğe haksızlıktır ve namaza büyük bir iftiradır.

- “Bak mesela Kurban’da sokaklar katliam alanına dönüyor'' ifadesi, “uydum kalabalığa...” diyerek, getirdiği ön yargı niyetinden kaynaklanmaktadır.

Bugün dünyada her gün yüz binlerce hayvan kesiliyor... Bir avuç "et yemezler" dışında bütün insanlar et yiyor. Milyonlarca insan et yemeyi çok seviyor ve belki de her gün et yiyor. Bunun yadırganacak bir tarafı da yoktur.

Mülkün sahibi olan Allah, bazı hayvanların kesilip etinin yenmesine izin vermiştir. Asıl mal sahibi olan Allah buna izin verdiği  halde, bazı kimselerin fuzuli bir şekilde bu işe burunlarını sokmaları, gerçekten akılla izahı zor bir durumdur.

Kim bilir belki de kurbanların kesilmesine itiraz edenler herkesten daha çok hayvan etini yiyorlar. Belli ki bu konuda samimiyetsizlik var... Kurban dini bir emir olduğu için itiraz ediyorlar. Yoksa içki sofralarında gece gündüz eti meze olarak tüketseler bundan sadece keyif alırlar.

“Öyle kimseler var ki, din sahnesinde bir yarın kenarında dururlar. Eğer dünyevi işleri iyi giderse orada durmaya devam ederler. Şayet kendilerine bir zarar dokunursa, din yörüngesinden kayar ve tepetakla çukura yuvarlanır.” (Hac, 22/11)

biraz tefsirli mealindeki ayetten hepimizin dersler çıkarmamız elzemdir.

Son olarak şunu söylemeliyiz ki; her zaman mucizeleriyle dimdik ayakta duran, âdeta Allah’ın canlı bir mucizesi olan Kur’an gibi bir kitabın müntesipleri olan müminlerin, bir-iki dinsizin hiçbir ilmi değeri olmayan vesveselerinden ötürü tereddüt etmesi hiç de yakışmaz...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun