İyilik neden yapılır?

Soru Detayı

- Müslümanlar Allah’ın emrine uymak için iyilik yapıyor. Onu memnun etmek için. Bu bir iyilik değildir, sadece memnun etme çabasıdır. Bu da gerçekte iyi olmadığını gösterir.
- İyilik birisi istediği için değil büyüklük, erdemlilik, yapılması gereken şey olduğu için yapılır, diyen birine ne cevap vermeliyiz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- İnsanların en çok muhtaç şeylerden biri de seslendirdikleri bir konu hakkında ciddi bir malumata ve yaptıkları değerlendirmelerde kanun hükmünde değişmez ölçülere sahip olmalarıdır.

- Bu ölçülerin başında Allah ile kulları arasındaki sonsuz farkı bilmek, Allah’a ait sıfatlar ile yaratıklara/kullara ait vasıfların farkını görmek, Allah için söylenen sözler, yapılan işler ile insanlar için söylenen sözler, yapılan işler arasındaki değer farkını anlamaktır.

- Bu ölçüleri bilenlerce çok açıktır ki, Allah için yapılan işler ile insanlar için yapılan işler arasında yerden göğe fark vardır.

Şimdi bu ölçüler dürbünüyle hakikatin yüzüne bakalım:

a) İyilik kavramı: Allah tarafından hoş görülüp emredilen veya tavsiye edilen işlerin adıdır. İslam dinine iman edenler için iyilik ve kötülüklerin aklen bilinsin, bilinmesin, nihai karar Allah’a aittir. Örneğin;

“Yahudilere bütün tırnaklı hayvanları haram kıldık. Sırtlarında yahut bağırsaklarında taşıdıkları ya da kemiğe karışan yağlar hariç olmak üzere sığır ve koyunun iç yağlarını da onlara haram kıldık. Bu, zulümleri yüzünden onlara verdiğimiz cezadır. Biz elbette doğru söyleyeniz.” (Enam, 6/146)

mealindeki ayette Yahudilere haram kılındığı ifade edilen maddelerin yenmesi, Hz. Musa’nın ümmeti için kötü bir durumdur. Halbuki İslam ümmeti için onları yemesi kötü değil iyidir.

Aynı unsurların o zamanlarda kötü, bu zamanda iyi olarak kabul edilmesi, elbette Allah’ın verdiği hükme bağlıdır.

- Keza hırsızlık, hem aklen hem dinen kötü olarak bilinmektedir.

Ancak, bir insan açlığından ölecek duruma gelmiş ve normal/meşru yoldan imkânı bulamadığı takdirde, -daha sonra ücretini ödemek üzere- ölmeyecek kadar bir parça yiyecek çalması “iyiler” sınıfına kaydedilmiştir. Çünkü, “iki kötüden birini tercih etmek zorunda kalan kimsenin onlardan daha az kötü olanı tercih etmeyi” ifade eden ve “ehven-i şer” denilen bir ölçüye göre, bu kötülük hafif görülmüştür. Çünkü, birine ait bir parça ekmek, bir insanın hayatın kaybetmesinden daha az zarardır.

b) Konumuzla doğrudan ilgili olan bir misal verecek olursak; bir insanın Allah’ın rızasını kazanmak, onu memnun etmek için bir insana iyilik etmesi, o kişinin vicdanındaki iyilik duygusuna aykırı değildir.

Zaten, vicdanlardaki iyilik duygusunu yaratan Allah’tır.

Aslında dindeki emir ve yasakların en önemli bir amacı Allah tarafından insanların fıtratına/yaratılışlarına/vicdanlarına koyduğu iyi ve iyiliksever olan donanımların bozulmasını önlemek, onları aktif hale getirmektir.

Dolayısıyla, Allah’ın hatırını sayarak ortaya çıkan her iyilik, güzellik, insanın vicdanındaki iyilik duygusunu köreltmez; bilakis onu daha da aktif hale getirir.

c) “İşlerin iyi veya kötü olduğunu, onların akıbetleri/sonuçları belirler.” anlamındaki çok önemli bir ilmî kural vardır. Bu kural, hem dinen hem aklen hem vicdanen makbul bir gerçeğin ifadesidir. Mesela:

Bir insan yaptığı ticaretin iyi veya kötü olması, netice itibariyle gösterdiği kâr veya zarara göredir.

Örneğin, bir kimsenin zehirli bal yemesi de öyledir. Yendiği zaman verdiği lezzete rağmen, sonuçta zehirlediği için kötü olarak değerlendirilir.

d) Allah’a ve ahirete iman eden her insan için, dünya “hazır lezzeti”, ahiret ise “nihai sonucu” belirler.

Buna göre, bir insan Allah’ı memnun etmek, onun rızasını kazanmak için yaptığı bir iyilik, netice itibariyle ahirette ona güzel bir mükâfat olarak döner.

Buna karşılık, bir insan cömertliğini göstermek, sırf bazı insanları memnun etmek için iyilik yaparsa, bunun ahiretteki karşılığı “gösteriş suçunun cezasıdır.”

Buna göre insanın vicdanındaki iyilik duygusu, Allah rızası için işlemeye koyulursa, söz konusu iyilik “gerçek iyilik” olur.

Ancak, Allah’ı memnun etme yerine, kendi nefsini tatmin etme veya başka insanları memnun etmek gibi bir amaca hizmet eden her iyilik “gerçekte kötülüktür”, çünkü akıbeti kötüdür.

e) Son olarak; akıl ve zekâda olduğu gibi, ilim ve takvada da zirvede olduğu kabul edilen Bediüzzaman Hazretlerini de dinlemekte fayda vardır:

“Amelinizde rıza-yı İlahî olmalı. Eğer o razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer o kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok.” (Lem'alar, s. 160)

“Gözümde ne cennet sevdası var, ne cehennem korkusu. Cemiyetin,(...) imanı namına bir Said değil, bin Said feda olsun. Kuranımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa cenneti de istemem; orası da bana zindan olur. Milletimizin imanını selâmette görürsem, cehennemin alevleri içinde yanmağa razıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül-gülistan olur.” (Tarihçe-i Hayat, s. 630)

Şimdi -sorunun asıl kahramanı olana- soruyoruz, Allah’ı düşünmeyenlerden kim insanlar için böyle bir fedakarlık yapabilir?

Şunu da belirtelim ki, Allah’ın rızasını esas alan Müslümanları eleştiren kimsenin “İyilik birisi istediği için değil büyüklük, erdemlilik, yapılması gereken şey olduğu için yapılır.” şeklindeki ifadesi, onun gerçekte başkasına yardım etmekten çok, “büyüklük” taslayan nefsinin kötü arzusunun peşine takılmış bir zavallı olduğunu göstermektedir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
1.287 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR