Sakat olarak doğan bebeğe dokunan kötülük kimdendir?

Soru Detayı

Sakat olarak doğan bebeğe dokunan kötülük kimdendir?
Nisa suresi 79. ayette şöyle buyruluyor:
"Sana gelen her iyilik Allah’tandır. Sana ne kötülük dokunursa kendindendir." (Nisa 79)
Anlamadığım taraf, örneğin sakat olarak doğan bir bebeğe dokunan kötülük kimdendir?
Ayette geçen kötülükten maksat nedir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Sakat olarak doğan çocuğun hiçbir günahı yoktur. Bunun sakat doğmasına anne-babası veya bir başka kişi veya olay kim neden olduysa, sorumlusu da odur.

Buna göre, bir kimseye gelen hatanın, kusurun nedeni kim ise, sorumlusu da o olur.

İşte ayette verilmek istenen mana budur.

Bu durum çocuk için de bir imtihan vesilesi olur, belki de bu vesile ile Allah’ın rızasını kazanır, ebedi hayatını kurtarır.

İlave bilgi için tıklayınız:

“İyilik de kötülük de hepsi Allah'tandır.” (Nisa, 4/78) ile “Sana gelen ...

Bu kısa bilgiden sonra soruya farklı açılardan cevap vermeye çalışalım:

Cevap 1:

Sorunun kadere bakan bir yönü var.

Kaderi kısaca ikiye ayırabiliriz: Izdırari kader, ihtiyari kader.

"Izdırari kader"de bizim hiçbir tesirimiz yok. O, tamamen irademiz dışında yazılmış. Dünyaya geleceğimiz yer, annemiz, babamız, şeklimiz, kabiliyetlerimiz ızdırari kaderimizin konusudur. Bunlara kendimiz karar veremeyiz. Bu nevi kaderimizden dolayı mesuliyetimiz ve sorumluluğumuz da yoktur.

Bu dünyada bize verilenlere, başımıza gelen hastalık, sakatlık gibi türlü türlü musibetlere ya da nimetlere hep birer imtihan vesilesi olarak bakmalıyız. İmtihanın neticesinde büyük mükafat ahirettedir. Bizim hakkımızda neyin hayırlı olduğunu hakkıyla bilen Allah’tır.

Bu dünya imtihan salonudur. Bu dünyada Allah insanları çeşitli durumlarla imtihan eder. Zenginlik, fakirlik, evlat, ana-baba, kötü komşu, güzellik ve çirkinlik gibi…

Bunların hiç biri Allah katında bir üstünlük vesilesi değildir. Zahiren zengin fakirden, güzel çirkinden, sağlıklı hastadan üstün gibi görünse de asıl üstünlük bunlar değildir.

Hatta üstünlük olarak görülen güzellik belki de iffetli davranmaya engel olacağından imtihanı kaybettirirken, üstünlük olarak görülmeyen çirkinlik, günahlardan kişiyi koruyup imtihanı kazandıracaktır.

Allah bir kimseyi fakir yarattıysa onu zekattan sorumlu tutmadığı gibi her insan da kendisine verilenlerle imtihan edilir. Neticede herkes bu dünyada ne ektiyse ahirette de onu biçecektir.

İşte ayette geçen iyiliğin Allah’tan, her kötülüğün kişinin kendinden olması iradesi ile yaptığı seçimlerinin sonucudur.

Cevap 2:

İlgili ayetlerin mealleri şöyledir:

“Kendilerine, "Elinizi savaştan çekin, namazı kılın ve zekatı verin" denilen kimseleri görmedin mi? Sonra onlara savaş farz kılınınca bir de gör­dün ki, içlerinden bir grup Allah'tan korkar gibi, hatta daha fazla bir korkuyla insanlardan korkuyorlar da "Rabbimiz! Savaşı bize niçin yazdın, bizi yakın bir süreye kadar geri bıraksan olmaz mıydı?" diyorlar. Onlara de ki: "Dünya menfaati önemsizdir, Allah'tan korkanlar için ahiret daha hayırlıdır ve size zerre kadar haksızlık edilmez." Nerede olursanız olun ölüm sizi ya­kalar; sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile! Kendilerine bir iyilik dokunsa "Bu Allah'tan" derler, başlarına bir kötülük gelince de "Bu senden" derler. "Hepsi Allah'tandır" de. Ne oldu bu adamlara ki bir türlü sözü anlayamıyorlar! Sana gelen iyilik Allah'tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir. Seni insanlara elçi gönderdik; şahit olarak da Allah yeter.” (Nisa, 4/77, 78, 79)

Daha ziyade Yahudiler işleri iyi gittiğinde, sağlık, kazanç ve ürünleri iyi olduğunda -kendilerini Allah'ın seçkin kulları olarak gördükleri için- "bu Allah'tan" diyorlar, işler ters giderse bunu da -hâşâ- Hz. Peygamber'in uğursuzluğuna bağlı­yor, onun yüzünden böyle olduğunu ileri sürüyorlardı.

Bu vesileyle onlara ve bü­tün insanlığa iyilik-kötülük, hayır-şer meselesi hakkında işin doğrusu bir kere da­ha anlatılmaktadır.

Buna göre insanların başına ne gelirse gelsin, çevrelerinde iyi veya kötü ne olursa olsun bunların tamamı, hayrı-şerri, iyisi-kötüsü Allah'tandır; O takdir etmiş, murad eylemiş ve yaratmıştır, ancak olup biten şeylerde insanların katkısı, iyilik ile kötülük, hayırla şer bakımından -yine Allah böyle istediği için-farklı olmaktadır.

Eğer iradelerine bırakılmış konularda iyi bir şeyle karşılaşır, bir nimete nail olur, bir başarı elde ederlerse Allah'ın verdiği aklı, bilgiyi, iradeyi ve gücü doğru ve yerinde kullanmış oldukları anlaşılır. Allah böyle istediği, buna ra­zı olduğu, verdiği kabiliyetleri bu sonucu elde etmek üzere kullansınlar diye verdiği için hayır, iyilik, ihsan Allah'tandır.

Yine insanların irade ve tercihlerine bı­rakılan konularda, alanlarda, işlerde insanlar akıl, bilgi, irade ve güçlerini -ki bun­ların hepsini veren Allah'tır- yerinde ve doğru kullanmazlar, bu yüzden O'nun ra­zı olmadığı, kendilerinin de hoşlarına gitmeyen sonuçlar elde ederlerse bu sonuç­lar (şer, kötülük) kendilerindendir; bunlara kendileri sebep olmuşlardır. İmkân verdiği halde rızası bulunmadığı için kötülük Allah'a yüklenemez, "O'ndandır" denemez.

İyiliğin Allah'tan, kötülüğün insandan olduğu Resûlullah muhatap alınarak ifade buyurulmuştur, halbuki bunun böyle olduğunu o bilmekte ve yaşamaktadır, başkaları yanlış anlamasınlar diye de hemen arkasından "Seni elçi olarak gönder­dik, şahit olarak Allah yeter" buyurulnıuş, hayır-şer konusundaki gerçeğin onun şahsında ve aracılığı ile insanlığa duyurulmak istendiğine işaret edilmiştir.

Cevap 3:

Kötülük diye meal verilen kelime, ayette seyyie olarak geçer.

Seyyie, kötü hal ve hareketlerle kötü akıbet, ceza ve musibetleri ifade eden bir terimdir.

Sözlükte “kötülük etmek; kötü ve çirkin olmak” anlamlarındaki sev’ masdarından türemiş bir sıfat olan seyyi’ kelimesinin müennes şekli seyyie hem “günah, kötülük, çirkin iş, kötü nesne” gibi anlamlarda isim hem de sıfat olarak kullanılır; karşıtı hasenedir. (İsfahânî, el-Müfredât, “sv’” md.; Lisânü’l-Arab, “sv’” md.)

Râgıb el-İsfahânî’ye göre hasene her türlü iyilik ve güzelliği, seyyie de bütün kötülük ve çirkinlikleri kapsayan lafızlar olup bunların Kuran’da biri aklın ve dinin değerlendirmesine, diğeri insan tabiatınca hoş karşılanmasına göre iyiyi ve kötüyü ifade eden kavramlar şeklinde kullanıldığı görülür. (el-Müfredât, “hsn”, “sv’” md.leri)

Ayet ve hadislerle diğer İslâmî kaynaklarda hasene gibi seyyienin de üç anlam ve kapsamda kullanıldığı görülmektedir. a) Mutlak olarak kötü ve çirkin iş, zararlı ve yıkıcı davranış; b) Özel bir hal ve hareketin kötü niteliği; c) Belâ, musibet, ceza gibi kötü âkıbet ve sonuç; bu kullanımıyla “şer” ve “münker” kavramlarının eş anlamlısı kabul edilebilir.

1. Kuran-ı Kerîm’de ve hadislerde kelime en çok ilk anlamda geçmektedir.

Bir ayette “İyilikler (hasenât) kötülükleri (seyyiât) yok eder” buyurulmaktadır. (Hûd 11/ 114)

Tefsirlerde bu ifade, “İyilikler kötülükleri örter, yani hiç işlenmemiş gibi yapar; Allah’a itaat ve O’nun rızasına uygun işler Allah’a âsi olmaktan dolayı meydana gelen suç ve günahları silip yok eder” şeklinde açıklanır. (meselâ bk. Taberî, VII, 129; Şevkânî, II, 603). Hz. Peygamber de kötülüğün iyilikle telâfi edilebileceğini bildirmiş (Müsned, I, 387), “Bir kötülük işlediğinde arkasından bir iyilik yap ki kötülüğü yok etsin” demiştir. (Müsned, V, 153, 158, 169; Tirmizî, “Birr”, 55)

Diğer bir ayette iyilikle kötülüğün aynı değerde tutulamayacağı belirtildikten sonra kötülüğün en güzel davranışla savuşturulması öğütlenmekte ve bu tutumun düşmanlıkları sıcak dostluğa çevireceği ifade edilmektedir. (Fussılet 41/34)

Zemahşerî kötülüğün en güzel davranışla savuşturulmasını açıklarken, “Biri sana kötülük ettiğinde onu affetmen iyidir; bundan daha iyi olanı ise onun sana yaptığı kötülüğe iyilikle karşılık vermendir” der. (el-Keşşâf, III, 392)

İbn Atıyye bu ayetin bütün ahlâk güzelliklerini ve hilim çeşitlerini kapsadığını belirtmekte; selam verme, öfke duygusunu bastırma, alacak verecek işlerinde zorluk çıkarmama gibi güzel davranışları kötülüğe karşı yapılacak iyilikler arasında sıralamakta ve Abdullah b. Abbas’ın şu sözünü aktarmaktadır: “Mümin kişi bir erdemli iş yaparsa Allah onu şeytanın etkilerinden korur, düşmanının dahi ona saygı duymasını sağlar.” (el-Muharrerü’l-vecîz, V, 16)

Birçok ayet ve hadiste inanmış bir insan olarak sadaka veya borç vermek, büyük günahlardan sakınmak, tövbe etmek, din ve dünya için hayırlı işler yapmak, namaz ve zekât gibi ibadetleri yerine getirmek, gerektiğinde Allah için hicret etmek, cihad etmek, ana babaya karşı saygılı olup onlar için dua etmek, Allah’a saygısızlıktan sakınmak, imanla birlikte din ve dünya için yararlı işler yapmak, belâlara sabretmek gibi faaliyetlerde bulunanların kötülüklerinin bağışlanacağı müjdelenir. (M. F. Abdülbâkī, el-MuǾcem, “sv’” md.; Wensinck, el-Mu’cem, “sv’”, “kfr” md.leri)

Furkān sûresinde (25/68-70) Allah’a ortak koşan, adam öldüren ve zina edenlerin günahkâr olup kıyamet gününde ağır bir şekilde cezalandırılacağı, bu kötülükleri terk ederek iman edip hayırlı ve faydalı işlere yönelenlerin ise önceki kötülüklerinin Allah tarafından iyiliklere çevrileceği haber verilmektedir.

Aynı müjde bir hadiste gösterişten uzak olarak içtenlikle Allah’ı zikredenler için de geçmektedir. (Müsned, III, 142)

Buradaki kötülüklerin iyiliklere çevrilmesi ifadesi tefsirlerde üç şekilde açıklanmıştır:

a) Tövbe etmeden önce işlenmiş olan günahların öbür dünyada sevaba çevrilmesi; b) Tövbeden önceki günahlarının affedilmesi; c) Daha çok benimsenen yoruma göre ise inkârın imana, kötü hallerin iyi hallere, olumsuz tutum ve davranışların iyiliklere dönüştürülmesi. (Taberî, Zemahşerî, Râzî, Şevkânî ilgili ayetin tefsiri)

2. Seyyie sadece bir ayette özel bir tutum ve davranışın niteliğini ifade etmek üzere kullanılmıştır. (Nisâ 4/85)

Burada kelime “bir kötülüğe aracılık etme” anlamında “şefâa seyyie” şeklinde geçmekte ve bu şekilde aracılık yapanın kötülükten doğan günaha ortak olacağı bildirilmektedir.

Hemen bütün hadis kaynaklarında yer alan bir hadiste İslâm’da güzel bir gelenek (sünnet-i hasene) başlatan kimsenin o yoldan gidenler bulunduğu sürece sevap kazanacağı, kötü bir gelenek (sünnet-i seyyie) başlatanın da aynı şekilde bunun vebalini çekeceği bildirilmiştir. (Buhârî, “İtiśâm”, 15; Müslim, “Zekât”, 69)

Ayet ve hadislerde bir tutum ve davranışın, bir olay ve olgunun kötü, çirkin veya elem verici niteliğini ifade etmek için seyyie ile aynı kökten gelen sev’, sû’ ve seyyi’ kelimeleri de kullanılmıştır.

Kötü zan, kötü örnek, kötü adam, kötü komşu, kötü iş, kötü ahlâk, kötü hüküm bu kullanımlardan bazılarıdır. (M. F. Abdülbâkī, el-Mucem, “sv’” md.; Wensinck, el-Mucem, “sv’” md.)

3. Seyyie kavramının üçüncü kullanılışı genellikle geçim sıkıntısı, pahalılık, kuraklık, kıtlık, meşakkat, eziyet, belâ gibi insanın bedenî ve ruhî taleplerine aykırı olan, korkulan sonuçları ifade eder. (meselâ bk. Taberî, IV, 178-179; Fahreddin er-Râzî, X, 188; Şevkânî, I, 549-550)

Al-i İmrân suresinde (3/118-120) Medineli Yahudilerin Müslümanlara karşı besledikleri kötü duygulardan bahsedilirken Müslümanlar Yahudileri sevdikleri halde Yahudilerin Müslümanları sevmedikleri ve onlara büyük bir kin besledikleri anlatılmakta, ardından, “Size bir iyilik gelirse bu onları üzer, ama başınıza bir kötülük gelirse buna da sevinirler” buyurulmaktadır.

Soruda geçen ayetten önceki bir ayette de geçtiği üzere, Hz. Peygamber’in düşmanları iyi bir durumla karşılaştıklarında bunun Allah’tan geldiğini, başlarına kötü bir hal geldiğinde ise Hz. Muhammed yüzünden, onun yanlış düşüncesi ve kötü yönetimi sebebiyle (Taberî, IV, 176-177) böyle bir durumla karşılaştıklarını ileri sürerlerdi. (Nisâ 4/78)

Ayetin devamında başa gelenlerin hepsinin Allah’tan olduğu bildirilmekte, müteakip ayette ise iyilik Allah’a, kötülük insana nisbet edilmektedir.

Bir ayette insanların karşılaştıkları iyilik ve kötülüklerin ilâhî imtihan olduğu bildirilmiş (A‘râf 7/168), diğer bir ayette insanoğlunun bir iyiliğe nail olduğunda bundan sevinç duyduğu, ancak bir kötülükle karşılaştığında hemen nankörce davrandığı anlatılarak (Şûrâ 42/ 48; ayrıca bk. A‘râf 7/95) insanın tabiatında baskın bir eğilim olan isyankârlık ve nankörlüğe dikkat çekilmiştir. (Şevkânî, IV, 662)

Bazı ayet ve hadislerde seyyienin sadece dengiyle cezalandırılacağı, hasenenin karşılığının ise fazlasıyla verileceği belirtilmektedir. (meselâ bk. el-En‘âm 6/ 160; Yûnus 10/27; Şûrâ 42/40; Müsned, IV, 322, 345, 346; Buhârî “Îmân”, 31, “Riķāķ”, 31; Müslim “Îmân”, 203, 204, “Źikir”, 22)

Hadislerde istenip de işlenmeyen seyyienin yazılmayacağı (Müsned, I, 227), hatta bir hadiste yapılmaktan vazgeçilen seyyie için bir sevap yazılacağı (Buhârî, “Riķāķ”, 31) ifade edilmiştir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
1.640 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun