Allah’ın insanı yaratma sebebi, gösterişe mi dayanıyor?

Tarih: 11.04.2015 - 02:01 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Sitede benim sorumun aynısı var, ama cevap biraz bana soruyu anlamamış gibi geldi.
- Benim sormak istediğim Allah insanı kendini güzelliğini görmek istemesi ya da insanların görmek istemesi nedeniyle yarattığı açıklanıyor.
- Benim merak ettiğim, tamam Allah insanı bu nedenle yarattı.
- Peki ama benim yaratılmamda kendini gösterme gibi bir şey varsa, benim yaratıcımın dininde neden peki sağ elinin verdiğini sol elin görmesin gibi bir bakış açısı yani gösterişten uzaklık başkalarını geç, kendine bile göstermemek varken benim yaratılışım nasıl tabiri caizse gösterişe dayanır zıtlık olmuş olmaz mı?
- Bu konu çok kafamı karıştırıyor. Cevaplar yetersiz gibi geliyor bana.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Sizin mantığınızla düşünürsek binlerce soruyu oluşturabiliriz. Örneğin:

- İslam’da; kimsenin kimseye kulluk etmesi istenmiyor. Fakat Allah kendisine kulluk yapılmasın istiyor.

- Kimsenin büyüklüğünü ortaya koyması (tekebbür yapması) istenmiyor. Fakat Allah’ın bir ismi “Mütekebbir”dir.

- Kimsenin kendini övmesi istenmiyor. Fakat Allah kendini övüyor ve kullarının da kendisini övmelerini istiyor.

- Bizden oruç tutmamız istiyor, kendisi oruç utmuyor...

Bu saçma liste, istenildiği kadar uzatılabilir…

Önce, bütün varlığın yegâne yaratıcısı olan Allah’ı, bu şekilde âciz ve her şeyiyle muhtaç olan insanla karşılaştırmak, son derece yanlıştır. Konuyu fazla uzatmadan birkaç madde halinde açıklayalım:

a) Mesele: İnsan olarak her yerde, her şeyde, her işte, her davranışta Allah’ın rızasını merkeze yerleştirmek, onu kazanmaya çalışmak, yalnız ona kulluk yapmaktır. İnsanın yaratılış gayesi budur.

Gösteriş: Allah’ın rızası dışında bir beklenti içine girmektir. Allah’ın iltifatını kazanmak yerine kendisi gibi âciz bir insanın iltifatını kazanmaya çalışmaktır. Demek ki Allah için “gösteriş” ifadesini kullanmak dinen sakıncalı olduğu gibi aklen de bir saçmalıktır.

b) Gösteriş: Küçüklerin büyüklere karşı şov yapması ve onlardan “Aferin!” kazanmaya çalışmasıdır. Allah’tan daha büyük yok ki, onun için “gösteriş” kavramı tasavvur edilsin.

c) Allah, her şey gibi insanları da yaratandır. Yaratana büyüklük, yaratılana küçüklük yaraşır. Allah büyüklüğünü, insan ise küçüklüğünü ortaya koyacaktır.

Şairin dediği gibi:

“Kibriya-u azamet Hakka yarar,
Kul olanda bu sıfatlar ne arar.”

d) Gösteriş, insanın kendi boyundan daha yukarı bir pencerede görüntü vermesidir. Bu ise insanın yaratılış gayesine aykırıdır. Allah insanı böyle şımarık bir tutum sergilesin diye yaratmamıştır.

Bu sebeple insanın, Allah tarafından yaratılmışlığını, acizliğini, fakirliğini, bütün organ ve hücrelerinin varlığında, ayakta durmalarında, işleyişlerinde ve görev yapmalarında Allah’a muhtaç olduğunu düşünmesi ve bunu dışa yansıtması bir gerçekliğin -söz ve eylem olarak- seslendirilmesi olur. Aksi bir tavır ise, gösteriş olur. Gösteriş ise, fiili bir yalancılıktır.

e) Diğer taraftan, sitemizde yer alan bilgilerde geçtiği üzere, Allah’ın kâinatı yaratması yalnız insanlara karşı celal ve cemalini göstermek değil, aynı zamanda kendi celal ve cemalini bizzat müşahede etmektir.

- Nasıl ki, maharet sahibi bir insan maharetini görmek ve göstermek ister. Allah da sonsuz güzellik ve mükemmellikte olan sıfatlarını her şeyden önce kendisi görmek istemiş ve kendisi bunu temaşa etmek için yaratıkları yaratmıştır.

- Ayrıca, Allah’ın kâinatı yaratmasının yalnız bir gayesi yok ki… Bu insan olarak bizim anlayabildiğimiz işin yönüdür. İsim ve sıfatları sonsuz olan Allah’ın yaratma işinde sınırsız gayelerinin olduğunu söylemek hiç de abartılı olmaz..

- Bununla beraber, yaratmakta bizzat bir lezzet-i mukaddese, bir memnuniyet-i mukaddese vardır. Bu konuyu Bediüzzaman Hazretlerinden dinleyelim:

“Nasılki mahlukattaki faaliyet bir iştiha, bir iştiyak, bir lezzetten geliyor. Ve hatta herbir faaliyette kat'iyyen lezzet vardır; belki herbir faaliyet, bir nevi lezzettir."

"Öyle de Vâcib-ül Vücud'a lâyık bir tarzda ve istiğna-i zâtîsine ve gına-i mutlakına muvafık bir surette ve kemal-i mutlakına münasib bir şekilde hadsiz bir şefkat-i mukaddese ve hadsiz bir muhabbet-i mukaddese var. Ve o şefkat-i mukaddese ve o muhabbet-i mukaddeseden gelen hadsiz bir şevk-i mukaddes var. Ve o şevk-i mukaddesten gelen hadsiz bir sürur-u mukaddes var. Ve o sürur-u mukaddesten gelen -tabir caiz ise- hadsiz bir lezzet-i mukaddese var."

"Hem o lezzet-i mukaddeseden gelen hadsiz terahhumdan, mahlukatın faaliyet-i kudret içinde ve istidadları kuvveden fiile çıkmasından ve tekemmül etmesinden neş'et eden memnuniyetlerinden ve kemallerinden gelen ve Zât-ı Rahman-ı Rahîm'e ait -tabir caiz ise- hadsiz memnuniyet-i mukaddese ve hadsiz iftihar-ı mukaddes vardır ki, hadsiz bir surette, hadsiz bir faaliyeti iktiza ediyor.” (bk. Mektubat, s. 86-87)

- Son tavsiyemiz, Risale-i Nur’u okumanızdır. Bu konudaki bütün vesveseleriniz -Allah’ın inayetiyle- ortadan kalkacak; yeter ki samimi bir müşteri olup öğrenmek isteyin…

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun