Allah'ı menfaatsiz sevmeyen Müslüman, münafık mı olur?

Tarih: 06.06.2024 - 11:09 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Belki insanların bir kısmı Allah'ı sadece menfaati için seviyor. Allah'ı sadece menfaati için seven Müslüman münafık mı olur?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Müminlerin sırf uhrevi menfaaleri için Allah’ı sevmeleri bir münafıklık alameti değildir.

Allah’ı sevmenin dereceleri vardır. Her şeyden önce Allah olduğu için sevgi ve saygı duyulur. İlah olması saygı ve sevgi duyulması için tek başına bir gerekçedir. Verilen nimetlerin yanında bazı sıkıntılar verilmişse, bunun neticesinde alınacak onlarca kat mükâfattan dolayı yine sevgi ve saygı duyulması da ikincil bir gerekçedir.

Güzel renklerle bezenmiş bir çiçeği yahut güzel ahlak sahibi bir insanı herkes sever. Keza, kim yapmış olursa olsun mükemmel bir sanat eserini de herkes takdir eder. Bu sevgi ve takdirde bir menfaat yoktur.

Bu nedenle muhabbetin üç ehemmiyetli sebebi vardır. Bunlar kemal, cemal ve ihsandır.

Kemal, kelime olarak mükemmellik ve bütün güzel sıfatlara sahip olmak demektir. Mükemmel ve kusursuz olan bir şey ise sevilmeye layıktır. Kemal zatında sevilir. Mesela, kendisinden bir menfaatimiz olmasa bile, güzel ve faydalı eserler veren kimseyi severiz.

Cemal, kelime olarak güzellik demektir. Cemal de muhabbetin mühim bir sebebidir. Cemal de zatında sevilir. Kâinattaki bütün güzellikler Cemil isminin birer cilvesi, tecellisi ve aynasıdır. Cenab-ı Hakk’ın bütün isimleri güzel olduğu için aynaları da güzeldir. Evet, asuman güzeldir, asumanı süsleyen yıldızlar ve güneşler güzeldir, felekteki melekler güzeldir, dağlar ve onlardan fışkıran sular da güzeldir. Çimenlerle bezenmiş ovalar, çiçeklerle süslenmiş dağlar güzeldir. Deryalar güzeldir, o deryalardaki dalgalar, içlerinde yüzen balıklar ve fezada uçan kuşlar, kartallar, bağ ve bahçelerde ötüşen turnalar ve bülbüller de güzeldir. Denizlerden çıkan mercanlar, yakutlar ve inciler de güzeldir. Bütün bu güzellikler hep Cemil isminin tecellisidir.

İhsan da zatında sevilir. İhsan, kelime olarak ikram ve iyilikte bulunmak demektir. İnsanlar, iyilikte ve ikramda bulunanlara karşı, fıtrî olarak muhabbet ve sevgi beslerler. Bu yüzden insanlar içinde cömert olanlar ve iyilik yapanlar sevilir ve sayılırlar. "İnsan ihsanın kölesidir." sözü darb-ı mesel olmuştur.

Allah, sonsuz bir kemal, cemal ve ihsan sahibi olduğundan sevilmeye ve muhabbet edilmeye en layık olandır. Zira kâinattaki bütün ikram, kemal ve güzellikler Allah’ın sonsuz cemal, kemal ve ihsanının çok perdelerden geçmiş zayıf gölgeleridirler. Öyle ise Allah hadsiz bir muhabbete layıktır.

Bu kısa bilgiden sonra detaya gelince:

a) Allah’ı sevmenin en yüksek derecesi: Allah’ı kemal ve cemal sıfatları için sevmek. Çünkü kemal ve cemal sıfatları tek başına -başka bir illete ihtiyaç duymaksızın- sevilir.

Konuyu Bediüzzaman Hazretlerinden dinleyelim:

“Hem zevalsiz cemal-i zâtına, tegayyürsüz sıfât-ı kudsiyesine, tebeddülsüz kemal-i sermediyetine karşı secde edip hayret ve mahviyet içinde terk-i masiva ile muhabbet ve ubudiyetini ilan edip, hem bütün fânilere bedel bir Cemil-i Bâki, bir Rahîm-i Sermedî bulup, سُبْحَانَ رَبِّىَ اْلاَعْلَى demekle zevalden münezzeh, kusurdan müberra Rabb-i A'lâsını takdis etmek..” (Sözler, Dokuzuncu Söz, s. 44)

“Halbuki hakikî lezzet ve muhabbet ve kemal ve fazilet odur ki; gayrın tasavvuruna bina edilmesin, zâtında bulunsun ve bizzât bir hakikat-ı mukarrere olsun. "Lezzet-i vücud ve lezzet-i hayat ve lezzet-i muhabbet ve lezzet-i marifet ve lezzet-i iman ve lezzet-i beka ve lezzet-i rahmet ve lezzet-i şefkat ve hüsn-ü nur ve hüsn-ü basar ve hüsn-ü kelâm ve hüsn-ü kerem ve hüsn-ü sîret ve hüsn-ü suret ve kemal-i zât ve kemal-i sıfât ve kemal-i ef'al" gibi bizzât meziyetler; gayr olsun olmasın, şu meziyetler tebeddül etmez. İşte Sâni'-i Zülcelal ve Fâtır-ı Zülcemal ve Hâlık-ı Zülkemal'in bütün kemalâtı hakikiyedir, zâtiyedir; gayr ve masiva, ona tesir etmez. Yalnız mezahir olabilirler.

Seyyid Şerif-i Cürcanî "Şerh-ül Mevakıf"ta demiş ki: "Sebeb-i muhabbet ya lezzet veya menfaat, ya müşakelet (yani meyl-i cinsiyet), ya kemaldir. Çünki kemal, mahbub-u lizâtihîdir." Yani, ne şeyi seversen ya lezzet için seversin ya menfaat için, ya evlâda meyil gibi bir müşakele-i cinsiye için, ya kemal olduğu için seversin. Eğer kemal ise, başka bir sebeb, bir garaz lazım değil. O bizzat sevilir. Mesela; eski zamanda sahib-i kemalât insanları herkes sever, onlara karşı hiçbir alâka olmadığı halde istihsankarane muhabbet edilir.” (Sözler, 32. Söz, İkinci Mevkıf, s. 619)

b) Bunun bir aşağı derecesi kişinin kendi uhrevi menfaatini düşünmesi; cennete girmek veya cehennemden kurtulmak için sevmesi.

“Erkek olsun kadın olsun mümin olarak salih amel/iyi işler yapan kimseler cennete girecektir.” (Mümin, 40/40)

mealindeki ayet ve benzeri pek çok ayette cennete gitmek için salih amellerin yapılması gerektiğine işaret edilmiştir. Salih amellerin başına elbette Allah’ı sevmek gelir.

c) Bunun da bir aşağı derecesi: -İman şuurunu yansıtan- dünyevi menfaati için; mesela: yoktan var edilmesi, insan olarak yaratılması, eşref-i mahlukat olarak ahsen-i takvimde dizayn edilmesinden ötürü Yaratıcısını sevmesi.

Bediüzzaman Hazretleri,

 “Muhakkak ki Allah müminlerden canlarını ve mallarını satın alıyor karşılığında cennet veriyor.” (Tevbe, 9/111)

mealindeki ayetin açıklamasında, bu konudaki hakikatlerin hakiki manalarını -özetle- şöyle nazara vermiştir:

“...Her âza ve hasselerin (her organ-duygu ve duyu organlarının) kıymeti, birden bine çıkar.

Meselâ: Akıl bir âlettir. Eğer Cenab-ı Hakk'a satmayıp belki nefis hesabına çalıştırsan, öyle meş'um ve müz'iç ve muacciz(uğursuz, sıkıntı verici ve bıktırıcı) bir âlet olur ki; geçmiş zamanın âlâm-ı hazînanesini ve gelecek zamanın ehval-i muhavvifanesini senin bu bîçare başına yükletecek, yümünsüz ve muzır bir âlet derekesine iner. İşte bunun içindir ki: Fâsık adam, aklın iz'ac ve tacizinden kurtulmak için, galiben ya sarhoşluğa veya eğlenceye kaçar. Eğer Mâlik-i Hakikî'sine satılsa ve onun hesabına çalıştırsan; akıl, öyle tılsımlı bir anahtar olur ki: Şu kâinatta olan nihayetsiz rahmet hazinelerini ve hikmet definelerini açar. Ve bununla sahibini, saadet-i ebediyeye müheyya eden bir mürşid-i Rabbanî derecesine çıkar.

Meselâ: Göz bir hassedir ki, ruh bu âlemi o pencere ile seyreder. Eğer Cenab-ı Hakk'a satmayıp belki nefis hesabına çalıştırsan; geçici, devamsız bazı güzellikleri, manzaraları seyr ile şehvet ve heves-i nefsaniyeye bir kavvad derekesinde bir hizmetkâr olur. Eğer gözü, gözün Sâni'-i Basîr'ine satsan ve onun hesabına ve izni dairesinde çalıştırsan; o zaman şu göz, şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir mütalaacısı ve şu âlemdeki mu'cizat-ı san'at-ı Rabbaniyenin bir seyircisi ve şu Küre-i Arz bahçesindeki rahmet çiçeklerinin mübarek bir arısı derecesine çıkar.

Meselâ: Dildeki kuvve-i zaikayı, Fâtır-ı Hakîm'ine satmazsan, belki nefis hesabına, mide namına çalıştırsan; o vakit midenin tavlasına ve fabrikasına bir kapıcı derekesine iner, sukut eder…” (Sözler, Altıncı Söz, s. 27-28)

Demek ki, insanın dünyevi menfaat ve lezzetleri iman şuuruyla idrak edilse, bunların hepsi marifetullah ve muhabbetullaha yöneldiğinden cennetlik bir değer ifade ederler.

d) Bunun da bir aşağı derecesi: Sırf nefsani arzulara yönelik dünyevi menfaati için Rabbini sevmesi.

“Bilmiyorlar mı ki Allah ve resulüne karşı çıkanı, içinde ebediyen kalacağı cehennem ateşi beklemektedir! İşte büyük rezillik de budur.” (Tevbe, 9/63)

mealindeki ayette Allah’a ve resulüne karşı isyan edenlerin, nefislerinin arzularına uyanların varacakları yerine cehennem olduğuna dikkat çekilmiştir.

“Azgınlık yapan ve dünya hayatını âhirete tercih eden kişi; cehennem işte onun için tek barınaktır. Rabbinin huzurunda (hesap vermekten) korkan ve nefsine kötü arzuları yasaklayana gelince, onun barınağı da şüphe yok ki cennetin ta kendisidir.” (Naziat,79/37-41)

mealindeki ayette de nefsani arzularını sevmek ve bu açıdan nimetleri vereni sevmek gerçek sevmek olmayıp vebali olan bir yakınlık olduğuna işaret edilmiştir.

Bu ayetleri anlamak için şu bediane veciz sözlere bakmak yeterlidir:

 “Mesela: Göz bir hassedir ki, ruh bu âlemi o pencere ile seyreder. Eğer Cenab-ı Hakk'a satmayıp belki nefis hesabına çalıştırsan; geçici, devamsız bazı güzellikleri, manzaraları seyr ile şehvet ve heves-i nefsaniyeye bir kavvad derekesinde bir hizmetkâr olur.” (Sözler, Altıncı Söz, s. 27)

Bu konunun özeti şudur:

Allah’ın isimlerinin tecellilerini yansıtan bir ayna ve ahiretin bir tarlası olan dünyevi muhabbetler mecazi muhabbetlerden aşk-ı hakikiye yükselten birer sevgi dallarıdır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 4
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun