​Bediüzzaman ve İmam Rabbani'ye göre Şuunat-ı İlahiye nedir?

Soru Detayı

​Bediüzzaman ve İmam Rabban'ye göre Şuunat-ı İlahiye nedir? Bu iki mühim Zatlar arasındaki anlayış farklılıklarını belirtebilir misiniz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Bediüzzaman hazretleri “şuunat” kavramını iki anlamda kullanmıştır.

a) İlahi sıfatların menbaı olan “şuunat-ı zatiye.”

Bunu başka bir kelimeyle tercüme edemiyoruz. Şayet insan için kullansak, “istidat, maharet, kabiliyet” kelimeleriyle ifade edebiliriz. Bu pencereden o hakikate bakılabilir.

Şu ifadelerde şuunat bu anlamda kullanılmıştır:

“Madem her bir faaliyette böyle sevilir, istenilir bir kemal, bir lezzet vardır ve faaliyet dahi, bir kemaldir ve madem zîhayat âleminde daimî ve ezelî bir hayattan neşet eden hadsiz bir muhabbetin, nihayetsiz bir merhametin cilveleri görünüyor ve o  cilveler gösteriyor ki, kendini böyle sevdiren ve seven ve şefkat edip lütuflarda bulunan zâtın kudsiyetine lâyık ve vücub-u vücuduna münasib o hayat-ı sermediyenin muktezası olarak hadsiz derecede (tabirde hata olmasın) bir aşk-ı lahutî, bir muhabbet-i kudsiye, bir lezzet-i mukaddese gibi şuunat-ı kudsiye o Hayat-ı Akdes'te var ki, o şuunat böyle hadsiz faaliyetle ve nihayetsiz bir hallakıyetle kâinatı daima tazelendiriyor, çalkalandırıyor, değiştiriyor..” (Lemalar, 348)

“Evet ben kendi hayatımda ve şuurlu fiillerimde bilmek, işitmek, görmek, söylemek, istemek gibi çok manalarıyla bildim ki; bu kâinatın şahsımdan büyüklüğü derecesinde daha büyük bir mikyasta Hâlıkımın muhit ilmini, iradesini, sem' ve basar ve kudret ve hayat gibi evsafını ve muhabbet ve gazab ve şefkat gibi şuunatını anladım; iman ederek tasdik ettim ve itiraf ederek bir marifet yolunu daha buldum.” (Şualar, 72)

b) Üstad, şuunatı bir de fiili sıfatlar için kullanmıştır.

“İşte faaliyet hakikatı içinde  tezahür eden rububiyet hakikatı; ilim ve hikmetle halk ve icad ve sun' ve ibda', nizam ve mizan ile takdir ve tasvir ve tedbir ve tedvir, kasd ve irade ile tahvil ve tebdil ve tenzil ve tekmil, şefkat ve rahmetle it'am ve in'am ve ikram ve ihsan gibi şuunatıyla ve tasarrufatıyla kendini gösterir ve tanıttırır.” (Asa-yı Musa,139)

“Hem meselâ: Rızık vermek ve muayyen bir sîma vermek, birer ihsan-ı mahsus eseri gibi ummadığı tarzda olması; ne kadar güzel bir surette meşiet ve ihtiyar-ı Rabbaniyeyi gösteriyor. Daha tasrif-i hava ve teshir-i sehab gibi şuunat-ı İlahiyeyi bunlara kıyas et...” (Sözler, 201)

“O her gün bir şe’ndedir/şandadır/her an bir iştedir.” (Rahman,55/29) mealindeki ayette “Şe’n” (Şan/Şuunat) kelimesi, Allah’ın icraatı, yaratması, tasarrufu gibi sıfat-ı fiiliye manasındadır.

- Bediüzzaman hazretlerinin bu konudaki açıklamaları bu asrın idrakine hitap ettiği için oldukça açıktır. Şu ifadeleri bunun şahididir:

“Öyle de: Zeminin yüzünü, belki kâinatı dolduran müteceddid eserler, bilbedahe gayet derece-i kemalde bulunan ef'ali gösteriyor. Ve şu nihayet derecedeki intizam ve hikmet dairesindeki ef'al, bilbedahe ünvanları ve isimleri mükemmel olan bir fâili gösteriyor. Çünki muntazam, hakîmane fiiller, fâilsiz olmadığı kat'iyyen malûm. Ve son derece mükemmel ünvanlar, o fâilin son derece kemaldeki sıfatlarına delalet eder. Çünki fenn-i Sarfça nasıl ism-i fâil masdardan yapılır. Öyle de, ünvanların ve isimlerin dahi masdarları ve menşe'leri, sıfatlardır. Ve son derece-i kemalde sıfatlar, şübhesiz son derece mükemmel olan şuunat-ı zâtiyeye delalet eder. Ve kabiliyet-i zâtiye (tabir edemediğimiz) o mükemmel şuun-u zâtiye, bihakkalyakîn hadsiz derece-i kemalde olan bir zâta delalet eder.” (Sözler, 667)

- İmam Rabbani hazretleri de “Şuunat-ı Zatiye” den söz etmiştir. Aşağıda –özetle- verilen ifadelerinde bunu görüyoruz:

“Velayet mertebelerinde yapılan seyr-u sülûk dört makamda tahakkuk eder. Bunlar sırasıyla; Kalbin mertebesi, Ruhun mertebesi, Sırrın mertebesi, Hafiy mertebesi.

Kalbin mertebesinde sıfat-ı fiiliyyenin (Sıfat-ı efal) tecellileri vardır. Ruh mertebesinde Sıfat-ı sübutiyenin tecellileri vardır. Sırr mertebesinde Şuunat ve itibarat-ı Zatiyenin tecellileri vardır. Hafi mertebesinde ise, “tenzih ve takdis” makamı olan sıfat-ı selbiyenin tecellileri vardır.” (bk. İmam Rabbani, el-Mektubat, 1/323 / 260. Mektup)

Burada zikredilen “Şuunat ve itibarat-ı Zatiye” ifadesinde yer alan Şuun ve itibarat (İtibarat kelimesi, “dık-i elfazdan”, lügatlerdeki kelimelerin darlığından ötürü kullanılmış şuunatın bir açıklaması/bir müteradifi görünümündedir), kelimelerinin Zat-ı Akdese nispet edilmesi, bu ifadeyle “şuunat-ı Zatiye”den söz edildiğini gösterir.

İmam Rabbani’nin şu ifadelerinde de “Şuunat-ı Zatiye” söz konusu edilmiştir. Şöyle der: “Şuunat ve İtibarat mülahaza edilmeden tecelli-i zattan söz edilemez…” (a.g.e, 1/318) Bu ifade de Şuunat-ı zatiye söz konusu edilmiştir.

- İmam Rabbaninin şu ifadeleri de önemlidir:

“Sıfat ile Şuunat arasında çok ince bir fark vardır. ‘Muhammedi meşreb’ sahibi bazı evliyalardan başka kimse bunu bilmez. Şimdiye kadar bu konuyu seslendiren kimse bilinmiyor. Özetle şunu diyebiliriz ki, Sıfatlar, Allah’ın vücuduna zaid bir şekilde hariçte bulunur. Şuunat ise, Zat-ı Akdesteki mücerret itibarattan ibarettir.” (a.g.e, 1/410)

Buna göre, Şuunat Zat-ı Akdesten bağımsız olarak hariçte varlığı düşünülmeyen itibarattır.

İlave bilgi için tıklayınız:

Şuunât-ı İlahiye ne demektir? | Sorularla İslamiyet

Zat-ı İlahi, Lafza-i Celal, Şuunat, Sıfât, Esma ve Ef'al kavramlarını ...

Allah'ın her isminin Allah'ın sıfatlarına, sıfatlarının şuunatına ...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
1.281 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
EN ÇOK SORULANLARDAN
UYGULAMALAR