Allah’ın kızması bir zaaf değil midir?

Tarih: 11.06.2018 - 02:14 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Allah önceden bildiği bir şey için neden kızsın veya hoşnut olsun, mesela ayetlerde ve hadislerde geçen daha da kızdı... , öyle yapınca daha da hoşnut oldu ifadelerini nasıl yorumlamalıyız?
- Bir de Allah’ın öfkelenmesini detaylı olarak açıklayabilir misiniz?
- Allah’ın öfkelenmesi bizimki gibi değil biliyorum, ama Hrıstiyanlıkta da Tanrı’nın 3 olması da bizimki gibi değil deniliyor insanlara açıklamak için. Aradaki fark nedir?
- Bu bakımdan Allah’ın sahip olduğu isim ve sıfatlarında insanların sahip olduğu duyguların -haşa- aynısının, benzerinin ya da farklı şeklinin nasıl olduğunu açıklar mısınız?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Ayetler, insana insanca söylenmiş. Ta ki Âdemoğlu bu söylenenleri anlayabilsin. Ayetlerde geçen bu tür ifadeleri Allah'ın şanına göre düşünmek gerekir. Bir insanın kızması veya hoşnut olması gibi değil.

Nasıl ki "Güneş yürüyor." dediğimizde Güneş için iki ayak düşünmüyor ve Güneş'in kendi mecrasında dönmesi aklımıza geliyor ise, Allah için de kendi şanına yakışır bir biçimde düşünmeliyiz. Belki de buradaki en önemli şey Rabbimizin kızdığını bilmemiz, kızma işinin nasıl olduğundan daha önemlidir.

- Allah’ın sevmesi ve kızması konusunda alimlerin farklı yorumları vardır. Bazılarına göre, Allah’ın sevmesi, itaat eden kullarına mükâfat vermesi; kızması ise isyan eden kullarını cezalandırması anlamına gelir.

Diğer bazı alimlere göre ise, isim ve sıfatların gösterdiği hakikatlerin aslı Allah’ın şuunat-ı zatiyesinde vardır. Şuunat-ı zatiyeyi daha fazla açıklama imkânımız olmadığı için, bunları, “İnsanlardaki isitdat ve kabiliyet” keyfiyeti penceresinden anlamaya çalışabiliriz. Tabii ki, Allah’ın görmesi, işitmesi insanlarınkine benzemediği gibi, onun buğz ve muhabbeti de insanlarınkine benzemez.

- Allah, kendi sıfatlarının bilinmesi için insanın fıtratına itibari de olsa benzerlik gösteren bazı vasıfları koyduğu bilinmektedir. ENE Risalesinde geçtiği üzere, bunların yaratılış hikmeti, Allah’ın sonsuz, sınırsız ve hakikati itibariyle hiçbir şeye benzemeyen sıfatlarının bilinmesi için, bir "vahid-i kıyasi" görevini yapması içindir.

- Bediüzzaman Hazretlerinin ifadelerinden, onun bu ikinci kısım alimlerin görüşlerine katıldığını anlamak mümkündür.

“Cenab-ı Hakk'ın masivasına yapılan muhabbet iki çeşit olur. Birisi, yukarıdan aşağıya nazil olur. Diğeri, aşağıdan yukarıya çıkar. Şöyle ki:

"Bir insan en evvel muhabbetini Allah'a verirse, onun muhabbeti dolayısıyla Allah'ın sevdiği her şeyi sever ve mahlukata taksim ettiği muhabbeti, Allah'a olan muhabbetini tenkis değil, tezyid eder."

"İkinci kısım ise, en evvel esbabı sever ve bu muhabbetini Allah'ı sevmeğe vesile yapar. Bu kısım muhabbet, topluluğunu muhafaza edemez, dağılır. Ve bazan da kavî bir esbaba rast gelir. Onun muhabbetini mana-yı ismiyle tamamen cezbeder, helâkete sebeb olur. Şayet Allah'a vâsıl olsa da vusulü nâkıs olur.” (bk. Mesnevi-i Nuriye, s. 73)

“قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِى يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ ayetinde i'cazlı bir îcaz vardır. Çünki çok cümleler, bu üç cümlenin içinde dercedilmiştir. Şöyle ki: Şu ayet diyor ki: Allah'a (celle celalühü) imanınız varsa, elbette Allah'ı seveceksiniz. Madem Allah'ı seversiniz, Allah'ın sevdiği tarzı yapacaksınız. Ve o sevdiği tarz ise, Allah'ın sevdiği zâta benzemelisiniz. Ona benzemek ise, ona ittiba etmektir. Ne vakit ona ittiba etseniz, Allah da sizi sevecek. Zâten siz Allah'ı seversiniz, tâ ki Allah da sizi sevsin." (bk. Lem'alar, s. 57)

 Şu Bediane ifadelerde bu husus daha da berrak bir şekilde görülmektedir:

“Hem hiçbir cihetle akıl kabul eder mi ki: Hadsiz rahmetli, muhabbetli ve nihayet derecede şefkatli ve kendi san'atını çok sever ve kendini sevdirip ve kendini sevenleri ziyade sever bir Zât-ı Kadîr-i Hakîm, en ziyade kendini seven ve sevimli ve sevilen ve Sâni'ini fıtraten perestiş eden hayatı ve hayatın zâtı ve cevheri olan ruhu mevt-i ebedî ile i'dam edip; kendinden o sevgili muhibbini ve habibini ebedî bir surette küstürsün, darıltsın, dehşetli rencide ederek sırr-ı rahmetini ve nur-u muhabbetini inkâr etsin ve ettirsin? Hâşâ, yüzbin defa hâşâ ve kellâ!..” (bk. Sözler, s. 107-108)

Daha açık olarak ilahi muhabbetin benzersiz olduğunu gösteren nurani ifadelerden biri de şudur:

“...Zât-ı Zülcelal, hakikî olan kemalâtını ve sıfât ve esmasının güzelliklerini kendine lâyık bir tarzda sever, muhabbet eder. Hem o kemalâtın mazharları, âyineleri olan san'atını ve masnuatını ve mahlukatının mehasinini sever, muhabbet eder. Enbiyasını ve evliyasını, hususan Seyyid-ül Mürselîn ve Sultan-ül Evliya olan Habib-i Ekremini sever. Yani kendi cemalini sevmesiyle, o cemalin âyinesi olan Habibini sever. Ve kendi esmasını sevmesiyle, o esmanın mazhar-ı câmii ve zîşuuru olan o Habibini ve ihvanını sever. Ve san'atını sevmesiyle, o san'atın dellâl ve teşhircisi olan o Habibini ve emsalini sever. Ve masnuatını sevmesiyle, o masnuata karşı 'Mâşâallah, Bârekâllah, ne kadar güzel yapılmışlar.' diyen ve takdir eden ve istihsan eden o Habibini ve onun arkasında olanları sever. Ve mahlukatının mehasinini sevmesiyle, o mehasin-i ahlâkın umumunu câmi' olan o Habib-i Ekremini ve onun etba ve ihvanını sever, muhabbet eder. (bk. Sözler, s. 620)

- Gazab sıfatını da muhabbet sıfatı gibi anlayabiliriz.

Risale-i Nur’un şu ifadeleri bir hakikatin lemeatı ve çekirdekleridir:

“Allah'ın rahmet ve gazabından fazla tahassüs hatadır"

"Allah'ın rahmetinden fazla rahmet edilmez. Allah'ın gazabından fazla gazab edilmez. Öyle ise işi bırak o Âdil-i Rahîm'e. Fazla şefkat elemdir, fazla gazab zemîme.” (bk. Sözler, s. 721)

- Her iki grup alimlerin görüşlerini telif etmek ve şu hakikatte uzlaştırmak mümkündür. Şöyle ki:

Allah sevdiği kullarını mükafatlandırır. Kızdığı kullarını ise cezalandırır. Demek muhabbet ve gazab, hem birer şuunat-ı zatiye, hem tecelliyat-ı fiiliyedir.

- Öyle zannediyoruz ki, şu siyaha boyanan (bold) yerler, nuru, aydınlığı barındıran siyahi gözbebeği gibi, konumuzu nurlu siyahıyla ve siyah nuruyla aydınlatmaktadır.

Rabbimiz bizi sevdiği kullarının zümresine ilhak eylesin. Gazaba uğrayanların çizdiği yoldan bizi uzak tutsun. Âmin!..

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun