Öz şefkat İslami açıdan nedir?

Tarih: 04.09.2020 - 20:01 | Güncelleme:

Soru Detayı

İnsan kendine şefkatli davranmalı mı? İçimizdeki acımasız sesin zararları nedir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Öz Şefkat; Batı’da psikoterapide kullanılan ve tarihi yeni olan bir kavramdır. Kişinin kendisini; bedeni, ruhu, karakteri ve de geçmişi ile olduğu gibi, yani aşağılamadan, yargılamadan kabul etmesi anlamında kullanılmaktadır. Hataları, eksiklikleri varsa da bunun insani bir şey olduğunu düşünüp, düzeltmek için çaba sarf etmesi, ama hatası için kendisini cezalandırmaması anlamındadır.

Kısaca öz şefkat; kişiden, bir arkadaşına davrandığı gibi, kendisine de şefkatle, ve merhametle davranmasını isteyen bir kavramdır.

Bu kavramın Batı kültüründe kabul görmesinin temelinde, tahrif olmuş Hristiyan inancının insanın doğuştan günahkar ve kötü olduğu inancına karşı geliştirdiği yeni insan anlayışı vardır. Çünkü modernizm ideolojisi ve kapitalizm Batı’da Aydınlanma ile birlikte Hıristiyanlığın bu insan anlayışına karşılık, yeni üstün insan tipi üretti. Bu insan, çok çalışan, çok akıllı, çok başarılı, sürekli başarı için rekabet eden, yüksek özgüven sahibi, ezen üstün insandır, hayatta o kalacak ve mutlu olacaktır. Ekonomik ve sosyal sistem de buna göre düzenlendi.

Oysaki Yüce Yaradan herkesi, farklı kabiliyette ve fıtratta yaratmıştır. Bu insanın dünya ve ahiret saadetinin anahtarı ise, başta yaratanını tanıması, ona itaat etmesi, emirlerini yerine getirmesi ve O’nun çizdiği daire de hareket etmesidir. Bunun yanında dünya huzuru; insanın, Allah’ın bin bir esmasını gösteren ve ahsen-i takvimde yaratılmış bir halife-i arz olarak dünyaya gönderilmiş olmasının şuuru içinde yaşaması ve kendisini bu çerçevede değerli görmesiyle mümkündür.

Batı kültürü mutluluğu başarıda, maddi imkanlarda, akılda, başkalarını ezerek yükselmede gösterdiği için, bunlara ulaşamayan günümüz insanı, kendisini haliyle değersiz, işe yaramaz, beceriksiz, yetersiz, özgüvensiz görmeye başladı.

Bunun en somut örneğini Alman yazar Franz Kafka’nın “Dönüşüm” adlı eserinde görürüz. Hikayede, çevresi tarafından sadece maddi gözle değerlendiren Groger Samsa bir sabah uyandığında kendisinin bir böceğe dönüşmüş görür. İlginçtir ki, ailesi bu durumu yadırgamaz ve böceğin onları daha fazla rahatsız etmemesi için süpürüp çöpe atar.

Batı; insanı değil, ama insanlığın yüksek değerlerini süpürüp çöpe attı. Şimdi de çözüm yolları aramaktadır.

Batı’da yaşamasa da batılı değerlerle büyüyen günümüz insanı, üzerinde taşıdığı ilahi sanatın değerini bilmediği için, değerli olmayı başarıda, zenginlikte, yüksek özgüvende görmektedir. Bunlar olmayınca da kişi kendisi değersiz görüyor. Bu da onu kendisine karşı acımasız yapmaktadır.

Bazen de yakın çevresi kişiye kendisini kötü hissettirecek telkinler de bulunduğu için zamanla kendisine karşı aşırı eleştirel olabiliyor. Örneğin babası, annesi veya öğretmeni bir hata karşısında çocuğa “sen aptalın tekisin, hiçbir şeyi başaramadın, sakarsın, yine anlamadın, senden adam olmaz, bak yine yapamayacaksın..” vb. demişse, o kişi de ileride kendisine karşı acımasız eleştirilerde bulunacak, kendisini yetersiz ve değersiz görecektir.

Bu durumda kişi, geçmiş hayatından getirdiği olumsuz hatıra ve yaşantılardan dolayı, kendisini abartılı bir şekilde haksızca yargılar. Örneğin, ben aptalım, beceriksizin tekiyim, başarısızım, kötü biriyim, her türlü hakareti hak ediyorum vb.  Kendisini başkalarıyla kıyaslar, hatta cezalandırır.

Böyle bir kişi, başkasının yaptığı hatalar karşı hoşgörülü iken, kendisine karşı acımasızdır. Örneğin yanlış yapan veya sınavı başaramayan veya iş hayatında istediği seviyeyi yakalamayan, hatta evlilik hayatında huzuru bulamayan arkadaşını teselli eder. Ama aynı durumda kendisi olunca kendisini acımasızca eleştirir. Sanki, kendi kendisinin düşmanı gibidir, sürekli kendisi hakkında olumsuz yargılarda bulunur.

Günlük yaşantıda karşılaştığı bazı olaylar, bu tarz olumsuz duyguları tetikler ve kişiyi yeniden uyumsuz davranışlara iter ve ruh halini bozar. Kişi, Allah’ın verdiği kendi yeteneklerini inkar ettiği veya görmediği için, sonuçta ya gerçekten bir aptal gibi, kötü biri gibi davranmaya başlar. Ya da bu olumsuz duygular onu, çevresine karşı olumsuz davranmaya iter. Bu kişi, öfkelidir, agresiftir, çabuk tepki verir, fazla alıngandır. Gerçekten hiçbir işi başaramayacağına inanır ve inandığı gibi de sonuç alır.

Böyle bir kişinin verdiği tepki ile, tepkiye neden olan şey arasında uçurum vardır. Örneğin trafikte en küçük bir sorun karşısında tartışır, kavga eder, öfkelenir. Veya kendisi sevilmeye layık görmez, sevilmeyeceğini düşünür. Bundan dolayı da insanlarla iletişime geçmek istemez..

İşte burada öz şefkat kavram ortaya çıkar. Batılı psikologlar, insanı sürükledikleri bu çıkmazdan kurtarmak için Doğu kültüründe, İslam inancında var olan Şefkat kavramına sığındılar. Eskiden, üstün insan başarılı insandır, derken, şimdi insanın yeteneği, işi, fiziği, ekonomisi ne olursa olsun kendisini sevmesini ve değerli görmesini telkin etmeye başladılar.

“Yaratılanı severiz yaratandan ötürü” diyen bir kültür insanları olarak, kendimizi, sosyo-ekonomik durum, ailenin geçmişi, şahsi yetenekleri, tahsili, beden yapısı, ırkı gibi durumlardan dolayı asla aşağılamamalıyız. Bize olumsuz duyguları yaşatan iç sesimize  kulak vermemeliyiz. Bunların şeytandan gelen vesveseler olduğu bilinci içinde davranmalıyız.  Çünkü bunların hiçbiri insanı değersiz kılmaz. İnsan, değerini, öncelikle Allah’a olan imanından alır. Çünkü “İman, insanı insan eder. Belki de sultan eder” (Nursi, Sözler, 23. Söz)

Eğer bir kimsenin imanı varsa, o kişi halife-i arzdır ve kainatın sultanıdır.

Burada insan, şahsını kendi mülkü gibi görmemelidir. O Allah’ın bir emanetidir. Allah’ın yarattığı tüm canlılara nasıl şefkat gösteriyorsa, kendisine de aynı şefkati göstermelidir.

İslamiyet, bu çerçevede öz şefkati diğer din ve öğretilerden daha fazla teşvik etmektedir. Kendimize iyi davranmayı emrediyor

Bu konuda Hz. Şems şöyle der:

“Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin. Yakında gül yollayacak demektir.”

Madem ki insan eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisidir, o halde attığı her adımda, aldığı her nefeste, yaptığı her işte.. Allah’ın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak buna yakışır, soylulukta hareket etmelidir. İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile, gene de başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun