Duygusal zekanın "başkalarına ait duyguları yönetme ve yönlendirme" yeteneğini açıklar mısınız?

Tarih: 02.01.2020 - 12:44 | Güncelleme:

Soru Detayı

Duygusal zekanın, başkalarına ait duyguları yönetme ve yönlendirme, yeteneğini açıklar mısınız?
​Bir insanın kendisine veya başkalarına ait duyguları anlama, sezinleme, yönetme ve yönlendirme yetisi, kapasitesi ve becerisinin ölçümünü tanımlamaktadır. Bu konu ile ilgili okuduğum tüm yazılar, örneklerle tanımı açıklamış fakat tanımda geçen 'başkalarına ait duyguları yönetme ve yönlendirme' kısmı ile ilgili hiçbir açıklama ya da örnekleme yok. Siz biraz bu kısmı açar mısınız lütfen?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İnsan, Cenab-ı Hakkın bin bir esmasına mazhar bir halife-i arz olarak yaratılmış ve ona göre de tezyin edilmiştir.  Yüce Yaratıcımız, insana akıl verdiği gibi, kalp, ruh, duyu organları ve sayısız duygular da vermiştir. Sevmek, sevilmek, şefkat etmek, acımak, merhamet etmek, korkmak, kıskanmak, öfkelenmek, üzülmek gibi duygular bunlardan sadece bir kaçıdır.

Bediüzzaman hazretleri duyguların birincil görevini ve kulluk vazifesi içindeki önemini şöyle anlatır.

Senin hayatının en önemeli gayesi, vücuduna “konulan duygular terazileriyle rahmet-i ilahiyenin hazinelerinden iddihar edilen nimetleri tartmak ve külli şükretmektir.” (Sözler, 11. Söz)

Bu asli görev yanında, duygular ayrıca, istikametle kullanıldığı takdirde hayatı güzelleştiren, iç dünyamıza zenginlik katan, düşünce ve davranışlarımızı doğrudan etkileyen, insanları birbirine bağlayan, aile, dost, arkadaş, kardeş, karı-koca yapan latifelerdir.

Ayrıca verdiğimiz kararlardan yürüttüğümüz mantığa, ahlak anlayışımıza ve yaptığımız davranışlara kadar tüm bu düşünce faaliyetlerimizde duygularımızın olumlu veya olumsuz etkileri çok büyüktür. Çünkü duygularımız düşüncelerimizi, düşüncelerimiz de aynı şekilde duygularımızı etkiler. 

Mesela ruh halimiz iyi olduğunda, davranışlarımız da olay ve olgulara bakışımız da olumlu iken, hasta ve keyifsiz olduğumuzda ise, aynı şekilde dünya ve olaylar hakkındaki düşüncelerimiz olumsuz, davranışlarımız daha rahatsız edici olur.  Bunun yanında sevdiğimiz insanı objektif değerlendiremez, onda kusur aramazken, sevmediğimiz kişilere karşı ise daha eleştirel ve olumsuz düşünceler geliştiririz.

Aynı şekilde inançlarımız da duygularımız üzerinde büyük bir değişim yapar, onları yönlendirir.

Örneğin Allah'a iman etmek, hak dinin prensiplerini kabul ya da reddetmek, duygularımızın kullanma biçimini yönlendirir.

Gerçek bu olmasına rağmen, Ortaçağ’ın skolastik bataklığından kurtulmaya çalışan Batı medeniyeti, aklı yüceltmek için duyguları değersizleştirdi. Duyguların mantıkla hareket etmeyi olumsuz etkilediğini, mantık ve duyguların birbirine zıt olduğunu söyledi.  İnsanı tanımlarken “düşünen bir varlık” olarak adlandırdı ve onu sadece akıldan ibaretmiş gibi gösterdi.

Başarının tek ölçüsünün bilişsel zekâ(IQ), yani akıl olduğuna inandığı için de hayatın her alanında sadece aklı geliştirmenin yollarını aradı.

Ancak duygusal zekâ(EQ) kavramı ile ilgili çalışmalar derinleştikçe, duygular ile mantığın aslında birbirinin zıttı değil; sadece farklı kişisel  özellikler olduğu anlaşılmaya başlandı. Ayrıca duyguların da, en az akıl kadar, hayatın bir gerçeği olduğu fark edildi

Asırlardır insanı “tek boyutlu düşünen bir varlık” olarak gören Batı medeniyeti; duyguların kişinin davranış ve düşünce biçimini, tüketim alışkanlıklarını derinden etkilediğini belirtmeye başladı.

Buna göre, kişi kendi duygularını yönlendirerek hayata daha olumlu bakabileceği gibi, motivasyon, ikna, telkin, güzel konuşma, duygulara hitap etme, insan onuruna yakışır şekilde davranma, reklam ve diğer tekniklerle başka insanların da duygularını kontrol edebilir ve yönlendirebilir.

Kapitalizmin doymak bilmeyen hırsı, sürekli daha çok başarı, daha çok rekabet ve daha çok kazanç üçlüsüne odaklandığı için şirketler, aklını kullanmanın yanında duygularını da çok iyi kullanan yöneticileri tercih etmeye başladı.

Özellikle şirket, kurum ve kuruluş liderleri, spor kulübü başkanları gibi yönetici pozisyonunda bulunan insanlardan beklenilen şey, çalışanlarını veya takımlarını duygusal açıdan motive edip onları daha iyiye doğru yönlendirmeleri oldu.  

İşte sizin sorunuzda sözünü ettiğiniz “başkalarına ait duyguları yönetme ve yönlendirme” den “Duygusal Zeka” kuramının kast ettiği budur, yani insanların duygularını etkileyerek, firmaların, kulüplerin veya siyasi partilerin kendi çıkarlarına ve amaçlarına uygun olacak şekilde davranmalarını ve düşünmelerini sağlamaktır. 

Duygusal zekası yüksek olan liderler  “organizasyonel gelişimler için pozitif duyguları kullanmakta ve bu duygulardan istifade etmektedirler ve kişilerarası ilişkilerde çalışanlara işbirliği, güven ve tutku duygusunu aşılamak amacıyla duyguları kullanmakta ve yönetmektedirler.”

Bu anlayış, öncelikle insanların duyguları üzerinde daha fazla yoğunlaşmayı, kendi duygularını daha iyi tanımayı öngörmektedir. Kendi duygularını tanıyan, ne zaman neye nasıl tepki verdiğini, neden hoşlandığını, hoşlandığında veya üzüldüğünde ne hissettiğini, nelerin kendisini motive ettiğini bilen insan, duygularını daha iyi yönlendirebilir.

Kendi duygularının farkında olan insan,  aynı yöntemle, başkalarının duygularını da yönlendirebilir. Çünkü insanın psikolojisini anlayan, onun hangi durumda nasıl bir duygu verebileceğini, duygulanacağını bilir. Bu bilinince, kişileri güldürmek, ağlatmak, hüzünlendirmek, sevindirmek, motive etmek, coşku vermek, tüketime, yeme içmeye, ders çalışmaya ve iş yapmaya veya hayra, güzelliğe yönlendirmek daha da kolay hale gelir.

Bu yönlendirme olumsuz olabileceği gibi olumlu da olabilir.

Batı bunu Duygusal Zeka olarak yeniden keşfedip dünyaya bir icat gibi sunsa bile, insanoğlu var olduğu günden beri insanlar, çevrelerini sevgileri, şefkatleri veya korkuları, zulümleri vb,  ile zaten yönlendiriyorlardı. 

Geçmişte halkın duygularını yönlendirme ve yönetme görevini devlet adamları, hatipler, şairler ve din adamları yapmaktaydı. Kurtuluş Savaşı sırasında üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi, Fransız askerlerinin işgaline sessiz kalan halkın duygularını bir hutbesiyle coşturup sokağa döken ve Maraş’ın kurtuluşuna vesile olan Sütçü İmam da işte böyle bir yönlendirme ve yönetme sonucunda muvaffak oldu.

Ayrıca günlük hayatımızda da bizler, bilerek veya bilmeyerek başkalarının duygularını yönetiyor veya yönlendiriyoruz.

Mesela bir babanın çocuğunun başını okşayarak onu mutlu etmesi, annenin çocuğuna kucağını açıp ona güvenli liman duygusu yaşatması, din adamlarının yasta ve kederli olan kişilere nasihat ve dini sohbetlerle teselli vermesi o kişilerin duygularını üzüntüden huzura doğru yönlendirmedir.

Ama kurum liderleri, bunu daha profesyonel yapıyorlar. Fark bu kadar.!

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 500+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun