Hayattan bıkkınlık ve bitkinlik var, ne yapmalıyım?

Tarih: 24.02.2020 - 10:07 | Güncelleme:

Soru Detayı

Sürekli bir bitkin ve bıkkınlık hali var üzerimde. Bu durum ibadetlerime de olumsuz yansıyor. Bunların sebebi veya sebepleri ne olabilir ve çözüm için ne yapmamı tavsiye edersiniz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Ruhsal sıkıntıların nedenleri, bedeni rahatsızlıkların aksine, herkeste aynı olmayabilir. Her bir insan için ayrı ayrı olabilir, kişiden kişiye büyük farklılıklar gösterebilir.

Örneğin şeker hastalığı, böbrek yetmezliği, kanser gibi hastalıkların nedeni, genel olarak herkes için aynı veya benzer olabilirken, can sıkıntısı ve “hayattan bıkkınlık”, depresyon vb. gibi ruhsal sıkıntıların kaynağı kişiden kişiye değişebiliyor. Çünkü herhangi bir ruhsal sıkıntı, kişinin yaşı, cinsiyeti mesleği, medeni durumu, kişilik yapısı, eğitimi, maddi durumu, inancı, çocukluğu, yaşadığı travmatik olaylar ve aile yapısıyla sıkı sıkıya ilişkilidir.  

Ayrıca “bıkkınlık” ve “bitkinlik” olarak tarif ettiğiniz bu duygu durumun sürekli yaşanılan bir durum olmasıyla, zaman zaman yaşanılan bir durum olması veya hayatınızın belirli bir döneminden sonra ortaya çıkmış olması da teşhis açısından çok şeyi değiştirir.

Bundan dolayı sizi yakından tanımadan hissettiğiniz bu bıkkınlık halinin nedenini kesin bir şekilde söylemek ne yazık ki mümkün değildir. Bu durumda belirli bir reçete de sunmak haliyle zordur.

Ancak insanın bazen hissedebileceği bıkkınlık, usanmıştık ve tükenmişlik duygularının muhtemel genel nedenleri ve çözüm önerileri üzerine duracağız. İnşallah sizin için de faydalı olur.

Bıkkınlık halinin temel nedenleri

İnsan yaratılış itibarıyla çok hassas mizanlar ve duygularla donatılmış bir varlıktır.

Ayrıca “İnsan fıtraten gayet zayıftır. Halbuki her şey ona ilişir, onu müteessir ve müteellim eder. Hem gayet âcizdir. Halbuki belâları ve düşmanları pek çoktur. Hem gayet fakirdir. Halbuki ihtiyâcâtı pek ziyadedir. Hem tembel ve iktidarsızdır. Hâlbuki hayatın tekâlifi gayet ağırdır. Aynı şekilde “sıtmadan müteellim olduğu gibi, arzın zelzele ve ihtizâzâtından ve kâinatın kıyamet hengâmında zelzele-i kübrâsından müteellim oluyor. Ve nasıl ki hurdebinî bir mikroptan korkar, ecrâm-ı ulviyeden zuhur eden kuyruklu yıldızdan dahi korkar. Hem nasıl ki hanesini sever, koca dünyayı da öyle sever. Hem nasıl ki küçük bahçesini sever; öyle de, hadsiz ebedî Cenneti dahi müştakane sever.”

İşte böyle fıtraten zayıf bir insanın dünya hayatının dalgalarıyla boğuşması bazen ruhi ve fiziki açıdan enerjisini tüketir. Kişi duygusal ve bedeni bir tükenmişlik sendromu yaşadığını hisseder, çalışma gezme ve hayatın diğer nimetlerine karşı ilgisi azalır, motivasyonu düşer.

Zayıflığı yanında aynı zamanda insan çok duyarlı bir varlıktır.

Bu duyarlılığı nedeniyle çevresiyle ve olaylarla ziyadesiyle alakadardır ve bu da kendisini ruhen yorgun ve bitkin hissetmesine neden olabiliyor. Özellikle çok duyarlı ve merhametli insanlar, bazen kendilerini normalden daha fazla, maddi ve manevi sorunlarla boğuşmak zorunda hissediyor veya herkesin derdine koşmaya çalışıyorlar. Bu süreçte de haliyle yoruluyor ve tükeniyorlar.

Bunun yanında yine insan sosyal bir varlıktır.

Yaratıcısı onu toplum içinde, kalbine karşılık bir kalple beraber yaşamak, hayatı ve her güzelliği birlikte paylaşmak üzere kodlamıştır. Bundan dolayı bekâr veya eşinden boşanmış, ayrılmış veya eşi vefat etmiş kişilerde de bıkkınlık ve hayattan zevk alamama durumu ortaya çıkabilir.

Allah’a ve ahiret gününe inanmayan veya zayıf bir imana sahip insanlar için, hayat ve yaşamak anlamsız gelir. Onlar için belirli bir doyum noktasından sonra hayatın bir anlamı yoktur. Anlamsız olan şey de kişilere haliyle bıkkınlık ve can sıkıntısı verir.

Bu ve benzeri nedenlerden dolayı bıkkınlık ve tükenmişlik sorununa çözüm bulunamazsa duygular kronikleşir ve kalıcı hale gelir. Bu durumda, kayıtsızlık, ilgisizlik, bıkkınlık ve insanlardan kaçma baş gösterir. Kişinin durumunu değiştirmek için harekete geçmesi de zorlaşır. Bu ruh halinde olan kişi, kendisine karşı şüpheci olur ve kendisini olumsuz değerlendirecek tavır ve düşüncelere kapılır. Bu durum, harekete geçmesini daha da zorlaştırır.

Çareler ve çözüm yolları

Çözüm için öncelikle kişinin yaşadığı ruhi durumu manevi bir bakış açsıyla anlamlandırması ve hayata yeni bir gözle bakması önemlidir.

Ayrıca hayatına yeniden anlam katacak dini, kültürel ve sosyal faaliyetler içine girmesi de rutini bozan, hayata yeni heyecanlar ve renkler katan değerler olduğu için faydalıdır.

Bunların yanında biraz dinlenip, sorumluluklarından ve manevi yüklerinden kurtulması da gerekir.

Duygu ve düşüncelere yaratılışa uygun bir istikamet vermek ve yaşanan sıkıntıyı hayatın amacına yönelik fırsata çevirebilmek.

Süreklilik arz etmediği takdirde hayatın belirli bir döneminde yaşanan bıkkınlık hali aslında her insanın başına gelebilecek bir durumdur. Çünkü insan çok zengin bir duygu hazinesine sahipken, Allah tarafından bu duygularına adeta bir sınır konmamıştır. İnsan, bir robot olmadığı için de duygularını sabitleyemiyor. Aynı zamanda imtihan dünyasında olduğu için de sürekli nefis ve şeytanın telkini ile sağa sola savrulabiliyor.

Nedeni ne olursa olsun, duyguların uçta yaşanması, zaman zaman akla galip gelerek insanı esir alması çeşitli ruhsal sorunlara da neden olabiliyor. Oysaki Allah, insanın neye ne kadar üzülmesi veya sevinmesi, kederlenmesi veya sevmesi ve kızması konusunda belirli ölçüler getirerek huzurlu insan olmanın çerçevesini de çizmiştir. Bunu başarmanın yolu da duyguları, O’nun gösterdiği şekilde terbiye etmek ve güzel bir şekilde davranışa dönüştürmekten geçer.

Aynı şekilde her şeyde istikameti korumak üzere yaratılan insan, kendisi ve çevresiyle ilgili olumsuz gözüken olay ve olgular karşısında da düşüncelerine ve duygularına istikamet vermekle huzuru yakalar.

Bunun için önce musibetler ve diğer sıkıntılara kader penceresinden bakmak gerekir. Çünkü dünya başıboş olmadığı gibi, insanın ve yakın çevresinin başına gelen olaylar da hikmetsiz, sebepsiz, tesadüfen yaşanan olaylar değildir. Mümin olan bir kimseye düşen görev, olayların arkasında kaderin izini, rahmetini, merhametini, şefkatini ve adaletini görüp sabretmektir. 

Kişinin başına gelen bir musibet ise, kaderin adaleti yanında kendi kusurunu ve günahını düşünüp tövbe etmek ve yaratıcısı olan Allah’a daha yakın olmaya çalışmaktır.

Bunun için bazı sıkıntılar görünüşte, hayat yükünü ağırlaştırsa bile, aslında ebedi hayatı kazanmak, O’na daha yakın olmak ve rızasını kazanmak için birer fırsattır.  Çünkü böyle zamanlarda insanın nefisinin dünya zevklerine ve günahlarına karşı iştihası azaldığı için manen daha temiz bir halde kalır. Bu da onu Allah’a yakın kılar.

Yunus aleyhisselamın kıssası buna güzel bir örnektir. Ninova halkı onu dinlemeyip yalnız bırakıyor, bindiği gemidekiler onu günahkar görüp denize itiyor, balık onu yutuyor. Yani hem terk ediliyor, hem itiliyor hem de yutuluyor, tıpkı hadiselerin bizi yuttuğu, insanların yalnız bıraktığı, nefisimizin bizi günah denizine attığı gibi. Ama bu olay Hz. Yunus’un aynı zamanda kurtuluşu oluyor. Kusurunu, aczini, zayıflığını tam hissettiği için Allah’a tam bir teslimiyetle dua ediyor. Allah da onun duasını kabul edip hem selametle sahile çıkarıyor hem de Ninova halkının kalbine merhamet ve iman verip onları hidayete kavuşturuyor.

Görüldüğü gibi Yunus aleyhisselamın kıssası ilk bakışta ruhu sıkan, bıkkınlık veren bir hadise gibi gözükse de onun hakkında rahmete ve merhamete vesile olan güzelliklere  dönüşüyor. Bize düşen de, bu fırsatı daha çok dua ve iltica ile hakkımızda güzelliklere vesile kılmak için çaba sarf etmektir.

Günah ve büyük hatalardan sonra duyulan vicdan azabı, kişinin kendi kendisine ceza kesmesine dönüşmemelidir.

Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta da şudur:

Kişiler, işledikleri bir günah veya büyük bir hata karşısında kendilerini ağır bir şekilde suçlu hissederler. Bilinçaltının yönlendirmesiyle kendi kendilerine ceza keserek vicdanlarını rahatlamak isterler. Bu ceza, bazen kendisini mutsuzluğa mahkûm etmek şeklinde gösterirken, bazen de hayatın nimetlerinden yüz çevirme şeklinde de olabilir.

Kısaca; kişinin hissettiği bıkkınlık, belki de kendi kendisine kestiği bir ceza da olabilir.

Oysaki kişinin kendi kendine keseceği ceza hiçbir şekilde onun günahını affettirmez. Çünkü günahları bağışlayıcı olan yalnız ve yalnız Allah’tır. Günahlara karşı insana verilen pişmanlık ve vicdani rahatsızlık duygusu, Allah tarafından kullara gönderilen bir davetiyedir, ona yakın olmak ve ona iltica etmek için bir davetiye. Günah ve hatalarda kendi kusurunu ve eksikliğini gördükten sonra, yani bir miktar sorumluluk aldıktan sonra gerisi için kaderin hissesine bakmak, Allah’a daha yakın olmaya çalışmak kişiyi çok daha iyi rahatlatacaktır.

Sağlıklı ve dindar bir psikiyatrist olan Carl Gustav Jung şöyle der: “Hayatımdaki en mutlu anlar, kudsiyetle, iç dünyamdaki temas anlarımdır.” Yani istiğfarlarım, tövbelerim, ilticalarımdır.

İbadetlerden alınan zevklerin azalması bu aşamada normaldir, belki de güzeldir.

İbadetlerden alınan zevklerin azalması bu aşamada normaldir. Çünkü burada duyguların donması söz konusudur, açılması için zamana ve ısınmaya ihtiyaçları var.

Bunun yanında unutulmamalıdır ki, yapılan ibadetlerde, manevi de olsa, zevk alınmaması ihlasa daha uygun düşer. Çünkü ibadetlerden alınan zevkler nefsi teşvik içindir. Bundadır ki bazı İslam alimleri, ibadetten alınan zevkleri riskli görmüşlerdir.

Önemli olan, şeytanın bu halden istifade edip size vesvese vermesine fırsat vermemenizdir. Nitekim Allah’ın bazı veli kulları da zaman zaman “manevi kabızlık hali” denilen bu duyguların donması durumunu yaşamışlar, sabırla Allah’a daha çok iltica etmişlerdir.

Hayatın gayesini düşünüp,  karşılaştığımız her durumu kazanca çevirerek hayatımızı anlamlı kılmak.

Modern insanın canını sıkan, hayattan bıktıran bir neden hayatın anlamını tam olarak idrak edememesidir. Ona göre, bu dünyada bulunmasının gayesi, sadece dünya hayatının güzelliklerini ve zevklerini yaşamaktır. Kişi, çeşitli nedenlerle bunlara sahip olamadığından yaşamak onun için anlamsız geliyor. Çünkü madem zevk ve keyif almak için burada bulunuyor, bunlar olmayınca yaşamanın anlamı da kalmıyor. Bu düşünce ise, kişiye hayattan bir usanç veriyor.

Bunun için bir mümine düşen şeye, hayatının gayesini yeniden sorgulamaktır.

Bu gaye ise, Allah’ın rızasını kazanacak ammeler işlemek ve Kur’anın gösterdiği şekilde kamil bir insan olmak için gayret etmektir.  Can sıkıntı ve bıkkınlık hali de bu amaca uygun bir imtihandır ve O’nun rızasını kazanmak için birer vesiledir.

Eğer kişi bu gayenin tam şuurunda olursa, dünyanın hiçbir dağdağası onun şevkini kırmaz, bilakis daha büyük bir gayretle ebedi hayatını kazanmak için çaba sarf eder.

Böyle bir kişi bilir ki, yaptığı hiçbir şey boşa gitmeyecek, ahirette kat be kat mükafatını alacaktır. O zaman hayat onun için ahiretin bir tarlası olduğunda, her halini bir fırsata çevirip ahiretine daha fazla erzak göndermenin yollarını arayacak.

İşte o zaman hayat da, musibetleri de, güzellikleri de, kısaca her şey daha da anlamlı olacak. Anlamlı olan şeyler de insana bıkkınlık vermez

Bu çerçevede yaptığınız iş size monoton geliyor veya sıkıyorsa, bıkkınlık vermesi normaldir. Çünkü sizin için fazla bir anlam ifade etmezler. Bunu aşmak için, işinizi değiştirmek mümkün değilse, size anlamlı gelecek çeşitli kişisel gelişim kurslarına katılarak el becerisi, yeni meslekler ve uğraşlarla bu sorunu çözmeniz mümkündür.

Yine bu çerçevede, sosyal yardım kuruluşlarıyla birlikte çalışmak, öğrencilere ve fakirlere yardım etmek, insanlara güzel ve faydalı bilgiler aktarmak, ibadetlerinize ağırlık vermek suretiyle hayatınızı daha da anlamlı kılabilirsiniz.

Böyle bir günde dönüp geriye baktığınızda, fani hayatınızın baki meyveler verecek şekilde geçtiğini görmek sizi daha huzurlu kılacaktır.

Gün içinde aile yakınlarınız veya arkadaşlarınızla sohbet ve muhabbet ortamı oluşturmaya azami özen gösterin. Yakın dostlarla sohbet etmek, ruhu dinlendiren ve dinamizm veren şeylerdendir.

Spor yapın. İnsanlar yoğun olduklarında en önce vazgeçtikleri spordur, oysa düzenli spor stresle başa çıkmanızı kolaylaştırır. Kısa bir yürüyüşe çıktığınızda bile faydalarını hemen görürsünüz, ertesi gün bedeniniz daha zinde ve ruhunuz dinlenmiş olur.

İlave bilgi için tıklayınız:

Namazdan zevk alamıyorum ve huşuyu sağlayamıyorum. İstekli ...

Namazı huşu içinde kılmak için ne yapmalıyız?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun