Muhammed suresi 31. ve Tevbe suresi 16. ayetlerde Allah’ın -haşa- beklediği mi anlaşılıyor?

Tarih: 18.07.2018 - 20:01 | Güncelleme:

Soru Detayı

Not: “Allah geleceği (haşa) bilmez mi?’’ diye sormuyorum.
1. Muhammed 31 ve Tevbe 16 neden Allah’ın (haşa) beklediğini anlayacağımız şekilde inmiştir?
- Bu ayetlere rağmen Allah’ın beklemediğini nasıl ispatlayabiliriz?
2. Bu ayetler insanın anlayabilmesi için mecazlı bir şekilde inmişse, ne tür bir mecaz kullanılmıştır ve ben neyi anlamamız gerektiğini anlayamadım.
- Bu şekilde inmeseydi mesela neyi anlamayacaktım?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Cevap 1:

“Andolsun, içinizden cihad edenleri, sabır ve sebat gösterenleri bilinceye / belirleyinceye / ortaya çıkarıncaya kadar sizi deneyeceğiz / imtihan edeceğiz.” (Muhammed, 47/31)

mealindeki ayet ve benzerlerinde kullanılan “... bilinceye / belirleyinceye kadar...” ifadesi, Allah’ın önceden ne olacağını bilmediği, bilmek için işin ortaya çıkmasını beklediği anlamına gelmez.

Bütün tefsir kaynaklarında belirtildiğine göre, bu tür ifadeler “ilgili şeyin bizzat fiili olarak ortaya çıkması” anlamına gelir.

Örneğin; Muhammed suresindeki ayetin açıklaması şu merkezde olabilir:

“Andolsun ki, biz sizin neler yapıp neler yapmayacağınızı çok iyi biliriz. Bununla beraber imtihandaki adaletin tahakkuk etmesi için, her şeyi kuşatan sonsuz ve ezeli ilmimizi değil, fiilen ve bir eylem olarak sizin ortaya koyacağınız performansınızı esas alacağız. Bu sebeple, içinizden cihad edenlerin, sabır ve sebat gösterenlerin eylem olarak ortaya koyacağı çabaların sonucunu görünceye kadar sizi denemeye devam edeceğiz.”

- Bazı alimler, bu konuyu “ilm-i gayb” ve “ilm-i şahadet” kavramlarıyla açıklamışlardır. (bk. Razi, ilgili ayetin tefsiri) Bunun anlamı şudur:

Allah her şeyi önceden bir “Allamu’l-guyub” (bütün gaybleri bilen biri) olarak olmuş, olmakta olan ve olacak olan her şeyi bilir. Ancak Allah, -adaletin bir gereği olarak- insanların cennet ve cehennemi netice verecek olan imtihanlarında bu her şeyi kuşatan ilmiyle değil, “ilm-i şahadet” denilen ve bizzat (ortaya çıkacak bir durumu değil) ortaya çıkmış bir durumun bilinmesiyle ilgili olan ilmiyle değerlendirme yapar ve objektif bir çizgiyi takip eder. Bu, sonsuz adaletinin bir gereğidir.

Hatta bugünkü beşeri hukukta da meşhur bir kuraldır ki, “Bir insan ne kadar suç işleme potansiyeline sahip olursa olsun, suç işlemediği sürece masum kabul edilir." Eylemlerde niyetler önemli olmakla beraber, fiilin bizzat işlenmiş olması esastır.

- Kur’an’da defalarca: “Allah her şeyi hakkıyla bilir”, “Allah’ın ilmi her şeyi kuşatmıştır.” manasına gelen ifadeler Allah’ın ilminin dışında kalan hiçbir şeyin olmadığını göstermektedir. Uçsuz bucaksız bu kâinatın yaratıcısı olarak düşündüğümüz zaman da böyle her şeyi kuşatan bir ilmin varlığını kabul etmek zorunda olduğumuzu idrak edebiliyoruz.

“Sözünüzü ister içinizde gizleyin, ister açığa vurun, hepsi birdir. Zira Allah gönüllerin künhünü dahi bilir. O yarattığı mahlûkunu hiç bilmez olur mu?” (Mülk, 67/13-14)

mealindeki ayetlerde Allah’ın insanların gizli veya açık bütün sözlerini bildiği ifade edilmiş ve her şeyi yaratanın her şeyi bildiğine vurgu yapılmıştır.

Cevap 2:

Kur'an’ın muhatapları insandır. İnsanların kendi aralarında kullandıkları bazı ifadelerin Kur'an’da da kullanılmasına “tenezzülat-ı ilahiye” ve “mümaşat” olarak ifade edilir. Mesela:

Rahman suresinin 31. ayetinde yer alan “Ey insanlar ve cinler! Yakında hesabınızı görmek için sizin için de boş bir vakit ayıracağız.” mealindeki Kur'an’ın ifadesinde de insanların kendi aralarında kullandıkları ve çok aşina oldukları bir tehdit uyarısına yer verilmiştir.

İnsanlar arasında malum ve meşhur olan bu gibi ifadelerin kullanılmasında çok çarpıcı bir tesir olduğu için tercih edilmiştir. Bu ifade aynı zamanda bir istiare olarak da değerlendirilebilir. Bu ayetin ifadesi, bir kimseyi tehdit eden birinin: “Göreceksin, hesabını görmek için yakında sana da vakit ayıracağım.” şeklindeki ifadesi gibidir. (bk. Beydavi, ilgili ayet)

- Muhammed suresi 31’de, Tevbe suresinin “Yoksa siz, Allah içinizden mücahede edenlerle Allah’tan, Resulünden ve müminlerden başkasını sırdaş edinmeyenleri iyice ortaya çıkarmadan, kendi halinize bırakılacağınızı mı zannettiniz? Halbuki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.” mealindeki 16. ayetinde ve daha başka ayetlerde yer alan bu tür ifadeler “tenezzülat-ı ilahiye” ve “mümaşat” nevindendir. Önemli hikmetlerinden biri, verilen mesajdaki bilginin önemini göstermek ve yapılan uyarının etkisini arttırmaktır.

- Allah ezelidir; ezel zaman silsilesinin bir halkası değildir ki, ondan şimdi, dün veya yarın gibi bekleme süreci söz konusu olsun. Bilakis, ezel, bütün zamanları bir anda kuşatan bir mefhumdur. Zaman süreçleri ve bekleme diye ifade edilen hususlar, yalnız bize bakan yönleridir.

Cevşen’deki Nebevi bir ifadede yer alan “Hiçbir iş Allah’ı diğer bir işten alıkoyamaz.” ifadesi de konumuza ışık tutmaktadır.

İlave bilgi için tıklayınız:

Ezeliyet Bahsi (Video)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun