Kur'an apaçık bir kitap ise, o zaman Kur'an'da bizim bilmediğimiz gizemler var mıdır?

Soru Detayı

- Bir çok ayette Kur'an ın apaçık bir kitap olduğu geçiyor o zaman Kur'an da bizim bilmediğimiz gizemler var mıdır ve (3/Âl-i İmrân, 7) ayete de bakarsak Kur an apaçıksa müteşabih ayetler derken ve Allah'tan başkası bilemez derken o zaman Kur'an’da apaçık derken ne anlatılmıştır

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bu konuyu öğrenmek için Kur’an’da geçen “muhkem”, “müteşabih” ve “apaçık olma” kavramlarını tahlil etmek gerekir. Konuyu birkaç madde halinde açıklamakta fayda vardır:

1) Al-i İmran suresinin 7. ayetinde Kur’an’ın bir kısmının muhkem bir kısmının ise müteşabih olduğuna; Kur’an’daki mesajları ihtiva eden ifadelerin iki kısma ayrıldığına; bunlardan bir kısmı manası açık, anlaşılabilir (muhkem) olduğuna; diğer bir kısmı ise, manası derin ve bu derinlikten kaynaklanan bir kapalılığı olduğuna ve değişik manalara ihtimali olan (müteşabih) ifadeler olduğuna vurgu yapılmıştır.

Bundan anlaşılıyor ki, Kur’an’daki müteşabih ifadeler, muhkem ifadelerinden farklı olarak ancak ilimde derinleşmiş râsıh alimler tarafından bilinebilecek ifadelerdir.

2) "(Bu kur’an) ayetleri muhkem kılınmış bir kitaptır." (Hûd, 11/1) mealindeki ayette Kur’an’ın tamamının nazım örgüsü ve harika üslubu bakımından sağlam, mükemmel (muhkem) olduğu ifade edilmiştir.

Demek ki bu ayette yer alan “muhkem” kavramı, “müteşabih” kavramının zıddı değil, onları da içine alacak şekilde bütün ayetlerin mükemmel ve sağlam bir şekilde hakikatleri ihtiva ettiği ve mükemmel bir üslupla ifade edildiği manasına gelir.

3) “O gün her ümmetin içinden kendilerine birer şahit göndereceğiz. Seni de hepsinin üzerine şahit olarak getireceğiz. Ayrıca bu Kitab'ı da sana, her şey için bir açıklama, bir hidayet ve rahmet kaynağı ve müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.” (Nahl, 16/89)

Bu ayette “her şeyin apaçık anlatıldığı” değil, “her şeyin açıklandığı”na vurgu yapılmıştır. (Zemahşeri, Razi, ilgili ayetin tefsiri)

Bunu şöyle anlamak mümkündür:

a) Bu ayette zikredilen “her şeyin açıklaması”ndan maksat, (gerçek anlamda her şey değil) insanların muhtaç olduğu helal-haram, ceza-mükâfat gibi hakikatlerdir. (Taberi ilgili ayetin tefsiri)

b) Bu ayette zikredilen hususlar, müteşabih kısmıyla değil, açık olarak ifade edilen muhkem denilen kısmıyla alakalı olup bunlara işaret edilmiştir. Ayetin sibakı/önceki ifadeleri bunu desteklemektedir. Çünkü ayetin önceki ifadeleri ahiretle alakalıdır. Ceza ve mükâfat yeri olan ahirette bütün insanlar müteşabihlerden değil, yalnız muhkemlerden sorumlu olacaklardır. Yeter ki derinleşmiş olan alimler dışındaki insanlar bu müteşabihlerin manasını Allah’ın ilmine havale etsinler ve Allah’ın muradının hak olduğuna iman etmiş olsunlar.

c) Dil bilimcilerine göre, ayette söz konusu edilen “tibyan” kelimesi, bir ism-i masdar olup “beyan” anlamına gelir. Beyan ise, açık olmak değil, açıklamak manasınadır. (Razi ilgili ayetin tefsiri)

Şunu da çok iyi biliyoruz ki, her açıklaması yapılan şey, herkes için açık-seçik anlamına gelmez.

d) İbn Mesud’a göre ayette yer alan “her şeyin beyanı / açıklaması” ifadesi, dini ve dünyevi her türlü ilmin Kur’an’da var olduğu anlamına gelir. (İbn kesir, ilgili ayetin tefsiri)

Buna göre insanların din ve dünya ile ilgili ihtiyaç duyduğu her ilim, her şeyin açıklaması vardır. (İbn Kesir, a.y)

- Ancak her şeyin açıklanması, her şeyin açık-seçik olarak herkes tarafından bilinecek türden olması anlamına gelmez. İnsanların faydasına her ilim Kur’an’da açıklanmıştır. Ancak bir kısmı, açık-seçik olarak, bir kısmı da remiz ve işaretler nevinden yer almıştır. Hadislerin beyan ettiği, sahabelerin anladığı, İslam ümmetinin kavradığı bütün ilimlerin kaynağı Kur’an’dır. (krş. İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri)

4) "Allah sözün en güzelini, birbiriyle uyumlu / müteşabih ve ikişerli bir kitap olarak indirdi." (Zümer, 39/23) mealindeki ayette ise, Kur’an’ın tamamının müteşabih, anlam bakımından birbiriyle uyumlu, ifade tarzı bakımından birbirine benzeşen bir kitap olduğuna işaret edilmiştir.

EK BİR AÇIKLAMA

- Genel olarak Kur’an’ın açık bir kitap olduğu ifade edilmesine rağmen, pek de öyle açık olmadığı meselesi üzerinde biraz durmakta ve -daha önce de sitemizde yer almış- aşağıdaki bilgileri yeniden sunmakta fayda görmekteyiz:

- Her şeyden önce burada, Kur'an'ın açık seçik olmasının boyutunu incelemekte fayda vardır.

Evvela, Kur'an'da yer alan söz konusu "tafsil / açıklık / açık seçik / açıklama"dan maksat, herkesin her konuyu kendi başına anlayabilecek açıklıkta olduğunu düşünmek mümkün değildir. Böyle bir anlayış, pratikteki realitelerle açıkça çelişmektedir. Çünkü yüz binlerce tefsirin varlığına rağmen, yine de Kur'an'ın bütün sırlarının tamamen anlaşılamadığı, inkâr edilemez bir gerçektir.

Kur'an-ı Hakîm'in gün geçtikçe yeni yeni gerçeklere kaynaklık etmesi, âdeta zamanın ihtiyarlanması nispetinde kendisinin kapsam olarak gençleşmesi ve değişik hakikatları muhataplarına bildirmesi; bu kadar gelişen ilmî birikimlere rağmen, hâlâ araştırmacılar tarafından her gün Kur'an-ı kerim'de açıklamaya ve incelemeye muhtaç yeni bakir sahaların keşfedilmesi, söz konusu "açıklık" kavramının sanıldığı kadar açık olmadığını, aksine başka anlamlarının olduğunu göstermektedir.

Bunları teker teker söz konusu etmek, böyle küçük bir soru-cevap hacmine sığdırmak mümkün görünmemektedir. Bu sebeple genel bir bakış açısını sağlayacak birkaç noktaya dikkat çekmekte fayda vardır:

a. Kur'an'ın, "âyetleri açıklanmış kitap" olarak vasıflandırılması, onun herkes tarafından bilinebileceğini değil, konuların Allah tarafından gerçeğe uygun olarak açıklandığını ifade etmektedir.

b. Meşhur tâbirle ve daha doğru varyantıyla: "hem Arapça hem de Râbça" olan Kur'an âyetlerinin açıklığı da Rabçadır. Eğer öyle olmasaydı, Arapçayı bilen herkesin birer allame; birer Zemahşerî, Sekkâkî, Fahreddin Râzî, Kadı Beydâvî  vs. olması gerekirdi.

c.  "Şüphesiz, biz onlara, inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olarak, ilim üzere açıkladığımız bir kitap getirdik."(A'râf, 7/52) ayetinde geçtiği üzere, Kur'an'daki bu "açıklama" işi, ilmî kurallara bağlı olarak yapılmıştır. Onların bilinmesi ise ilmî birikimlere muçhtaçtır. Her çağdaki bir takım yeni yorumların getirilmesi, farklı bilgi birikiminin bir yansımasıdır.

d. Şimdi şu ayete bakınız:

"Biz, geceyi ve gündüzü birer âyet (delil) olarak yarattık. Nitekim, Rabbinizin nimetlerini araştırmanız, ayrıca yılların sayı ve hesabını bilmeniz için gecenin karanlığını silip (yerine eşyayı) aydınlatan gündüzün aydınlığını getirdik. İşte biz her şeyi açık açık anlattık." (İsrâ, 17/12)  

Evet biz iman ediyoruz ki, Allah Kur’an’da bu konu dahil her şeyi açık açık anlatmıştır. Ancak biz bir şeye daha iman ediyoruz; o da şudur: Bu ayette söz konusu edilen ve açıklanmış olduğu ifade edilen hususları, -itiraf etmeliyiz ki, bir parça astronomi ve coğrafya bilgimize rağmen- tamamen anlayamıyoruz. Demek oluyor ki, "açıklık" kavramı, farklı kesimlere farklı bir boyutu ile boy göstermektedir. Normal bir vatandaş, yılın aylarını ve günlerini sayarak, bir takvim dahilinde disiplinli bir hayat sürebilir. Ancak uzman bir bilim adamı bu konuda çok farklı şeyler bilebilir ve Allah'ın o hayret verici sanatı ve azameti karşısında secde edebilir.

e. Kur'an'ın pek çok ayetinde ilme ve ilim erbabına özel bir önem atfedilmiştir. Halbuki, eğer bilenlerle bilmeyenler Kur'an'ı anlamada aynı seviyede iseler, ilmin hiçbir değeri yok demektir. Bu ise bir safsatadır. Demek Kur'an'ın bilen kimseler tarafından açıklanmaya ihtiyacı vardır.

Bütün bu açıklamalardan anlaşıldığı üzere, Kur’an’ın açık bir beyana sahip olması, rastgele herkesin anlayacağı tarzda olduğu anlamına gelmez. Kur’an’ın açık ifadesiyle, Hz. Muhammed (asm)’in tebliğden başka bir görevinin de Tabyin/ Kur’an’ı açıklama olması, bu gerçeğin açık göstergesidir. Tarih boyunca, İslam alimleri Hz. Peygamber (asm)'in tebliğ vazifesini yürüttükleri gibi, tebyin / açıklama vazifesini de sürdürmüşlerdir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun