EVRİMCİLERLE YARATILIŞÇILARIN ÇEVRE PROBLEMLERİNE BAKIŞI

Prof. Dr. Kazım UYSAL
Dumlupınar Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Biyoloji Bölümü, Kütahya.
kazim.uysal@dpu.edu.tr  

     İnsan, temiz ve tabiîliği bozulmamış bir çevrede sağlıklı ve huzurlu yaşayabilir. İnsan ruhu hep tabiîliği arar ve durumu bozulmamış çevrelerde huzur bulur. Ancak bozulmamış tabii çevreler insan etkisi neticesinde günden güne azalmış veya kaybolmuştur. Özellikle insan yapımı binlerce çeşit kimyasal ve sanayi atıkları yıllarca tabiata bırakılmıştır. Hiç kirlenmeyecek ve kaybolmayacak zannedilen tabii çevreler zarar görmüş, tabii kaynaklar bitme noktasına gelmiştir.

İnsanoğlu küresel ısınma ve iklim değişiklikleri, plansız şehirleşme ve alt yapı problemleri, çevre ve gıdaların kirlenmesi, biyolojik zenginliğin yok olması, yeşil alanların tahrip edilmesi, çölleşme ve erozyon, asit yağmurları, ötrofikasyon, ozon tabakasının incelmesi ve zararlı güneş ışınları, yoksulluk gibi onlarca çevre problemi ile boğuşmaktadır. Günümüz önemli çevre problemlerinin yegâne sebebi de insandır. Bu gerçek karşısında insanın aklına şu soru gelmektedir. İnsanın diğer canlılardan farklı hangi özellikleri, bu kadar ağır çevre problemlerine sebep olmaktadır? Bu önemli sorunun cevabı ana hatları ile şöyledir:

     İnsanın duygularına sınır konulmamış olması, ihtiyaçlarının ve konfor arzusunun sınırsız olması, tabiatta geçerli olan fıtrat kanunlarına uymaması ve tabiatı kendine uydurmaya çalışması, istikbali düşünme duygusunun çok fazla olması gibi özellikler sayılabilir. Özellikle materyalist evrim düşüncelerinin insan fıtratına uymayan sosyal Darwinizmi ve vahşi kapitalizmi körüklemesi ile çevre problemleri hız kazanmıştır. İnsanoğlunun fıtrata aykırı yanlış uygulamaları günümüz çevre problemlerine yol açmıştır. Neticede doğrudan veya dolaylı en çok zararı gören insan olmuştur. O halde insanoğlu bakış açısını değiştirmesi, yaptığı yanlışlardan dönmesi durumunda ancak günümüz ağır çevre problemlerini azaltabilir veya önleyebilir.

     İnsanoğlu yaklaşık son yüz elli yıldır materyalist evrimci düşüncenin etkisi altındadır. Materyalist evrimci düşüncenin sonucu olarak toplumlarda semavî dinlerin yaratılışçı bakış açısına dayalı mesajları zayıflamış ve materyalist evrimci bakış açısı hâkim olmuştur. Materyalist evrimci bakışın etkisi ile özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra bilim ve teknolojinin insanlığı tatmin edebileceği, dinlerin anlamsız olduğunu ve tasfiye edilmesi gerektiğini savunan pozitivist filozoflar olmuştur. Darwin’in evrim teorisi materyalist ve çatışmacı düşünceyi desteklemiş, türlerin ortak bir atadan meydana geldiğini savunarak yaratılışçı muhafazakâr anlayışları sarsmış, insanı tabiatın ve hayatın merkezine koyan kutsal dinler ve hümanizmi savunan seküler düşüncelerle çelişmiştir[1].

     Çevre problemlerinin toplum gündemine gelmesinde elbette sanayileşmenin etkisi büyüktür. Ancak insanoğlunun yaşam tarzını, bakış açısını değiştirmediği sürece günümüz çevre problemlerini çözemeyeceği de bir gerçektir. Çevrenin korunmasında materyalist evrimci bakış ile İslâmî bakış birbirinden oldukça farklı esaslar ileri sürer.

     Mesela materyalist evrimci bakış hayata bir mücadele olarak bakar ve ancak güçlü olanın hayatta kalabileceğini savunur. İslamî bakış ise, hayatın yardımlaşma sonucu devam ettiğini ve yardımlaşmanın esas olduğunu ileri sürer. Materyalist evrimci bakışa göre hayat sadece bu dünyadan ibaretken, İslâmî bakış ise esas hayatın ahiret olduğunu nazara verir ve dünya hayatını ona göre planlar. Materyalist evrimci bakış tüm varlıkların tesadüfler sonucu ortaya çıktığını savunur. İslamî bakış ise, sistemi ve sistem içindeki her varlığı Allah’ın bilerek var ettiğine ve sistemde mutlaka bir görevi olduğuna inanır, Allah’ın sistemde görevi olmayan boş ve anlamsız hiçbir şey yaratmadığını savunur. İslamî bakışta insan son derece aciz ve zayıf olmasına rağmen Allah’ın yardımı ve merhameti ile en yüksek mertebeyi elde etmiştir. Materyalist evrimci bakışta ise insan evrim sürecinde en gelişmiş ve hesap sorulamayan canlıdır. Materyalist evrimci ve İslâmî bakış arası temel farklılıkları daha da çoğaltabiliriz. Bu çalışmada her alanda birbirlerine son derece zıt bakış açılarına sahip materyalist evrimci ve İslâmî bakış açılarından hangisinin çevrenin korunmasında daha önemli olduğu tartışılmıştır. 

     İnsanın Çevre Problemlerine Yol Açan Temel Özellikleri

     Hayvanlar hayata lazım olacak becerilerle donatılmış olarak dünyaya gönderilirler, istidat ve kabiliyetleri sınırlıdır ve terakki etmezler, neden sonuç ilişkisi kurma becerileri yok veya çok zayıftır. Bundan dolayı hayvanlar tabiata uygun yaşarlar. İnsanlar ise hayata çok aciz ve zayıf başlarlar. Ancak istidat ve kabiliyetleri sınırsızdır ve öğrenerek sürekli geliştirirler. Sebep sonuç ilişkileri kurarlar. Bundan dolayı tabiatta mevcut işleyen sisteme uymayıp sistemi kendilerine uydurmaya çalışırlar.

     Mesela; soğuk kış şartlarından korunma davranışları açısından insan ve hayvanları karşılaştıralım. Kışın soğuklar bastırınca bazı hayvanlar ölür, bazıları kış uykusuna yatar, bazıları uygun yerlere göçer, bazıları da uygun donanımda yaratılışları sayesinde soğukta yaşarlar. Hayvanların yuvaları basittir ve zamanla geliştiremezler. Mesela hayvanlar ‘soğuktan korunmak için yuvamı daha da geliştireyim, enerji kaynaklarını kullanarak ısıtayım’ gibi bir davranış göstermeleri mümkün değildir. Mesela bülbül kuşunun yuvası bin yıl önce nasılsa, günümüzde de aynıdır. Ancak insan bu hususta çok farklıdır. İnşaat ve yalıtım teknolojilerinin gelişimi, çeşitli enerji kaynaklarının keşfedilmesi ve kullanılması ancak insana has davranışlardır. Donanımlı yaratılışı sayesinde insanoğlu hem soğuktan hem de sıcaktan korunmuş, şartlara uymamış, sistemler geliştirerek farklı şartlara karşı koyabilmiştir.

     Hayvanların ihtiyaçları artmaz. Mesela yüz yıl önceki serçe kuşlarının ihtiyaçları ile günümüz serçe kuşlarının ihtiyaçları aynıdır. Ancak insan hayvanlar gibi değildir. İnsan ihtiyaçları çoktur ve günden güne artmaktadır. Büyük marketlerde sergilenen binlerce çeşit ürünler insan ihtiyaçlarının ne kadar çok olduğunun en iyi misalidir. İnsan daha önce hiç görmediği, ilk gördüğünde ihtiyaç duyduğu birçok ürünle karşılaşır. İnsanın konfor arzusu da sınırsızdır. İnsan aslında sınırsız duygularını, sınırlı dünyada tatmin etmeye çalışmaktadır. İşte insanoğlunun sınırsız duygu ve konfor arzusu, ihtiyaçlarının çokluğu ve zamanla daha da artması tabii kaynakların daha çok sömürülmesine sebep olmuştur. Bu da çevre problemlerini beraberinde getirmiştir.

İnsandan başka her canlının ekosistemde önemli görevleri vardır. Ancak insanın bu sistemin işleyişinde önemli bir görevi olduğunu söylemek zordur. Mesela dünya ekosisteminde insan olmasa idi eksikliği hissedilmeyeceği gibi dengeler de belki daha iyi işleyecekti. İnsan besin piramidinin en üstünde olduğundan, olmaması piramitte önemli bir değişime sebep olmaz. Ancak piramidin altında veya ortalarındaki bir parçanın (canlının) olmaması piramidin yapısında önemli değişim ve bozulmalara sebep olur. İnsan besin piramidinin en üstünde yer aldığından tüm canlılar ya doğrudan ya da dolaylı insana çalışır. Sofrasına bakılırsa ayrıcalıklı olduğu hemen anlaşılır. Hem bitkilerin hem de hayvanların hem kendilerini hem de ürettiklerini tüketir. İnsan, sofrası en zengin yaratıktır. İnsanın sistem üzerindeki saltanatının sebebi; elbette ne kas, ne de pençe gücüdür. Bu özellikler açısından insan çok hayvandan daha geridir. İnsana adeta torpil geçilmiş ve bütün sistem emrine sunulmuş gibidir. İşte İslamiyet ve diğer İbrahimî dinlerin (Musevilik ve Hıristiyanlık) kısmen insan merkezli çevre anlayışları aslında bir gerçeğin ifadesidir. Ancak İslamiyet diğer semavî dinlerden çok daha farklı ve güçlü olarak Allah’ı merkeze alan bir anlayışla sahiptir. Bu önemli husus bu makalenin de esasıdır ve ileride daha ayrıntılı anlatılacaktır.

     Çevrenin Korunmasında Materyalist Evrimci ve İslamî Bakış                                               

     Açılarının Karşılaştırılması

     Materyalist evrim teorisine göre; ‘akılsız, şuursuz ve amaçsız maddeler zaman içerisinde garip tesadüfler sonucu bir araya gelmişler ve insan dâhil tüm canlılar silsile halinde birbirlerinden oluşmuşlardır. Kâinatı ve içindeki canlı ve cansız varlıkları yaratan ve müdahale eden bir yaratıcı yoktur. İnsanın diğer canlılardan üstünlüğü evrim sürecinin bir sonucudur.’

Evrim teorisi hakkındaki tartışmalar diğer canlılardan çok, insan üzerinde odaklanmıştır. Çünkü evrim teorisine göre insan ya maymundan veya maymunla birlikte aynı atadan meydana gelmiştir. Materyalist evrimci bakış canlının fiziksel yapısı gibi davranış sistemi ve ahlakının da evrimle meydana geldiğini savunur[2].

     Materyalist evrimciler nasıl bir mekanizmanın insanı diğer canlılardan böylesine farklılaştırdığını, akılsız ve şuursuz maddenin nasıl akıl, şuur ve bilinci oluşturduğunu, neden insan dışında zihinsel fonksiyonlara sahip, akıl ve şuur sahibi hiçbir canlının olmadığını açıklayamazlar[3].

     İslâmî bakış açısına göre; kâinat ve kâinat içindeki tüm varlıklar İlmi ve Kudreti sonsuz bir Yaratıcı tarafından var edilmişlerdir. Buna delil olarak da kâinat ve içindeki canlı cansız tüm varlıklarda mükemmel bir denge ve düzenin olması gösterilir. Mesela İslâmî bakışa göre en küçük atomlardan en büyük gök cisimlerine kadar her varlık yaratıcının varlığının delilidir. Çünkü bu mükemmel sistemdeki her varlık, birbirleri ile uyum içinde çalışırlar ve akıllıca işler yaparlar. Akıl olmadan akıllı işler yapmak imkânsız olduğundan, akılsız ve şuursuz varlıklara akıllıca işler yaptıran bir yaratıcı olmalıdır.

     İslâmî bakışa göre Allah her an yaratmakta, sistem ve içindekileri idare etmektedir. Kâinatta mükemmel bir düzenin olması Allah’ın varlığını, düzenin devam etmesi de Allah’ın tasarrufunun devam ettiğini gösterir. Allah tüm yaratıklar içinde sadece insanı kendine muhatap olabilecek kabiliyette yaratmış ve insana önemli görevler yüklemiştir. Bundan dolayı da insan her yaptığından hesaba çekilecek, ya mükâfat görecek, ya da ceza çekecektir. Mükâfat ve ceza yeri bu dünya değil, ahiret olarak isimlendirilen ölümsüzlük diyarıdır. Burada bazı esasları verilen İslâmî ve materyalist evrimci bakış açılarını çevrenin korunması açısından karşılaştıralım.

         Dünyaya ve İçindeki Varlıklara Bakış

     İslamî bakışa göre Kur’an-Kerim Allah’ın Kelam sıfatının, Kâinat da Kudret sıfatının eseridir. Kâinat ve içindeki tüm varlıklar Allah tarafından yaratılmıştır ve idare edilmektedir. Yaratılan her şey İlahi Hikmet ve isimlerin yansımalarıdır, Allah’ın varlığını gösteren ayet ve delillerdir. Tabiatın korunması ve çevre problemlerinin önlenmesinde İslâmî bakış ve materyalist evrimci bakış arasındaki farkı daha iyi anlamak için, misal olarak bir çiçek veya böceği ele alalım.

      Tıpkı bir ressamın yaptığı güzel resimleri seyretmekten zevk aldığı gibi, Allah da yaratmış olduğu her varlıktaki eşsiz sanat eserlerini öncelikle Kendisi seyreder ve Kendine mahsus bizim idrakinden aciz olduğumuz kudsi bir memnuniyet alır. Bundan dolayı Allah her yerde sanat eserlerini bolca yaratır, sık sık kaldırır ve tekrar yaratır. Bir çiçek veya böceğin yaratılma gayeleri bununla bitmez. Her bir çiçek veya böcek aklı ve şuurlu olan insanların okuması için yazılmış manalı mektuplardır. Yaratıcı kendini insana eşsiz sanat eserleri ile tanıtmakta, isim ve sıfatlarının mükemmelliklerini göstermektedir. Bununla ilgili Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:

     “Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Geceyle gündüzün birbiri ardınca gelişinde, Allah'ın gökten rızık (sebebi olarak yağmur) indirip, onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde, rüzgârları evirip çevirmesinde aklını kullanan bir toplum için deliller vardır. İşte bunlar, Allah'ın ayetleridir[4].

     “... Her an yaratma halindedir[5].

     ‘Gökte ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır ve Allah her şeyi kuşatmıştır[6].

     Allah kendi kemal ve cemalini öncelikle kendisi görmek ve sonra da şuurlu olan insanlara göstermek istediği için sanat harikası varlıkları yaratmış ve yaratmaktadır.

     İslâmî bakışa göre kâinat ve içindeki varlıklar bir bütündür. Tüm parçaları ile birlikte kâinat ve kâinattaki tüm sistemler Allah tarafından var edilmiştir. Allah Hakîm’dir, yani hikmetsiz gayesiz hiçbir iş yapmaz. Bir Müslüman yaratılış hikmetini bilmese de, faydasız ve gereksiz hiçbir şeyin yaratılmadığına, her varlığın yaratılmasında sayısız gayeler ve hikmetler bulunduğuna inanır. Mesela ekosistemdeki görevlerini bilmese bile, her bir çiçek veya böceğin ekosistemde mutlaka lüzumlu vazifeleri olduğunu düşünür. Mesela bu konuda Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:

     “Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru derler[7]

     “Rahman’ın yaratmasında bir düzensizlik göremezsin. Gözünü çevir de bak, bir çatlaklık görebilir misin?”[8].

     “Şüphesiz, biz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır[9],

     ‘Yeri yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her şeyi bir dengeye göre bitirdik[10].

     “O, göğü yükseltmiştir, dengeyi koymuştur. Artık dengeye tecavüz etmeyin. Dengeyi doğru tutun. Dengeyi bozmayın[11].

     Görüldüğü gibi birçok ayet-i kerimede dengenin mükemmel kurulduğu, Allah’ın hiçbir şeyi boş yere yaratmadığı açıkça ifade edilir. Ayrıca her varlığın kendine mahsus bir lisanla Allah’ı tespih ettiğine dikkat çekilir. Mesela Isra Suresi 44. Ayette şöyle bayen buyrulur:

     “Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tespih ederler. Her şey O’nu hamd ile tespih eder. Ancak, siz onların tespihlerini anlamazsınız. O, Halim’dir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir), çok bağışlayandır”.

     Kâinattaki düzensizlik, musibet, hastalık, ölüm gibi insanın hoşuna gitmeyen tüm hadiseler İlahi Hikmetin gereğidir. Kâinattaki her varlığın ve her olayın hikmetli olduğunu nazara veren İslâmî bakış, günümüz modern ekolojinin benimsediği ekoloji merkezli (ekosentrik) bakıştan çok daha korumacı bir yaklaşım sağlayacağı açıktır. Günümüzde çevre problemleri ancak bütüncül ve ekoloji merkezli bir yaklaşımla çözülebileceği anlaşılmıştır. Ekolojide bütünsellik anlayışı, tabiatı bir bütün olarak görür ve bir olayı tüm ilişkileri ile birlikte değerlendirir[12].

     Materyalist evrimci bakışa göre ise, tüm sistem ve içindeki her varlık tesadüfler sonucu meydana gelmiştir. Mesela her bir çiçek veya böcek garip tesadüflerin neticesinde tabiat eseri olarak var olmuştur. Meydana gelmesinde kör tesadüfler, akılsız ve şuursuz sebepler etkili olduğu için varlığı anlamsız da olabilir. Değeri insana menfaati ve ekosistemdeki görevi nispetindedir. Her canlı güçlü olduğu için hayatta kalmıştır ve kendi menfaati için yaşar. Bir canlının insana doğrudan menfaati yoksa ve ekosistemdeki görevi de bilinmiyorsa varlığı anlamsızdır. Bundan dolayı materyalist evrimci bakışın aslında öncelikle ben merkezli, sonra insan ve ekosistem merkezli olduğunu söylemek daha doğrudur.  

     White ve Toynbee gibi bazı materyalistler çevre problemlerinin meydana gelmesinde semavî dinleri suçlamış ve çevre problemlerinin esas kaynağının semavî dinlerin insan merkezli bakış açısından kaynaklandığını ileri sürmüşlerdir. Semavî dinlere savaş açan günümüz materyalist evrimcileri de genelde aynı kanaattedirler.

     Günümüz ağır çevre problemlerinin temel sebeplerinden birisi de, tabiata ve olaylara bütüncül değil, indirgemeci ve bencil bakışın neticesidir. Materyalist evrimcilerin Yaratıcı’yı inkâr için ileri sürdükleri ‘Yaratıcı olsaydı, düzensizlikler, hastalıklar, musibetler gibi istenmeyen olaylar olmazdı’ gibi fikirler aslında parçacı, indirgemeci ve bencil bir bakışın neticesidir. Materyalist evrimcilerin geçmişte faydasız ve gereksiz olarak gördüğü organ veya canlıların günümüzde ne kadar önemli görevlerinin ve faydalarının olduğu anlaşılmıştır. Materyalist evrimcilere ‘Hayat bir mücadeledir’ dedirten (Sosyal Darwinizim gibi tarihteki kötü uygulamalar da bu bakış açısının sonucudur) hayvanlar arasındaki besin ve beslenme ilişkilerinin birçok ekolojik faydasının olduğu artık tartışılmayan bir gerçektir[13].

     Günümüzde modern ekoloji bilimi ekosistemlerde görevi olmayan, faydasız hiçbir canlının olmadığını kabul eder ve her canlının korunması gerektiğini savunur. Ancak ne yazıktır ki; ekoloji kitapları ve insanlık tarihi insanoğlunun indirgemeci ve bencil bakışı sonucu yaptığı kötü örneklerle doludur.

     Hayata Bakış

     İslamî bakışa göre kâinatta en baskın görünen hakikat yardımlaşmadır ve hayat yardımlaşma ile devam eder. Tüm cansız varlıklar (Güneş, Dünya, atomlar vb) canlılara hizmet için yaratılmıştır ve görevlerini isyansız yerine getirirler. Bitkiler de hayvanlar için yaratılmışlardır, hayvan hayatına hizmet ederler. Hayvanlar ve bitkiler de doğrudan veya dolaylı insan hayatına hizmet ederler. Gerçekte cansız varlıklardan tutun, ta en organize edilmiş canlılara kadar yardımlaşama hâkimdir ve tüm canlılar Kâinatta geçerli olan yardımlaşma ile hayatlarını devam ettirirler.

     Materyalist evrimci bakış ise, İslâmî bakışın tam tersi bir bakışla konuyu ele alır. Onlara göre, hayat bir mücadeledir. Güçlü olan hayatta kalır, güçsüz olanlar ise yok olur. Güçsüzün hayat hakkının olmaması, materyalist evrimcilere göre tabiatın bir kuralıdır. Böyle bir anlayışın çevreyi korumada İslâmî bakışa göre ne kadar yetersiz ve yanlış olduğu açıktır. Çünkü materyalist evrimcilere göre, güçsüz olan yok olmayı hak etmede ve üstelik normal karşılanmaktadır.

     Hâlbuki gerçek hiç de öyle değildir. Atomlar gibi en küçükten, Dünya ve Güneş gibi en büyük varlıklara kadar tüm cansız varlıkların canlılar için çalışması nasıl bir mücadeledir? Tüm bitkilerin hayvanların en temel ihtiyaçlarını (Oksijen, gıda gibi) karşılamaları nasıl bir mücadeledir? Bitki ve hayvanların insan ihtiyaçlarını karşılaması nasıl bir mücadeledir? Materyalist evrimcileri yanıltan ve hayatı bir mücadele olarak gösteren canlılar arasındaki besin ve beslenme ilişkileridir.

     Ekolojik olarak karalarda ayı, aslan, kurt, çakal, kartal gibi hayvanların, denizlerde karnivor beslenen balıkların ekosistemlerin sağlıklı işlemesinde ne kadar önemli olduğu tartışması bile yapılmayan bir konudur. Mesela balıkla beslenen su samurları, aslında balık popülasyonlarının daha sağlıklı olmasına vesile olur[14]. Asıl tirajık ve komik olan; materyalist evrimci bakış hayvanlar âlemindeki geçerli olan ve ekolojik dengelerin bir unsuru olan besin ve beslenme ilişkilerinden esinlenerek hayatın bir mücadele olduğuna hükmetmiş ve insanlık âleminde sosyal Darwinizm gibi şefkat ve merhametten mahrum uygulamalara vesile olmuştur. Bu çarpık bakış, hayvanlar âlemindeki parazit ve asalak yaşayan canlıların beslenme davranışlarını insanlık âlemine de uygulamış ve sömürgeyi meşrulaştırmıştır. İnsan fıtratına uymayan materyalist evrimci bakış karnivor beslenen bir hayvanın besini olan diğer bir hayvanı rızık yapmasına bakıp, gücü ve güçlüyü kutsallaştırmış, güçlü olanın haklı olacağını savunmuş, insanlık âlemini kan ve gözyaşında boğmuştur.

     İnsana ve İnsan Irklarına Bakış

    Materyalist evrimci bakış açısına göre ise, insan tesadüflere dayalı evrimin sonucudur. İnsan, hayvanlar âlemi içinde bir hayvandır (Homo sapiens). İnsanın üstünlüğü dünyada sahip olduğu servet, makam gibi şeylerle ölçülür. Sahip olduğu her şeyi kendinden bilir. ‘Ben kazandım’ ve ‘Hayat bir mücadeledir’ anlayışında olduğu için de paylaşmaya kapalıdır.

     Ahiret inancı olmadığı ve hayatı sadece bu dünyadan ibaret olarak gördüğünden, sınırsız duygu ve düşüncelerini tatmin etmeye çalışır. Materyalist evrimci bakışa göre insan ırkları devam eden evrim mekanizmalarının sonucudur. Bu anlayışa göre, bazı insan ırkları evrimini tamamlamış üstün ırklardır. Mesela materyalist evrimcilere göre Afrika’da yaşayan siyahlar evrimini tamamlayamamış aşağı basamaklardadır[15].

     Yaratılışçı bakışa göre insan, varlıkların en şereflisidir (eşref-i mahlûk). Allah özel olarak insana akıl ve şuur vermiş, kendini tanıyabilecek istidatta yaratmıştır. Yani yaratılmışlar içinde sanattan sanatkârı, eserden ustayı, nakıştan nakkaşı, harften kâtibi anlayabilecek kabiliyet sadece insana verilmiştir. Bundan dolayı da Yaratıcı insanı kendine muhatap olarak (muhatab-ı İlahi) seçmiştir[16].

     İnsanın önemi ile ilgili Kur’an-ı Kerim’de birçok ayet vardır. Mesela;

     ‘O, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı[17], ‘Yeryüzünü size boyun eğdiren O’dur[18], ‘Geceyi ve Gündüzü, güneşi ve ayı sizin istifadenize vermiştir[19], ‘Hem göklerde ve yerde ne varsa hepsini kendi tarafından bir lütuf olarak sizin hizmetinize veren de O’dur. Elbette bunda düsünecek kimseler için ibretler vardır[20], ‘Görmüyor musun ki Allah göklerde ve yerde olan her seyi size ram edip hizmetinize vermiş. Görünen, görünmeyen bunca nimete sizi gark etmis…’[21], ‘Ben yeryüzünde bir halife yaratacagım…’[22], ‘Gerçekten Biz, Âdem evlâtlarını serefli kıldık, karada ve denizde kendilerini taşıyacak vasıtalar nasip ettik, onlara helâl ve hos rızıklar verdik ve onları yarattıgımız varlıkların çoğuna üstün kıldık[23]. ‘Biz sizi dünyaya yerlestirip orada size hakimiyet verdik, orada sizin için bir çok geçim vasıtaları yarattık’[24] gibi birçok ayet insan merkezli bir bakışı yansıtır.

     Kâinatta insana ayrıcalık tanınmış, maddî ve manevî olarak hiçbir canlıya verilmeyen nimetler verilmiştir. Gerçekte dünyadaki tüm cansız ve canlı varlıklar doğrudan veya dolaylı insana hizmet etmektedirler. Ekoloji bilimindeki maddenin devr-i daimi, canlılar arası besin ve beslenme ilişkilerine (Besin zinciri) bakınca da insan, merkezdedir veya en üsttedir.

     Ancak İslâmî bakışa göre insanın makamı büyük olduğu gibi, mesuliyeti de büyüktür. İnsana diğer hiçbir canlıya verilmeyen sorumluluklar da yüklenmiştir. Mesela Kur’an-ı Kerim’de insana verilen büyük mesuliyet Ahzâb suresi 72. Ayette; ‘Biz emaneti göklere, yere, dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten kaçındılar, zira sorumluluğundan korktular, ama onu insan yüklendi’ şeklinde ifade edilir.

     Her varlığın ve olayın yaratıcının eseri olması, israfın yasaklanması, tabiatın insanlara emanet olması, insana önemli sorumluluklar yüklenmesi ve her yaptığından hesaba çekilecek olması gibi prensipler dikkate alındığında İslâmî bakışın sadece insan merkezli olduğu söylenemez[25].

     Gerçekte yanlış olan insana değer ve öncelik vermek değil, materyalist evrimcilerin insanlık âlemine kötü bir hediyesi olan bencil bir bakıştır ve insanı Allah’tan uzaklaştıran anlayıştır. İnsan fıtratı iyi tahlil edilememiş, insanın zaruri olmayan isteklerini karşılamak için tabiattaki insan dâhil tüm varlıklar ve zenginlikler önemsizleştirilmiştir.

     Üstelik İslâmî bakışta insanın üstünlüğü servet ve makam gibi dünyada değerli olan şeylerle değil, asli vazifesi olan Yaratan’a muhatap olabilme derecesi ile ilgilidir. İnsan, maddesine göre değil, manasına göre değerlidir. İnsan Allah’ın katında meleklerin de üstünde bir mertebe alabileceği gibi, hayvanların da aşağısında bir dereceye düşebilir. Ayrıca insana verilen tüm nimetler Allah’ın emanetidir ve insan emanet anlayışıyla hareket etmek zorundadır. Para ve mülkün sahibi değil, emanetçisi ve muhtaç olanlara dağıtmakla görevli memurudur. İnsan duygularına sınır konulmamıştır ve bu dar dünyada, dünyaya ait hiçbir şeyle tatmin edilmesi mümkün değildir. Müslümana göre dünya hizmet yeridir, sadece tatmak ve asıllarına talip olmak yeridir. Yapılan hizmetlerin ücreti ve tüm duygu ve düşüncelerin doyurulması ve tatmini Ahiret hayatında olacaktır. Böyle bir anlayış insanı daha mütevazi, daha paylaşımcı ve çevreye karşı daha korumacı yapacağında şüphe yoktur. 

     İslâm’a göre, insan ırkları da Yaratıcı’nın eserlerindendir. Irklarının farklı olmasının sebebi, insanların birbirlerini daha iyi tanımaları ve yardımlaşmaları için olduğu Kur’an-ı Kerim’in Hucurat suresi 13. ayetinde şöyle buyrulur:

     ‘Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık; sonra da, birbirinizi tanıyasınız diye milletlere ve kabilelere ayırdık’.

     O halde yaratılışçı bakış acısı ile bakan bir kişi, insan ırkları arasında ayrım yapmaz. Hangi ırka sahip olursa olsun, her insan varlıkların en şereflisidir ve Allah’a muhatap olabilecek kıymettedir.

     Sosyal Darwinizm

     Materyalist evrimci bakışın insanlık için en kötü sonuçlarından birisi Sosyal Darwinizm’dir. Sosyal Darwinizm, Darwin’in evrim teorisinin sosyal alana uygulanmasıdır, kısaca toplumsal evrimdir. ‘Hayat bir mücadeledir ve bu mücadelede sadece güçlü olanlar ayakta kalmalıdır’ fikrini savunan evrim teorisi, toplumsal ve siyasi alanda ırkçı ve emperyalist düşüncelere sebep olmuştur.

     Sosyal Darwinist düşünceye göre; yoksullar zayıf, basiretsiz, tembel ve yeteneksiz oldukları için hayat karşısında yenik düşmeye mahkûmdur. Bu, bizatihi tabiatın kanunudur. Darwinizm’in en popüler sloganları olan ‘Yaşamak için mücadele’ ve ‘En iyinin hayatta kalması’ düşüncelerinin sosyal hayata uygulanmasıdır. Servet, sosyal ve siyasal eşitsizlik, toplumda statü farklarının ortaya çıkması tabiidir ve siyasi iradenin sosyal hayata müdahalesi yanlıştır. Zayıf, yoksul, işsiz ve engelli kesimlere yapılan yardımlar tabiatın ruhuna aykırıdır.

     Sosyal Darwinizm teorisi, elitizme, faşizme, liberalizme, emperyalizme, öjenizme (Soy ıslahı, yani ırkın biyolojik olarak arındırılması ve güçlendirilmesi) ve ırkçılığa referans olmuştur. Irkların ayıklanması için emperyalizmi destekler ve istenmeyen insan veya grupların doğum oranlarının sınırlandırılmasını savunur. Toplumsal ilerleme için tabii değişimi beklemek yerine, topluma doğrudan müdahaleyi meşru görür[26].

     Sosyal Darwinizm, öjeni hareketleri desteklemiştir.  Öjeni düşüncesi ABD’de yaygın şekilde etkili olmuş, özellikle Hitler Almanya’sında zirve yapmıştır. Türkiye dâhil bütün ülkelerde nüfus artışı önemli bir problem olarak görülmüş ve neslin iyileştirilmesi için çalışmalar yapılmıştır. Öjenistlere göre tabii seçilim kendi başına bırakıldığında güçsüzler ve zayıflar daha fazla çoğalır. Bundan dolayı zenginler daha fazla, yoksul ve zayıflar ise daha az çocuk yapmalıdır[27].

     ABD’de 1907-1933 yılları arasında onlarca eyalette deli, geri zekâlı, cani ve kusurlu kişilerin kısırlaştırılması için yasa kabul edilmiş, yüz binlerce insan istekleri dışında hadım edilmiş,  toplumsal kıyımlar yaşanmıştır. Küba, Japonya, Danimarka, Finlandiya, İsveç, Norveç ve Estonya gibi birçok ülkede benzer uygulamalar yapılmıştır.

     Bizde de Osmanlı’nın kurtuluşunu Avrupa’dan damızlık ithal etmekte gören soysuz öjenistler olmuştur. Öjeni düşünce o kadar kabul görmüştür ki, Nazi iktidarı sırasında milyonlarca Yahudi’nin ölümüne sebep olmuştur[28].

     Evrim teorisi yalnızca ateistler ve pozitivistler için ilham kaynağı olmamış, birbirine taban tabana zıt olan sosyalizm, kapitalizm ve faşizm gibi ideolojilerde de kullanışlı bir delil olmuştur[29].

     Materyalist evrimci bakışın sonucu olan, savaşları ve ölümleri tabiatın kuralı olarak gören Sosyal Darwinizm insanlık âlemine kan ve gözyaşından başka bir şey verememiştir. Hemcinsi olan insana bile şefkati olmayan materyalist evrimci bakışın, tabiata ve tabiat içindeki canlılara şefkatli olması hiç düşünülemez. İşte böylesine acımasız ve bencil olan materyalist evrimci bakış çevre problemlerinin meydana gelmesine de motivasyon oluşturmuştur. Özellikle günümüzde en önemli çevre problemleri arasında görülen sosyal adaletsizlik ve yoksulluğun meydana gelmesinde sosyal Darwinizm’in payı büyüktür. Materyalist evrimci bakışın önemli sonuçlarından biri olan Sosyal Darwinizm insanlık tarihi boyunca yapılan önemli hatalardan biridir ve etik olarak kınanmalıdır. Materyalist evrim düşüncesinin sefih, gaddar ve sömürgeci batı medeniyetinin meydana gelmesinde de hissesi büyüktür.

     Adalet ve Hesap Verme Anlayışı

     Müslüman olmanın temel esaslarından birisi de öldükten sonra tekrar diriltileceğine ve tüm yaptıklarından hesaba çekileceğine inanmaktır. İslâmî bakışta insan başıboş değildir, tüm yaptıkları kayıt altına alınmaktadır. Sadece insanlara yaptıkları kötülüklerden değil, tüm mahlûkata yaptıklarından hesaba çekilecektir. İnsanın yaptıklarından hesaba çekilecek olması ile ilgili Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır:

     ‘Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek. (Yapılan iş) bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz[30].

    “Sonra o gün, nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz[31].

     Materyalist evrimci bakışa göre ise, hayat dünya ile sınırlıdır. Öldükten sonra ikinci bir hayat yoktur ve hesap defteri kapanır. Hâlbuki dünya hayatında adaletin tecellisi, yeterince tecelli etmemekte, bazıları hiç cezaya çarptırılmamaktadır.  

     Günümüzde çevreye zarar vererek sayısız canlı ve insanları etkileyen bazı kişilerin, nüfuzunu kullanarak dünya hapsinden nasıl kurtulduklarını esefle seyretmekteyiz. Çevreyi korumada ve çevre problemlerini önlemede herkesin kalbinde bir yasakçı bırakan, Ahirette her yaptığından hesap verme anlayışını yerleştiren İslâmî bakışın yaygınlaştırılmasına ihtiyaç vardır. 

     İsraf Anlayışı

     Günümüz çevre problemlerinin esas sebeplerinden birisi de insanın manevî açlığını tüketim hazzı ile gidermeye çalışması, gösteriş için tüketmesi, zaruri olmayan ve lüks tüketim alışkanlığının yaygınlaştırılmasıdır. İsraf boyutuna varan tüketim o kadar artmış ki; tabiatın atıkları geri dönüştürebilme gücü aşılmıştır.

     Hâlbuki İslam, israfı kesin şekilde yasaklamıştır. Üstelik İslâmî bakışa göre, ekosistemde Allah’ın belirlediği görevleri yerine getiren ve Allah’ı tespih eden varlıkların ihtiyaç olmaksızın veya amacı dışında kullanılması yaratılış gayesine aykırıdır. Bununla ilgili olarak Kur’an’da şöyle buyrulmaktadır:

     “…İsraf etmeyin, çünkü O israf edenleri sevmez[32].

      “Ey Âdemoğulları! Allah'a kulluk olsun diye, yapıp ettiğiniz her işte, kendinize çeki düzen verin, yiyip için, fakat saçıp savurmayın; çünkü Allah savurganları sevmez”[33].

     İsrafı kötüleyen ve yasaklayan daha birçok Kur’an-ı Kerim Ayeti vardır. Günümüz çevre problemlerinin çözümünde israfı yasaklayan İslâmî bakışa ne denli ihtiyaç olduğu bellidir. İslâmî bakışa göre insan, Allah’ın kuludur.

     Materyalist evrimciler gibi Allah’ın kulu olmayı reddeden insan ise Kur’an’ın ifadesi ile; ‘heva ve hevesini ilah edinen[34] bir konumdadır. İnsan heva ve hevesinin ise sınırı ve ölçüsü yoktur. Bencil bir hayat, aşırı tüketim alışkanlığı, israfın artması, lükse düşkünlük insanın heva ve hevesine yenik düşmesinin sonucudur.

     Günümüz vahşi kapitalizm uygulamasında materyalist evrimci bakışın; ‘Hayat bir mücadeledir, güçlü olan hayatta kalır. Hayat sadece bu dünyadan ibarettir’ anlayışının etkisi büyüktür. Bu anlayışın ürünü olan vahşi kapitalizm tabiata hâkim olmayı, ne pahasına olursa olsun büyümeyi, mümkün olduğu kadar servet edinmeyi gerektirir.

     Günümüzde dünyanın bir bölümü açlık ve sefalet içinde yaşarken, diğer bir bölümünün savurganlık içerisinde, sahte ihtiyaçlar peşinde koşmaları vahşi kapitalist anlayışın ürünüdür[35].

     Günümüz ağır çevre problemlerinin kaynağı da gelir seviyesi ortalamanın altında olan çoğunluk değil, heva ve hevesi peşinde koşan bencil azınlıktır.

      Sonuç

      Çevre problemleri, tarihin hiçbir döneminde, bu günkü kadar ciddi boyutlarda olmamıştır. Hava, kara ve suların kirlenmesi, biyolojik çeşitliliğin yok olması, ormanların tahrip edilmesi, küresel ısınma, iklim değişiklikleri, ozon tabakasının delinmesi gibi onlarca sayabileceğimiz günümüz çevre problemlerinin tek sebebi insandır. İnsanın çevre problemlerine yol açan temel özellikleri; insanların duygularına sınır konulmamış olmasından dolayı ihtiyaçlarının sınırsız olmasıdır. Diğer taraftan kâinatta geçerli iktisat ve yardımlaşma gibi temel esaslara uymamaması, başta İslamiyet ve diğer semavî dinlerin mesajlarını yeterince dikkate almamasıdır.

     Çevrenin korunmasında materyalist evrimci bakış ile İslâmî bakış arasındaki fark oldukça büyüktür. İslamî bakış her varlığın İlahi bir sanat eseri olduğunu, faydasız hiçbir şeyin yaratılmadığını, bu dünyada yapılan kötülüklerin hesabının sorulacağını nazara verirken, materyalist evrimci bakış ise her şeyin tesadüfler sonucu ortaya çıktığını, güçlü olanın hayatta kalacağını, insanın bu dünyada yaptıklarından hesaba çekilmeyeceğini nazara verir. Bundan dolayıdır ki yaklaşık 1430 yıl önce Kur’an-ı Kerim’de ortaya konmuş çevre anlayışı ve hassasiyeti günümüzde yazılan çevre ile ilgili kitaplardan çok daha ileridir.

     Günümüz ağır çevre problemlerinin çözümü ve tabii kaynakların sürdürülebilir kullanımı insanlığın bakış açısını ve hayat tarzını değiştirmesi ile mümkündür.

     Yoksulluk ve sosyal adaletsizlik başta günümüz çevre problemlerinin temel sebeplerinden birinin kendi hemcinsine bile merhameti olmayan, insan fıtratına zıt sosyal Darwinizm gibi sonuçlar doğuran ve hayatı bir mücadele olarak gören materyalist evrimci bakış olduğu söylenebilir.

     Canlı ve cansız varlıklara verilen önem, insan ve insan ırklarına yaklaşım, adalet ve ahirette hesap verme anlayışı, israfın yasaklanması gibi faktörler nazara alındığında İslâmî bakışın tabiatı koruma ve çevre problemlerini önlemede en makul yaklaşım olduğu görülecektir. 


[1] Dursunoğlu I. Sosyal Darvinizm, Karabük Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 6(1), 2006; Ardoğan R. İslam’da çevre teolojisinin pratiğe yansıması: Çevre ahlakı, Birey ve Toplum, 2 (3), 115-143, 2012; Demir R. Doyumsuz tüketim arzusu ve çevre sorununa Kur’an çerçevesinde bakış, Tüketim toplumu ve çevre sempozyumu, 16-17 Kasım 2012 Karabük.
[2] Spencer H. Social Statics or The Conditions Essential to Human Happiness, John Chapman, London, 1850; Özgökman F. Evrimsel ahlak ve eleştirisi, FLSF (Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi), 19, 153-173, 2015.
[3] Tatlı A. Bilimler Işığında Yaratılış. Üsküdar Üniversitesi yayınları, 2017.
[4] Casiye Suresi, 3,4,5.ayetler.
[5] Rahman Suresi. 29.ayet.
[6] Nisa Suresi, 126.ayet.
[7] Âli İmrân Suresi, 191.ayet.
[8] Mülk Suresi, 3.ayet.
[9] Kamer Suresi, 49.ayet.
[10] Hicr Suresi, 19.ayet.
[11] Rahman Suresi, 7, 8.ayetler.
[12] Kılıç S. Modern Topluma Ekolojik Bir Yaklaşım. Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 12, 108-127. 2006. Erişim: 18.12. 2016.
[13] Kula N. Kur’an ışığında insan-çevre ilişkisinin ruh sağlığı açısından önemi, Uludağ Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, 9 (9), 2000.
[14] Geldiay R. Kocataş A. Genel Ekoloji, Ege Üniv. Fen Fak. Kitaplar Serisi. No: 65,1983.
[15] Ergün ve Çobanoğlu, a.g.e.
[16] Nursi B.S. Sözler, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2017; Koçyiğit Y. Dünyada değişen çevre algısı ve islam’ın çevrecilik anlayışı, Tüketim toplumu ve çevre sempozyumu, 16-17 kasım 2012 Karabük.
[17] Bakara Suresi, 29.ayet.
[18] Mülk Suresi,15.ayet.
[19] Nahl Suresi, 12.ayet.
[20] Câsiye Suresi,13.ayet.
[21] Lokmân Suresi,20.ayet.
[22] Bakara Suresi, 30.ayet.
[23] İsrâ Suresi,, 70.ayet.
[24] A’râf Suresi, 10.ayet.
[25] Feyzioğlu E. Ekoloji, İnsan ve Din. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Konya.2011. Erişim: 25.12. 2016.
[26] Dursunoğlu I. Sosyal Darwinizm, Karabük Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 6(1), 2006.
[27] Karaömerlioğlu A. Darwin ve Sosyal Bilimler, Birikim, 251, 111-22, 2010.
[28] Dursunuğlu, a.g.e.
[29] Çakmak M. Evrim teorisi tanrının varlığı için gerçek bir tehdit midir? Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 22 (2), 55-81, 2013.
[30] Enbiyâ Suresi, 47.ayet.
[31] Karia Suresi, 8.ayet.
[32] En’am Suresi 141. ayet.
[33] A’raf Süresi 31. ayet.
[34] Casiye Suresi, 23.ayet.
[35] Demir R. Doyumsuz tüketim arzusu ve çevre sorununa Kur’an çerçevesinde bakış, Tüketim toplumu ve çevre sempozyumu, 16-17 Kasım 2012 Karabük.

48 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun