MATEMATİĞİN PENCERESİNDEN YARATILIŞ GERÇEĞİ (BÜYÜK PATLAMA TEORİSİ)

Doç. Dr. Erhan PİŞKİN
Dicle Üniversitesi, Matematik Eğitimi Anabilim Dalı, Diyarbakır.
[email protected]

     Eski Yunan filozofu Aristo yaklaşık 1800 yıl önce kâinatın statik (durağan) olduğunu ifade etmişti. Bu düşünce 20. yüzyıla kadar bilim dünyasında kabul görmüştür. Bu sebeple maddenin ezeli olduğu düşünülüyordu. Dolayısıyla bir yaratıcının olmadığı fikrini kabul eden materyalist felsefe benimsenmekteydi. Ancak modern bilim 20. yüzyılda kâinatın yaklaşık 13,7 milyar yıl önce Big Bang (Büyük Patlama) olarak adlandırılan bir patlama sonucu yaratıldığını ve dolayısıyla maddenin ezeli olmadığını göstermiştir. Bu gerçeği ünlü fizikçi Stephen Hawking şöyle ifade etmektedir:

      “1915’i izleyen onlarca yıl içinde bu yeni uzay ve zaman anlayışı kâinat hakkındaki düşüncelerimizde köklü değişiklere yol açtı. Aslında değişmeyen, hep var olan ve sonsuza kadar varlığını sürdürecek olan kâinat kavramının yerini dinamik, genişleyen, geçmişte sonlu bir zamanda başlamış ve gelecekte sonlu bir zamanda bitecek olan bir kâinat kavramı aldı[1].”

     O bir başka ifadesinde şöyle demektedir:

     “Kâinatın niçin bu şekilde başladığını, bizim gibi varlıkları yaratmaya niyetlenen İlahın işi olarak görmenin dışında, açıklamak çok zor.[2]

     Kâinatın Allah (cc) tarafından yaratıldığını yaklaşık 1400 yıl önce Kura’n-ı Kerim şöyle haber vermiştir: 

     “O, gökleri ve yeri yoktan yaratandır[3]

     Modern bilim ise 20. yüzyılda bu ilâhî mesaja ancak ulaşabilmiştir. Yani “Zaman ihtiyarladıkça Kur’ân gençleşiyor. Rumuzu tavazzuh ediyor.” Demek ki, Kur’ân bütün zamanları kucaklıyor, bütün çağların önünden gidiyor.

      Kâinatın Genişlemesi                                                   

     Rus fizikçi ve matematikçi Alexander Friedmann’ın kâinatın genişlemekte olduğunu 1922 de teorik olarak ispatlamasından birkaç yıl sonra, 1929 da Edwin Hubble dev bir teleskop ile kâinatın genişletilmekte olduğunu gözlemledi.

     Hubble, kâinatın genişletildiğini dalgaların basit bir özelliği ile keşfetti. Dalga kaynağı alıcıdan uzaklaştıkça, dalganın alınma sıklığı (frekansı) düşer. Meselâ; bize doğru yaklaşan bir arabanın motor sesi tiz iken (yüksek frekanslı), bizden uzaklaşan bir arabanın motor sesi pestir (düşük frekanslı, kalın). Bu olaya fizikte Doppler etkisi denir.

      

     Işık bir dalga olduğundan ışık kaynağı gözlemciden uzaklaştıkça ışık dalgalarının sıklığı azalacağından kırmızımsı görünür (kırmızıya kayma). Eğer ışık kaynağı gözlemciye yakınlaşırsa dalgaların ulaşma sıklığı artacağından mavimsi görünür (maviye kayma). İşte Hubble, gözlemlediği gökadalardan gelen ışığın kırmızıya kaydığını keşfetti. Dolayısıyla gökadalar bizden uzaklaşmaktaydılar. Bunu bir balon üzerine küçük noktalar koyup balonu hafifçe şişirerek noktaların birbirlerinden uzaklaşması gibi düşünebiliriz.

     Hawking bunu şöyle ifade ediyor:

     “1929 yılında Edwin Hubble bir dönüm noktası olan gözlemini gerçekleştirdi: Hangi yöne bakarsak bakalım uzak yıldız kümeleri hızla bizden uzaklaşıyorlardı. Başka bir deyişle, kâinat genişliyordu. Bu demekti ki, eskiden cisimler birbirine bugün olduğundan daha yakındılar. Gerçekten de öyle görünüyor ki, yaklaşık on ya da yirmi milyar yıl önce bir anda tüm cisimler tek bir noktadaydı ve bundan dolayı kâinatın yoğunluğu o anda sonsuzdu. Bu buluş, kâinatın başlangıcı sorusunu en sonunda bilimin alanına soktu.[4]

     Kâinat zaman içerisinde genişlediğine göre, bunun bir başlangıcı olmalıydı. Yani kâinat geçmişte daha küçük olmalıydı, böylece zamanda geriye doğru düşünürsek kâinatın başlangıç noktası var olmalıydı.

      

     Yoğunluk (d), kütle (m) ve hacim (v) arasında   

        

İlişkisi olduğundan ve zaman da geriye doğru gidildiğinde hacim küçüleceğinden ulaşılan bu ifade matematik olarak yazılırsa;

         

 

olur. Yani sıfır hacim ve sonsuz yoğunluk vardır. Bu ise fiziksel olarak yokluk demektir. Dolayısıyla ilk yaratılma anında hacim sıfır ve yoğunluk sonsuzdur. Yani kâinat yoktan yaratılmıştır.

     Hawking bunu bütün kâinatın sıfır büyüklüğünde bir noktaya sıkışmış hali olarak ifade eder:

     “Bütün kâinat sıfır büyüklüğündeki tek bir noktaya sıkışmıştı. O zaman kâinatın yoğunluğu ve uzay-zamanın eğriliği sonsuz olmalıydı. Bu büyük patlama dediğimiz zamandır[5].”

     Kocaman incir ağacının küçücük incir çekirdeğinde programının yazılmış olması gibi kâinatın programı da tek bir noktaya sıkıştırılmıştı.

     

     Kuran-ı Kerim 20. yüzyılda ulaşılan bu gerçeği şöyle ifade etmektedir:

     “Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz biz (onu) genişletmekteyiz.[6]” 

     Kâinat zamanla genişletildiğine göre, büyüyen her şeyin bir çocukluğu, başlangıcı olmalıdır. Bu başlangıç Bing Bang olarak adlandırılmaktadır.     

         

     Big Bang (Büyük Patlama)                                                       

     Kâinat yaklaşık 13,7 milyar yıl önce sıfır hacim ve sonsuz yoğunluktaki bir noktadan yaratılmıştır. Bunu şöyle örneklendirebiliriz. Elimizde çok sayıda bilye olduğunu varsayalım. Bu bilyeleri oldukça geniş bir odanın içine fırlattığımızı düşünelim. Eğer bilyeleri çok hızlı atarsak bilyeler dağılıp kaybolacaktır veya çok yavaş bırakırsak bilyeler dağılmadan üst üste yığılacaktır. Fakat uygun bir hızla atarsak birbirlerinden uygun mesafelerde bulunacaklardır. Kâinat da yaratılırken çok yüksek veya çok yavaş bir patlama olsaydı, kâinat teşekkül etmeden dağılacak veya üst üste yığılacaktı. Burada tesadüf olamayacak kadar hassas bir denge mevcuttur.

      Profesör Paul Davies, bunu şöyle ifade ediyor:

     “Hesaplamalar, kâinatın genişleme hızının çok kritik bir noktada olduğunu göstermektedir. Eğer kâinat birazcık yavaş genişlese çekim gücü nedeniyle içine çökecek, biraz daha hızlı genişlese kozmik materyal tamamen dağılıp gidecekti. Bu iki felaket arasındaki dengenin ne kadar "iyi hesaplanmış" olduğu sorusunun cevabı çok ilginçtir. Eğer patlama hızının belirli hale geldiği zamanda, bu hız gerçek hızından sadece 10 üzeri eksi 18 (milyon kere milyon kere milyon) kadar bile farklılaşsaydı, bu gerekli dengeyi yok etmeye yetecekti. Dolayısıyla kâinatın patlama hızı inanılmayacak kadar hassas bir kesinlikle tesbit edilmiştir. Bu sebeple Bing Bang herhangi bir patlama değil, her yönüyle çok iyi hesaplanmış ve düzenlenmiş bir hadisedir.[7]

     Sadece Büyük Patlama anındaki hassasiyet bile tesadüf olamaz. Yani tesadüf olma ihtimali 1.000.000.000.000.000.000 (Kentilyon) da 1 dir. Ayrıca, bu durum Hawking tarafından aşağıdaki gibi ifade edilmiştir:

     “Kâinatın genişleme hızı o kadar kritik bir noktadadır ki, Büyük Patlama’dan sonraki birinci saniyede bu oran eğer yüz bin milyon kere milyon da bir (10 üzeri 14) daha küçük olsaydı kâinat şimdiki durumuna gelmeden içine çökerdi[8].”

     Farklı şekillerde ifade edilen bu hassas durumun tesadüf sonucu olamayacağını Penrose şöyle ifade eder:

     “Kâinatın, şöyle mütevazı bir görünüşle de olsa, başlangıçtaki gibi bir tekilliğe tesadüf eseri sahip olması ihtimali nedir? Bu ihtimal 10 üzeri 123 te bir ihtimalden daha küçüktür”[9].

     Tüm kâinattaki parçacık (proton, nötron, kuark) sayısının 10 üzeri 80 olduğu düşünülürse, 10 üzeri 123 sayısının ne kadar büyük bir sayı olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

     Patlamalarda düzensizlik meydana gelmesi beklenirken tam tersine müthiş bir hassasiyet içinde mükemmel bir kâinat teşekkül etmiştir. Bunu sağlayan ve büyük patlama anında bitişik olan dört temel kuvvet vardır. Bu kuvvetler hayatın tecellisi için gerekli kuvvetlerdir.

      Kütle Çekim Kuvveti (Yer çekim kuvveti)

     Maddeler arasında cisimlerin uzaklığı ile ters orantılı olan kuvvettir. Dolayısıyla kütlesi olan her şey birbirini çeker. Kütle çekimi kuvveti yıldızların, gezegenlerin ve dolayısıyla ağır atomların teşekkülüne sebep olur. Bu kuvvet olmasaydı hayat olmazdı. Yer çekimi denilince akla gelen ilk bilim insanı Newton bu konuda şöyle demektedir:

     “Gökteki hadiseleri kütle çekim kuvvetiyle açıkladık, ancak bu kuvvetin sebebini tayin etmedik. Güneş, gezegenler ve kuyruklu yıldızlardan meydana gelen bu en güzel sistem, ancak zeki ve güçlü bir varlığın bilgisi ve hâkimiyetiyle işleyişini sürdürebilir[10].”

    Elektromanyetik Kuvvet

     Aynı yüklerin birbirlerini itme ve zıt yüklerin birbirilerini çekme kuvvetidir. Dolayısıyla elektron yörüngede bu kuvvet sebebiyle tutulur. Bu kuvvet olmazsa atom ve dolayısıyla hayat olmaz.

      Güçlü Nükleer Kuvvet

     Atom çekirdeğindeki proton ve nötronları bir arada tutan kuvvettir. Bu kuvvetin yokluğunda protonlar bir arada durmaz ve atom teşekkül etmezdi.

     Zayıf Nükleer Kuvvet

     Hidrojeni helyuma dönüştüren kuvvettir. Yıldızların yanmasına sebep olur ve böylece ağır elementler ortaya çıkar.

     Büyük patlamadan kısa bir süre sonra birbirinden ayrılan bu kuvvetlerin ayrılma zamanını aşağıdaki şemada özetleyebiliriz.

     Patlama sırasında dengeyi muhafaza eden bu dört kuvvet, sonsuz ilim, irade ve kudret sahibinin kâinatta her an tasarruf ettğini gayet açık bir şekilde göstermektedir. Şayet Allah’ın bu tasarrufu bir an çekilmiş olsa, ipi kopmuş tesbih taneleri gibi, bütün kâinat da darmadığın olur.

               

      Kozmik Radyasyon                                                                  

      Kâinatın genişletildiğinin bir diğer delili de, eğer kâinat bir noktada patlayıp başladı ise, kâinatın her tarafında aynı kozmik dalgaların bulunması gerekiyordu. 1965 yılında Arno Penzias ve Robert Wilson çok duyarlı bir dalga dedektörünü denerlerken ilginç dalgalar keşfettiler. Dünya kendi ekseni ve güneş ekseni etrafında döndürüldüğünden dedektörün yönü farklı yönlere döndürüldükçe her taraftan neredeyse eşit seviyede dalga geliyordu. Bu büyük patlamanın yeni bir deliliydi. Bu çalışmaları ile Penzias ve Wilson 1978’de Nobel Ödülü kazandılar.

     Yaratılışın Altı Devresi  

     Kuran-ı Kerim’de kâinatın altı safhada yaratıldığı ifade edilmektedir:

     “Gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde (altı devrede) yaratan, sonra arşa hükmeden Allah'tır. O'ndan başka bir dostunuz ve şefaatçiniz yoktur. Düşünmüyor musunuz?” [11]               

     İlginçtir bilim insanları kâinatın yaratılışı ile ilgili çalışmalar yaparken inceleme kolaylığı açısından altı dönem olarak ele alırlar.

     Steven Weinberg, “İlk Üç Dakika[12]” isimli kitabında kâinatı sıcaklığının düşmesine göre altı film karesi şeklinde sınıflandırmıştır. Burada farklı bir sınıflandırmayı ifade edeceğiz.[13]:

     Birinci Aşama: Planck dönemi olarak adlandırılan bu dönem 10-43. Saniyede 10-33 santimetre boyutunda ve 1032 Kelvin sıcaklığında büyük patlama olmaktadır. Kâinatı teşkil eden; kütle çekim kuvveti, elektromanyetik kuvvet, zayıf nükleer kuvvet ve güçlü nükleer kuvvet bu safhada bir arada idiler.

     İkinci Aşama: Kozmik çorba olarak adlandırılan 10-32. Saniyede sıcaklık 1015 derecedir. Bu safhada Einstein’in ünlü  denkleminin de ifade ettiği gibi, büyük patlama ile ortaya çıkan enerji, madde ve antimaddenin meydana gelmesine sebep olmaktadır.

     Üçüncü Aşama: Elektron oluşturulmaktadır. Bu aşamada sıcaklık 12.108 derecedir.

     Dördüncü Aşama: Radyasyon dönemidir ve ilk patlamadan yaklaşık üç yüz bin sene geçmiştir. Sıcaklık 109 derecedir. Burada madde plazma halindedir.

     Beşinci Aşama: Maddenin yaratılışı 300000 yıl ile 500000 yıl arası zaman geçmiş ve sıcaklık 3000 dereceye düşürülmüştür.

     Altıncı Aşama: Yıldızların ve galaksilerin meydana getirildiği dönemdir.

     Dünya, Güneş ve Ay                                                                 

     Bu kısımda, Dünya, Güneş ve Ay ile ilgili bazı bilgiler verip ne kadar muazzam bir kâinatta yaşadığımızı ve Allah (c.c)’ın azametini anlamaya çalışacağız.

     Dünya

     Ekvatorda dünyanın çapı: 12742 km, çevresi ise 40075 km ‘dir. Dünyanın toplam yüzey alanı 510100000 km2'dir.

     Güneş
     Hacim 1,4122×1027 m3 (Dünya'nın 1.300.000 katı), kütle 1,9891 ×1030 kg (Dünya'nın 332.946 katı).

     Ay
     Çapı 3.476 km'dir. Dünya'nın dörtte biri büyüklüğündedir ve dünyadan 81,3 kat daha hafiftir. Dünya’nın çapı Ay’ın çapının yaklaşık 4 katıdır. Güneş’in çapı ise Dünya’nın çapının yaklaşık 109 katıdır.

     Güneş, Dünya’dan yaklaşık olarak 150 000 000 (150 milyon) km uzaklıktadır. Ay ise Dünya'dan 384 000 km uzaklıktadır. Ay'ın Dünya'ya olan uzaklığından 400 kat daha fazladır.

      

    Dünya'nın içerisine yaklaşık 64 tane Ay sığabilir. Güneş'in içerisine de bir milyon tane Dünya'nın sığacağı söylenebilir.

     Dünya, Güneş ve Ay'ın büyüklüklerini daha iyi anlayabilmek için Ay'ı bir mercimek tanesi kadar farz edersek; Dünya'yı bir nohut tanesi, Güneş de bir futbol topu kadar olacaktır.

     Bazı Hızlar

     Dünya kendi ekseni etrafında 1.670 km/saat, dünya güneşin etrafında 108.000 km/saat,  güneş Samanyolu galaksisinin etrafında 900.000 km/saat hızla döndürülmektedir.

     Samanyolu, kendisiyle birlikte Yerel Galaksi Kümesini teşkil eden diğer galaksilerle birlikte, 150 milyon ışık yılı uzağımızdaki bir süper galaksi kümesine doğru 3.000.000 km/saat hızla hareket ettirilmektedir.

     Sonuç                                                                                                      

     Bilim-din ilişkisi ile ilgili yazılmış birçok tercüme eserde bilim ve dinin çeliştiği algısı oluşturulmaya çalışılmaktadır. Bunun en önemli sebebi batılı yazarlar bilim ve dinin çeliştiğini söylerken, din olarak tahrif edilmiş Hıristiyanlık ve Yahudiliği kastetmektedirler. Fakat bu kitaplar Türkçeye tercüme edilirken din kelimesi İslamiyet gibi algılanmaktadır. Bu sebeple birçok insan İslamiyet ile bilimin çeliştiğini düşünmektedir.

     Bu çalışmada son bilimsel gelişmeler ile Kuran-ı Kerim’in uyum içerisinde olduğunu ifade etmek için bazı ayetlerden örnekler verilmiştir. Elbette ayetler ilmi ezeli olduğundan farklı anlamlar barındırmaktadır. İlginç olan şudur ki, 1400 yıl önce indirilmiş Kuran-ı Kerim ile modern bilim uyum içerisindedir. Bu uyumluluğun sebebi, her ikisinin de Allah’ın eseri olmasındandır. Yani Kuran-ı Kerim Allah’ın Kelam sıfatının, kâinat kitabı ise İrade sıfatının eseridir.   

     Yukarıda ifade ettiğimiz gibi, kâinatın yaratılışında mükemmel bir sanat vardır. Elbette sanat varsa onu bir yapan olacaktır. Madem “Yapan bilir, elbette bilen konuşur”. Kur’an’da bu yaratılış pek çok yerde nazara verilir:

     “O, gökleri ve yeri yoktan yaratandır.”[14]

     “O, gökleri ve yeri örneksiz yaratandır. Bir işe hükmetti mi ona sadece «ol» der, o da hemen oluverir.”[15]

     “Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz biz (onu) genişletmekteyiz.”[16]


[1] Hawking, S. Zamanın Daha Kısa Tarihi. Doğan Kitap 2009.
[2] Hawking, S. a.g.e.
[3] En’âm Suresi 101.ayet, Şurâ Suresi, 11.ayet.
[4] Hawking, S. Zamanın Kısa Tarihi, Milliyet Yayınları, 1989.
[5] Hawking, S. Zamanın Daha Kısa Tarihi, Doğan Kitap 2009.
[6] Zariyat Suresi, 47.ayet.
[7] Paul D., Superforce: The Searchfor a Grand Unified Theory of Nature, 1984.
[8] Hawking, S. Zamanın Kısa Tarihi. Milliyet Yayınları, 1989.
[9] Roger Penrose. Büyük Küçük ve İnsan Zihni. Sarmal Yayınevi, 1998.
[10] Michael Guillen. Dünyayı Değiştiren Beş Denklem. Tübitak Popüler Bilim Kitapları, 2001.
[11] Secde Suresi, 4.ayet.
[12] Steven Weinberg. İlk Üç Dakika. Tübitak Popüler Bilim Kitapları, 1998.
[13] Tuna, T., Ol dedi oldu. Şule Yayınları, 2006.
[14] En’âm Suresi, 101.ayet; Şurâ Suresi, 11.ayet.
[15] Bakara Suresi, 117.ayet.
[16] Zariyat Suresi, 47.ayet.

Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun