YARATILIŞ GERÇEĞİ VE EVRİMCİ GÖRÜŞE GÖRE KADIN

Öğr. Görev. Yasemin AĞAOĞLU
Kavram Meslek Yüksek Okulu İstanbul.
yasemin.agaoglu@kavram.edu.tr

     Dinlerin kendi içinde farklılıkları olsa dahi, gönderilen kitap ve Peygamberler her konuda insanoğluna ışık tutmuştur. Ancak insanoğlu bu ışığın aydınlatıcı etkisini görmezden gelerek çoğunlukla kendi aydınlanmalarını kendileri yapmayı tercih etmişlerdir. Çünkü bu durum onların işine gelmiştir. Bilgileri kendi istedikleri gibi yorumlayarak,  kendi düşüncelerini empoze etmek, o dönemdeki insanların kendilerine itaat etmelerine neden olmuştur.

     O dönemde insanlar merak ettiklerini araştırmak ya da sorgulamak için gerekli olan yetkinlikte değillerdi. Kendilerini bilim adamı olarak gösteren kişilerin söylediklerine inanmak ve bunları benimsemek zorunda hissediyorlardı. Çünkü o zamanlar araştırma yapmak deney yapmak bilimsel çalışmaları yürütmek insanlar için ulaşılması çok ütopik olaylardı. Bu nedenle bunu başaran kişilere gösterdikleri biat ve saygı sonsuzdu. Onlar ne dediyse kuşkusuz, sorgusuz sualsiz doğru kabul edilirdi. Meselâ Charles Darwin’in savunduğu evrim teorisi insanların yaratılışları ile ilgili olarak bilgi vermekte ancak yaratılış gerçeğiyle uyum sağlamamaktadır. Bu teorilerin ışığında; kadın ve erkeğin eşit yaratılmadığını, kadınların hem biyolojik hem de zihinsel olarak evrimleşemedikleri için aşağı sınıf birey olduklarını da savunmuştur.                        

     Darwin’in Hayatından Kesitler

     Darwin kendi hayatı için şöyle der:

    “Okulu bıraktığım sırada hayatın ne ilerisinde ne gerisindeydim; sanırım bütün hocalarımla babamın gözünde ortalamanın birazcık altında bir zekaya sahip, gayet sıradan bir oğlan çocuğuydum. Bir gün babam gelip bana ‘İşin gücün avlanmak, köpekler ve sıçan yakalamak; belli, sen kendin için de bütün aile için de bir yüzkarası olacaksın’ demişti, onurum fena kırılmıştı.”

     Çocukluk yıllarında erken bir akademik atılımı gösteren herhangi bir işaret yoktu. İngiltere’de kırsal bölgede yaşayan varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Darwin, klasikler üzerinde yoğunlaşan bir müfredat sisteminden nefret eden, son derece vasat bir öğrenciydi. Babasının arzusunu yerine getiren Darwin tıp okuluna girdi, fakat insan kadavrası kesip açmaktan iğreniyordu ve çalışmaları hep yarım kaldı. Kadavralar karşısında yaşadıklarının aksine, Darwin’in, avladığı kuşları ve küçük hayvanları öldürmek konusunda pek bir sorunu yoktu. Alanının dışındaki bir girişim olarak kendisi için tespit ettiği görevlerden biri vahşi yaşamı izlemek ve örnek toplamaktı. Charles’ın geleceğiyle ilgili ümitsizliğe düşen Robert Darwin, ikinci oğluna ruhban sınıfına girmesini sağlayacak bir diploma alabilmesi için Cambridge Üniversitesi’ne başvurmasını emretti. Darwin, babasının vazgeçirme çabalarına rağmen Beagle adlı bir araştırma gemisinde bir doğa bilimci olma teklifini hemen kabul etti. Daha sonra bu deneyim için; “Zihnimin ilk terbiye edilişi ve eğitimi” diyecekti. Dünya turuna dönüşen bu beş yıllık gezi, ona sonraki düşüncelerini şekillendirecek olan tabiî dünyayı keşfetme ve değerlendirme için yeterince zaman bulma fırsatı verdi.

     Darwin birkaç yıl içinde teyzesinin kızı Emma Wedgwood ile evlendi ve ardından, bahçeleri ve seraları çalışmaları için ölümüne dek canlı bir laboratuvar sağlayacak olan bir malikâneye taşındı. Bu hayat biçimini mümkün kılan, ailesinin servetiydi. Keşif yolculuğundan sonra baş gösteren ve baş ağrıları, kalp çarpıntılarıyla kas spazmları gibi pek çok belirtisi olan fakat nedeni anlaşılamayan bir hastalık, 1882’deki ölümüne kadar peşini bırakmadı ve yeni yolculuk planlarının önüne geçti.Tıp eğitimindeki başarısızlığı sebebi ile Cambridge’de ilâhîyat eğitimi görmüştür[1].                 

     Darwinist Düşünceye Göre Kadın

    Charles Darwin başta olmak üzere pek çok Darwinist, kendilerince kadınların evrimleşemedikleri için hem biyolojik hem de zihinsel olarak erkeklerden aşağı oldukları gibi akıl almaz bir düşünceye inanmaktadır[2].  Meselâ Darwin’in çağdaşı ve takipçisi olan antropolog McGrigor Allan kadının erkekten daha az gelişmiş olduğunu belirterek durumu şöyle ifade eder; “Kadın,  fiziksel, zihinsel ve ahlaken bir tür yetişkin çocuktur…Kadınların bu dünyaya kalıcı değerde ve kayda değer, orjinal nitelikte bir fikirle katkıda bulunup bulunmadığı şüphelidir”[3].

   Cenevre Üniversitesi’nde doğa tarihi profesörü olan materyalist Carl Vogt, Darwin’in vardığı bütün sonuçları -hiçbir bilimsel değerlendirmeye tabi tutmadan- kabul etmişti ve “Çocuk, kadın ve bunak beyazın yetişkin bir zenci ile aynı zihinsel özelliklere ve kişiliğe sahip olduğunu, dolayısıyla bunların aşağı sınıftan olduklarını” iddia etmişti[4].

  Alman bilim adamı Vogt daha da ileri gitmiş ve ‘kadınların erkeklerden çok aşağı ve hayvanlara daha yakın oldukları’ yalanını öne sürmüştü. Vogt’un yanılgılarına göre, kadın, evrimi erken durduğu için “gelişimi engellenmiş bir erkekti[5]. Vogt’un bir başka sapkın iddiasına göre de, medeniyet ilerledikçe kadınla erkek arasındaki uçurum daha da açılıyordu. Mesela Avrupa’nın ileri toplumlarında bu fark çok daha büyüktü[6]. Darwin, Vogt’un hezeyanlarından oldukça etkilenmişti ve onu en önemli taraftarları arasında saymaktan onur duyduğunu ifade etmişti[7].

     Darwin’in takipçilerinden evrimci sosyal psikolog Gustave Le Bon ise (1841-1931) kadınlar hakkında şöyle yazmıştı:

     “Kadınların beyinleri erkeklerden çok gorillerin beyinlerine yakındır. Kadınlardaki aşağı ırk olma o kadar belirgindir ki, hiç kimse doğruluğu hakkında bir an bile tartışmaz; yalnızca derecesi tartışmaya değer… Kadınlar insan evriminin en aşağı formunu temsil ederler ve yetişkinlerden ve medeni erkeklerden çok çocuklara ve vahşilere daha yakındırlar. Vefasızlıkta, tutarsızlıkta, düşünce ve mantık eksikliğinde ve sebep yetersizliğinde üstündürler. Hiç şüphesiz ortalama bir erkekten daha üstün olan kadınlar mevcuttur, ama bunlar doğuştan çirkin olan istisna şeylerdirler. Mesela iki kafalı bir goril gibi; sonuç olarak onları tamamen göz ardı edebiliriz[8].

     Yine bir evrimci olan Elaine Morgan da kitabında, Darwin’in erkekleri, “kadınların niçin bariz bir şekilde aşağılık ve daha alt tabakada olduklarının sebepleri üzerinde çalışmaya motive ettiğini”belirtecek kadar ileri gitmiştir[9].

     Hatta bazı evrimcilere göre erkekler ile kadınlar arasında var olduğunu iddia ettikleri sözde zihinsel fark o kadar önemli boyutlardadır ki, kadın ve erkek iki ayrı tür gibi sınıflandırılmıştır. Evrimcilere göre erkekler Homo frontalis, kadınlar Homo parietalis‘tir[10].

     Evrimci bilim adamı John R. Durant’ın da kabul ettiği gibi, ırkçılık ve  

cinsiyet ayrımı evrim teorisinin belli başlı sonuçlarından ikisidir. Durant Darwin’in kadınlara bakış açısındaki yanlışlığı şöyle ifade etmiştir:

  “Darwin, kadınların sezgi, hızlı algılama ve belki taklit gibi güçlerinin, aşağı ırkların, dolayısıyla eski ve aşağı medeniyet düzeyinden insanların özelliklerine benzer olduğunu düşünüyordu[11].

     Durant’ın söz ettiği Darwin’in yanılgıları, İnsanın Türeyişi adlı kitabında şöyle geçmektedir:

    “Genellikle kadınlarda, sezgi, hızlı kavrama ve belki taklit gücü gibi özelliklerin, erkeklere oranla çok daha belirgin olduğu itiraf edilir; ancak bu kabliyetlerden -en azından- bazıları, aşağı ırklara ve bu nedenle de eski ve aşağı medeniyet düzeyine ait özelliklerdir[12].

     Evliliğin kendince neden yararlı olduğunu açıklarken bile Darwin’in kadınları aşağıladığı görülmektedir:

     “…çocuklar, daimi bir arkadaş, ilgi gösterecek (ileri yaşta arkadaş), sevilecek ve oyun oynanacak biri… Herşeye rağmen bir köpekten daha iyi bir şey. Ev ve evle ilgilenecek bir kişi. Müzik ve havadan sudan konuşmalar. Bunlar sağlık için iyi şeylerdir[13].

     Darwin, evliliği  kendince “bir kadının arkadaşlığı ne de olsa bir köpeğin arkadaşlığından daha iyidir” mantığı ile gerekli gördüğünü söylemiş; evlilikle ilgili ifadelerinde, bütün hayatını birlikte geçirecek iki insanın arasındaki dostluk, sevgi, saygı, bağlılık, sadakat, yakınlık, samimiyet ve güven gibi özelliklerden hiç söz etmemiştir. Darwin evlilik için ayrıca şunları söylemiştir:

    “Zaman kaybı; akşamları okuyamazsın, şişmanlık ve tembellik, endişe ve sorumluluk, kitaplar vs. için daha az para ayırmak, eğer çok çocukluysanız geçim sağlama baskısı… belki karım Londra’yı sevmeyecek, o zaman ceza, uyuşuk ve tembel bir aptalla sürgün hayatı olacak[14].

     Darwin, erkeklerin kadınlara göre daha üstün oldukları iddiasını ise şöyle ifade etmiştir:

    “İki cinsin zihinsel güçleri arasındaki en temel farklılığı, erkeklerin derin düşünme, mantık, hayal gücü veya sadece duyu ve ellerin kullanımını gerektiren her işte kadınlardan daha yüksek mevkilere ulaşmaları göstermektedir. Şiir, resim, heykeltraşlık, müzik, tarih, bilim ve felsefe konularında önde gelen kadın ve erkeklerin listesi yapılmış olsaydı, iki listeyi karşılaştırabilmek mümkün olmazdı. Bay Galton’un, Hereditary Genius (Kalıtsal Dahi) adlı kitabında çok iyi ifade ettiği gibi, eğer erkekler, birçok konuda, kadınlar üzerinde tartışılmaz bir üstünlüğe sahip iseler, o zaman erkeklerin ortalama zihin gücünün kadınlarınkinden yüksek olması gereklidir sonucunu, ortalamalardan sapma kanunundan çıkarabiliriz[15].

     Darwin’in kadın karşıtı sözleri çok açıktır, birçok bilim adamı da bu durumun farkındadır. Evrim teorisine karşı çıkan ve Darwinizmin sosyal hayattaki olumsuzluklarını açıklayan 800 üzerinde yayını ve 20 üzerinde kitabı bulunan Dr. Jerry Bergman, The Dark Side of Charles Darwin isimli kitabında, bu konuda şunları söylemektedir:

     “Darwin’e göre erkekler ile kadınlar arasındaki farklılıklar o kadar büyüktür ki ikisinin “aynı türe ait son derece farklı varlıklar” olması ve ikisi arasında “daha büyük farklılıkların” gelişmemiş olması şaşırtıcıdır.  Doğal ve cinsel seleksiyon Darwinizmin temelini oluşturur ve kadınların daha aşağı nitelikte olması bu teorinin en önemli delilidir”.

   Darwin, erkeklerin cinsel beğenisine göre kadın evriminin şekillendiğini iddia eder. “Tıpkı hayvan yetiştiricilerinin insanların ihtiyaçlarına göre hayvanları şekillendirmesi gibi”. Diğer taraftan; savaşlar vesilesiyle zayıf erkekler elenmiş, daha güçlü olanlar savaş sonunda evlerine dönüp üremişlerdir. Erkekler aynı zamanda avcıdır. Bu eylem de zayıf erkeklerin elenmesine vesile olmuştur.  Kadınlar ise tam aksine bu tarz bir seleksiyona maruz kalmamıştır. Kadınlar güç ve dayanıklılık gerektiren savaş ya da avlanma eylemleri yerine ilkel ekonominin ‘toplanma’ kısmında özellik kazanmışlardır”[16].

     Paris’te Tıp Fakültesi’nden evrimci fizikçi Paul Broca ise özellikle erkekler ve kadınlar arasındaki akıl ve beyin hacimleri ölçümleriyle ilgilenmişti.

     Kadın beyninin yapısal olarak daha küçük olan hacmini, kendince kadınların “akıl olarak aşağı olmasına” bağlamıştı. Kafatası ölçümleri üzerine adeta bir ekol olarak kabul edilen Paul Broca da kuramsal bir şekilde ırkçılık yapıyordu. Yaşlıların gençlere göre, kadınlarınsa erkeklere göre daha küçük beyin yapıları olduğunun altını çizen Broca, bir dönem insanların üst kol - alt kol oranını dahi ölçmeye kalkmış, oranlamalar sonucunda beyazlar “alt ırk” sınıflandırmasına uyunca bu görüşü terk etmişti. Bu konudan sonra kafa yapısı, özellikle de beyin üzerine giden Broca, görüşlerini kabul ettirebilmek adına kendisiyle birçok kez çelişecek ama bu çelişkileri usta bir siyasetçi gibi kendi görüşünü savunur hale getirebilecekti.

     Broca, “daha düşük bir ırkın daha büyük beyni olabilir” gibi bir söylemde bulunabilecekken, aynı zamanda da “beynin küçük olmasının aşağı olmanın bir işareti olarak değerini ortadan kaldırmaz” diyebilecekti. İşin garip kısmı, Broca, bir brakisefal olarak dolikosefalliğin üstün ırk olarak kabul edilmesine içerlemiş olacak ki bu görüşü çürütebilmek adına çalışmalar yapmıştı. Eski toplumların kafataslarını inceleyen Broca, dolikosefal olmanın herhangi bir üst-alt ilişkisi olmadığını ispatlayarak kendisi gibi kuramsal ırkçı bilim insanlarının yanlışlığını ortaya koyuyordu. Bir diğer yandan Broca, büyük bir beynin ırkların sınıflandırılmasında önemli bir etken olduğunun altını çiziyor, bu konudaki istisnalarıysa “çok yaşlıyken ölmüşler”, “kısa boylular”, “bünyeleri kötü” diyerek geçiştirme yoluna gidiyordu[17].

     Kafatası ölçülerini kullanarak kadınları kendince aşağı gören evrimciler arasında sosyal psikolojinin kurucularından Gustave Le Bon da vardı. Le Bon şöyle diyordu:

     “En zeki ırklarda... çok sayıda kadının beyninin büyüklüğü, en gelişmiş erkek beyninden çok gorillerinkine daha yakındır. Bu aşağılık o kadar belirgindir ki, hiç kimse bir an için bile buna karşı çıkmaz; tartışmaya değecek olan sadece bu durumun derecesidir... Kadınlar... insan evriminin en aşağı formlarını temsil ederler ve... yetişkin, medeni bir erkekten çok, çocuklara ve vahşilere daha yakındırlar. Kararsızlık, tutarsızlık, düşüncesizlik, mantıksızlık ve muhakeme yetersizliği gibi konularda üstünlük sergilerler. Şüphesiz ki, seçkin kadınlar da vardır... ancak onlara, çift başlı bir goril gibi ucubelerin doğumu kadar ender rastlanır; sonuç olarak, onları tamamen göz ardı edebiliriz[18].

    İnsanların kafataslarını ölçmek ve onları ırk ve cinsiyete göre sınıflandırmak kafatası ve beyin boyutunun zekâ veya zihinsel kapasite ile ilgisi olmadığından tamamen bilim tarafından geçersiz kılınmıştır. 

   Aslında tabiatta, beyin boyutu ve zeka arasında açıkça doğrudan bir ilişki yoktur. Meselâ, filler ve balinalar insanlardan daha büyük beyinlere sahiptir. Buna ek olarak, günümüz insanının kafatası kapasitesi 700 cc ila 2,200 cc arasında değişmektedir[19]. Ancak bu farklılıklar, insanlar arasında farklı zeka seviyeleri meydana getirmez. 

   Kafatası ölçümleri dışında, genetik bilim de Darwin'in kadın-erkekler arasındaki farklılık iddialarının yanlış olduğunu ortaya koydu. Miras kanunlarına göre, bir erkek genleri üzerinde hem erkek hem de dişi yavrularına geçer. Adam, Darwin'in söylediği gibi, biyolojik olarak "üstün" özelliklere sahipse, kızının aynı üstün özelliklere sahip olması gerekir. Ancak Darwin ve onun çağdaşları, genetiği hakkında çok az şey biliyorlardı. Darwin, "Cinsel seçilim yoluyla edinilen bir tür özelliklerinin genellikle bir seksle sınırlı olduğu"nu söylüyordu[20].

     Kutsal Kitaplar ve Dinlere Göre Kadın

         İncil’de Kadın

     İncil’de kadınların toplantılarda konuşmamaları öğütlenmektedir.

     Kadın toplantılarda öğrenmek istediklerini, ancak eve geldiklerinde kocalarına sormalıdırlar. Bu konuyu şöyle dile getirilir:

     “Öğrenmek istedikleri bir şey varsa, evde kocalarına sorsunlar. Çünkü kadının toplantı sırasında konuşması ayıptır[21].

     İncil’e göre kadın erkeğe egemen olmamalıdır. Kadın sükûnet ve tam bir uysallık içinde bulunmalıdır[22]

     İncil’e göre kadın erkeğin altında ikinci derecededir. Bunula ilgili olarak şöyle denir:

     “Çünkü önce Âdem, sonra Havva yaratıldı. Aldatılan da Âdem değildi, kadın aldatılıp suç işledi. Bu bakımdan yöneten, kadın değil erkek olmalıdır[23].

     İncil’e göre kadın erkek için yaratılmıştır.

      “Erkek kadın için değil, kadın erkek için yaratıldı[24].

     Yaratıcıya bağımlı olarak yasalarını, emirlerini nasıl yerine getiriyorsak, kadın da kocasına bağımlı olarak isteklerini öyle yerine getirmelidir[25].

     Bir başka emirde de şöyle buyrulur:

     “Çünkü Mesih bedenin kurtarıcısı olarak kilisenin başı olduğu gibi, erkek de kadının başıdır[26].

       Tevrat’ta Kadın

     Tevrat’ta kocanın karısında yakışıksız bir şey bulursa ona tek taraflı boşama yetkisi vermektedir. Bu konu şöyle beyan edilir:

     “Boşanma belgesi yazıp ona verir ve onu evinden kovar...[27].

     Kadının acı çekerek doğum yapacağı ve kocası tarafından yönetileceği hususu şöyle beyan edilir:

     “Ağrı çekerek doğum yapacaksın. Kocana istek duyacaksın, seni o 

yönetecek[28].

     Kadının yaptığı bir takım sözleşmeleri kocasının onaylamayacabileceği şöyle ifade edilir:

      “Kocası, kadının kendi isteklerini denetlemesi için adadığı adağı, ya da ant içerek kendini altına soktuğu yükümlülüğü onaylayabilir, ya da geçersiz kılabilir[29].

     Yahudilikte Kadın
     Devamlı günah işleme eğilimi olan bir yaratık olarak görülür, kadın aldatıcı              

bir put olarak adlandırılır. Yahudiler Hz. Âdem ve Hz. Havva'nın hikâyesini  

anlatırlar. Onlara göre Hz. Âdem Allah'a itaat ettiği için cennette mesut bir

şekilde yaşıyordu. Fakat karısı Havva yasak meyveye yemesi için Onu

tahrik etti, onu kandırdı ve cennetten çıkardı. Sonra Allah Havva'ya şöyle

dedi:

     "Sana hamilelik acısı vereceğim. Sancılanarak bebek doğuracaksın.

Sen daima kocana karşı eğilimli olacaksın. O sana hükmedecek.”

     Yahudiler, bu efsaneden dolayı kadını lanetlemiş bir yaratık olarak kabul ediyorlardı. Yunan ve Hristiyan mitolojisinde de böyle bir olay geçer. Eski Yahudi toplumları kızı hizmetçi sayarlardı. Babasının onun utancından dolayı satma hakkına sahip olduğunu kabul ederlerdi. Kız miras alamazdı. Ancak babasının hiçbir erkek çocuğu yoksa o zaman alırdı. Her yahudi sabah duasında şöyle der:

     "Ezeli ilahımız kâinatın kralı beni kadın yaratmadığın için sana hamdolsun

       Hıristiyanlıkta Kadın
      Hıristiyanlığın kadınlara karşı davranışı Yahudulikten daha kötü olmuştur. Hıristiyanlığa göre kadın şeytanca kötülüklere kapı açar, erkeği yasak ağaca götürür, Allah'ın emirlerini çiğner ve erkeğin ahlakını bozar. Kadın günahın anası; fesat ve fitnenin kaynağıdır. Onun mevcut olması utanılacak bir durumdur. Kadın, günahın, ahlaksızlığın, ruhî ve manevî alçaklığın canlı bir heykeli olarak görülür.
     Hıristiyan aziz Tertolyan diyor ki:

     “Kadın, şeytanın insan nefsine giriş kapısıdır. Allahıın yasalarını iptal eden Allah'ın çehresini bozan iğrenç bir mahlûktur”.

     Diğer bir Hristiyan azizi Saint Paul'da şöyle der:

     “Her erkeğin başı İsa idi, her kadının başı da erkekti. İsa'nın başı ise Tanrıydı.  Erkek Tanrının şânı ve çehresidir. Fakat kadın erkeğin şanıdır. Çünkü erkek kadına bağlı değildir. Kadın ise erkeğe bağlıdır. Erkek kadın için doğmadı, fakat kadın erkek için doğdu. Mesih adına kadın kendini köleliğin sembolü saymalıdır”.
     Hıristiyan azizler "Hz.İsa'nın annesi dışında kalan tüm kadınların cehennem azabından kurtulamıyacağını" söylerler[30].

     Kur'an-ı Kerim ve İslamda Kadın

     Kur’an’da bununla ilgili ayetlerden bazıları şöyledir:

     “Erkek olsun, kadın olsun inanmış olarak kim salih bir amelde bulunursa, onlar cennete girecek ve onlar, bir ‘çekirdeğin sırtındaki tomurcuk kadar’ bile haksızlığa uğramayacaklardır[31], [32].

     “Allah, mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere,               altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vadetmiştir. Allah'tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur[33].

     “Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler ve Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir[34].

     “Kadınlarınız sizin tarlanızdır; tarlanıza dilediğiniz gibi varın. Kendiniz için    

(geleceğe hazırlık olarak güzel davranışlar) takdim edin. Allah'tan korkup-

sakının ve bilin ki elbette O'na kavuşucusunuz. İman edenlere müjde ver”[35], [36].

     "Birisine bir kız çocuğu müjdelenirse, üzüntüsünden yüzü simsiyah kesilir..."[37]

     Bu âyette Allah (c.c.) cahiliyyet insanının kadına bakışını anlatır ve takbih eder ve şöyle buyurur:

     "Allah diledigine kız, dilediğine erkek, dilediğine ikisini birden verir, dilediğini de kısır yapar"[38].

     Kadın da tıpkı erkek gibi doğar, erkek gibi insan yavrusudur. Şefkatte ve hediyede aralarını ayırırlarsa, anne baba sorumlu olurlar. Peygamberimizin (asm) vasiyyetini gözetmemiş olarak şefaatten mahrumiyeti hak ederler. Cahiliyyet duygularının insanlarda zaman zaman depreşeceğini bildiği için, Efendimiz (asm) kız çocuklarının, eğitimini özellikle vurgular ve "Üç, iki, hattâ bir kız çocuğunu, haklarını koruyarak yetiştiren babanın, Cennette kendisiyle beraber olacağını" duyurur[39]. Çocuğun kız doğmasında da erkekte olduğu gibi, "Şükür" olarak "akîka" kurbanı kesilir. İsmi güzel verilir, zorunlu eğitimi yaptırılır. Gerekli cinsel bilgileri anneden alır. Kur'ân'da ve Sünnette ilme teşvik eden hiç bir nas, kadınları bundan ayırmaz. Tersine, ihmale uğrayacaklarını bildiği için, Peygamberimiz (asm) özellikle kadın eğitimini tavsiye etmiş, haklarının korunmasını emretmiştir.

     Bir ayette de şöyle buyrulur:

     "Ey insanlar; doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık..."[40].

     Yine İslâm dini kadın ve erkek arasında bir ayrımın söz konusu olmadığını, doğum, ölüm ve daha sonraki hayatlarında bu iki cinsin birbirinden üstün bir tarafı olmadığını beyan eder. Çünkü insan Allah huzuruna yardımcısız, tek başına çıkarak, hesabını kendisi verecektir[41].

     Cinsiyetin Teşekkülünde Etkin Olan Ebeveyn

     Bu, son yıllarda açığa çıkarılmış son derece mühim bir mevzûdur. Çünkü yakın tarihe kadar bebeğin cinsiyetini neyin belirlediği bilinmiyor, bunda bebeği taşıyan annenin rol oynadığı düşünülerek, “kız çocuk doğuran anneler” yaşadıkları çevrede pek çok baskıya mâruz kalıyorlardı. Hattâ bugün bile annelerin bu konuyla ilgili mağduriyetleri devam etmektedir. Hâlbuki annenin eşey hücreleri, cinsiyeti belirleyecek özellikte değildir.

     Cinsiyetin Belirlenmesinde Öncü Rol; Babanın Eşey Hücresidir

     Babadan gelen eşey hücrenin getirdiği kromozom yapısı X şeklindeyse, bebeğin cinsiyeti kız,  gelen kromozom yapısı Y şeklindeyse bebek erkek olacaktır. Yani bebeğin cinsiyeti, dâimâ babadan gelen hücrenin kromozom yapısıyla belirlenmektedir.

Fakat yanlış anlaşılmasın; babanın kromozomlarında cinsiyet programının taşınması, bu hâdiseyi babaların gerçekleştirdiğini göstermez. Ağzına aldığı lokmayı çiğneyip yutmaktan bile âciz olan insanoğluna cinsiyeti tayin etme inisiyatifi verilmiş olsaydı, yeryüzünde büyük bir kargaşa meydana gelir, düzen bozulurdu.

     Doğumla İlgili Mucizevî Ayet

     Her şeyden üstün, her işinde hüküm ve hikmet sahibidir O… Ve cinsiyeti belirleyen programı da babanın kromozomlarına yerleştirmiş; bilim dünyasının yakın tarihlerde keşfettiği bu hadiseyi, 14 asır önce indirmiş olduğu Kur’ân-ı Kerîm’de insanlığa îlan etmiştir:

     “İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder?! O, (döl yatağına) akıtılan meninin içinden bir nutfe (sperm) değil miydi? Sonra bu, aleka (aşılanmış yumurta) olmuş, derken Allah onu (insan biçiminde) yaratıp şekillendirmişti. Ondan da iki eşi, yani erkek ve dişiyi var etmişti. Peki (bunları yapan) Allâh’ın ölüleri tekrar diriltmeye gücü yetmez mi?[42].

     Doğacak Bebeğe Zekâ Geni Kimden Geçer?

    Zekâ bakımından artık “Anasının Oğlu” söylemi geçerli. Bir başka tanımlamayla, erkekler kendi zekâ genlerini asla ve asla oğullarına aktaramıyorlar. Sadece kız evlatlarına en çok % 50 oranla aktarabiliyorlar.

     Erkekler zekâ bakımından "Anasının oğlu"; kızlar zekâ bakımından "Hem anasının hem babasının kızı" olmuş oluyor.

     Böylece bilim erkeklerin “İllaki bir erkek evlat isterim!” dayatmasının bu bakımından da ne kadar boş olduğunu ispatlıyor.

     Genetik Mühendisliği kaynaklı bu araştırma raporları dünya bilim literatürlerine girmiş durumda. Raporlara göre erkek çocuklar zekâ genlerini kuşaktan kuşağa sadece ve sadece annelerinden alabiliyorlar. Zekâ genlerinin şifreleri sadece X kromozonunda bulunurken Y kromozonunda ise zekâ genlerinin izine rastlanmıyor.

     Cinsiyeti belirleyen kromozonlar anneden daima X olarak geliyor, babadan gelen kromozonlar ise X veya Y olarak değişiklik arz ediyor. Babanın X kromozonu ile annenin X kromozonu doğacak olan çocuğun cinsiyetini “Kız” olarak belirlerken babadan gelen Y kromozonu ile anneden gelen X kromozonu doğacak olan çocuğun cinsiyetini “Erkek” olarak belirliyor.

     İşte bu duruma göre bir babanın hiçbir zaman oğluna zekâ genleri aktarılmıyor. Hâlbuki annenin zekâ genleri, hem kızına ve hem oğluna aktarılıyor. Durum böyle olunca annelerin zekâsı kesintisiz olarak evlatlarına aktarılabilirken babaların zekâsı cinsiyet nedeniyle kesintiye uğruyor.

     Bu konudaki araştırmalardan birinin sahibi bilim adamı Horst Hameister’e göre, erkeklerin zekâ seviyesi bir tane X kromozomu taşıdığından ve bu kromozomun kombinasyonu iyi olmadığı takdirde, erkeklerin zeki olma ihtimali düşüyor. Kadınlardaki ikinci X kromozomu ise birinci X kromozomundaki olası eksikliği giderebiliyor[43].

     Sonuç

     Genel olarak bir değerlendirme yaptığımızda; Darwin gibi düşünen bilim adamlarının yaptığı çalışmaların güvenirlilik derecelerini sorgulamak kaçınılmaz bir son olmaktadır. Savundukları veriler için hiçbir bilimsel veri bulunmamakta ve varsayımlara bile umarsamaz bir şekilde dayandırılmaktadır.

     Darwin, bayanların aşağı sınıf olduklarını söylerken kendi okul hayatını ve ne kadar başarısız bir öğrenci olduğunu, babasının bunu farkedip onu ruhban okula verdiğini unutmuş olduğu çok açıktır. Darwin ve Darwin’i benimseyen bilim adamları kadın düşmanlığının yanı sıra ırkçılıkta yapmışlardır. Son dönemlerde yapılan çalışmalar, zeka geninin anneden geldiğini ve cinsiyet belirlenmesinin de erkek tarafından olduğunu açıkca göstermektedir. Darwin bununla ilgili tek bir deney ve araştırma yapmadan kendi bastırılmış düşünceleri ve egosunun kurbanı olarak bu varsayımı ortaya atmıştır.  Ruhban okulunda din eğitimi almış olmasına dikkat edince, yaratılış ile ilgili olarak nasıl bu kadar kayıtsız kalabildiği düşünülmektedir. Ancak İncil ve Hıristiyanlık’ta  da kadının yeri olmadığı ve kadının ikinci sınıf olarak değerlendirildiği gerçeği ile karşılaşınca, Darwin ve onun gibi düşünen bilim adamlarının  o dönemde bu düşünceleri yüzünden neden suçlanmadıklarını anlayabiliyoruz. İnsanlar özellikle erkekler bu durumu dinlerini ve kutsal kitaplarını da referans olarak gösterip rahatlıkla savunmuş ve benimsemişlerdir.

     İslam ve Kuran’da ise bunlar tam askine kadın ve erkeğin eşit yaratıldığı gerçeği vurgulanmaktadır. Allah kullarını eşit şartlarda ve aynı şekilde yaratmıştır. Allah-u Teala insanı Secde suresinde de belirtildiği gibi, ‘’...Sonra da düzeltip kılığına soktu ve kendi ruhundan ona üfledi de (böylece) size işiten kulaklar, gören gözler, anlayan kalbler var kıldı. ‘’ kendi ruhundan üfleyerek yarattı hem erkeği hem dişiyi. Allah’ın kendi ruhunu üfleyerek yarattığı bir canlıya böyle hoyrat ve adaletsiz bakılacağını  savunan kişiye nasıl güvenilir? Kadın ve erkek arasında ki hak ve adalet konusunda okuduğumuz ayetler bu durumu bize açıkca göstermektedir. Aslında herşeyden öte düşünülmesi gereken nokta; Allah’ın yarattığı bir canlıya bir kula eziyet etmek, onu hor görmek, onu küçümsemek bizim dinimizin, bizim inancımızın hiçbir noktasında yer almamaktadır. Aksine bizim dinimiz bize, hoşgörüyü, tevazuyu, vicdan ve merhamet duygusunu aşılamaktadır.

          Sonuç olarak önemli olan; hayatı, Kuran-ı Kerim rehberliğinde yaşamaktır. Çünkü Allah katında, cinsiyet, ırk veya mevki ayrımı yoktur. Önemli olan Allah’a yakınlık ve iman gücüdür. Herkes kendinden sorumludur ve yaptıklarının karşılığını alacaktır. Nitekim Rableri onlara, dualarını kabul ederek cevap verdi:  

     "Şüphesiz Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden bir işte bulunanın işini boşa çıkarmam..."[44].


[1] https://tr.linkedin.com/pulse/evrim-teorisi-darwin-yaratili%C5%9F-ve-kut...
[2] Charles Darwin, The Descent of Man and Selection in RelationtoSex, New York: D. Appleton and Company, 1896, s.563-564.
[3] Jerry Bergman, The Dark Side of Charles Darwin, Master Books, 2011, s. 249.
[4] Carl Vogt, Lectures on Man: His Place in Creation, and the History of Earth, edited by James Hunt, London: Paternoster Row, Longman, Green, Longman, and Roberts, 1864, xv, 192.
[5] Stephanie A. Shields, “Functionalism, Darwinism, and the Psychology of Women; A Study in Social Myth,” American Psychologist, no. 1 (1975): 749.
[6] Evelleen Richards, “Darwin and the Descent of Women,” in David Oldroyd and Ian Langham (Eds.), The Wider Domain of Evolutionary Thought (Holland: D. Reidel, 1983), 75.
[7] Evelleen Richards, a.g.e. 74 49.
[8] Stephen JayGould, TheMismeasure of Man, New York: W. W. Norton &Company, 1981,s.104,105.
9] EIaine Morgan, TheDescent of Woman, New York: SteinandDay, 1972, s.1.
[10] RosaleenLove, “Darwinism and Feminism: The ‘Women Quesfion’ in the  Life andWork of OliveSchreinrandCharlottePerkins Gilman” in David Oldroyd and Ian Langham (Eds.),   Domain of Evolutionary Thought(Holland: D. Reidel, 1983), 113-131.
[11] John R. Durant, “The Ascent of Nature in Darwin’s Descent of Man” in  The Darwinian Heritage, Ed. by David Kohn, (Princeton, NJ: Princeton UniversityPress,1985),s.295.
[12] Charles Darwin, The Descent of Man and Selection in Relation to Sex,  New York: D. Appleton and Company, 1871 (1896 baskısı), s.326.
[13] Charies Darwin,The Autobiography of Charles Darwin 1809-1882(Ed. by Nora Barlow) New York: W. W. Norton&Company,Inc.1958,232-233.
[14] Charies Darwin,The Autobiography of Charles Darwin. s. 232-233.
[15] Charles Darwin, The Descent of Man and Selection in Relation to Sex,  New York: D. Appleton and Company, 1871 (1896 baskısı), s.564
[16] Jerry Bergman, The Dark Side of Charles Darwin, Master Books, 2011,s.246.
[17] Stephen Jay Gould - İnsanın Yanlış Ölçümü.
[18] Stephen Jay Gould, The Mismeasure of Man, s.104-105.
[19] Stephen Jay Gould. a.g.e,s.104-105.
[20] Wayne Jackson, Daha Fazla Skull-Duggery, 7 Ekim 2002, http://www.christiancourier.com/penpoints/skullDuggery.htm
[21] 1.Korintliler 14 / 35
[22] 1.Timoteos 2/11
[23] 1.Timoteos 2 / 13, 14
[24] 1.Korintliler 11 / 9
[25] Efesliler 5 / 22
[26] Efesliler 5 / 23,24.
[27] Yasa. 24 / 1.
[28] Yaratılış, 3/16.
[29] http://www.kurandasevgi.gen.tr/kkitaplar/bolum14/baslik2.htm
[30] https://www.mumsema.org/tarihte-kadin/263991-yahudilik-ve-hristiyanlikta-kadinin-konumu.html
[31] Nisa Suresi, 124.ayet.
[32] https://books.google.com.tr/books?id=0qXqAwAAQBAJ&pg=PA123&lpg=PA123&dq=
[33] Tevbe Suresi, 72. ayet.
[34] Tevbe Suresi, 71. Ayet.
[35] Bakara Suresi, 223. Ayet.
[36] http://www.kuranfihristi.net/ayetleri/kad%C4%B1nlar
[37] Nahl Suresi, 58.ayet.
[38] Şûrâ Suresi, 49.ayet.
[39] Ibn Mâce, edep 3
[40] Hucurat Suresi, 13.ayet.
[41] Meryem Suresi, 93; https://sorularlaislamiyet.com/kadinin-haklari-nelerdir-islamin-kadinlar...
[42] el-Kıyâme, 36-40: http://www.islamveihsan.com/bebegin-cinsiyetini-kim-belirliyor.html
[43] www.atasen.org.tr ATASEN Ata Eğitim ve Bilim Çalışanları Sendikası.
[44] Al-i İmran Suresi, 195.ayet.

Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun