BİTKİLER ÂLEMİNE YARATILIŞ PENCERESİNDEN BAKIŞ

Prof.Dr. Hasan AKAN
Harran Üniversitesi, Fen- Edebiyat Fakültesi, Biyoloji Bölümü Başkanı, Şanlıurfa.
hasanakan1972@gmail.com

         İnsan ile tabiat arasında ahenkli bir uyum vardır. Bütün canlılar bir uyum içinde birbirlerini tamamlayarak, tam bir çevre dengesi teşkil ederler. Bitkiler, bu ekolojik dengenin içinde adeta hayatın anahtarıdır ve birer ilham kaynağıdır.

     Tasavvufî ve manevî anlamdaki bakışlarla her bir bitkinin bir anlam değeri vardır. İnsanın ruhuna güzellikler ve estetikler katan bu anlam değerleri ilahî aşkı arayanlar için de muhteşem güzellikleri ihtiva etmektedir.

     Gönül dünyamız yeşilliklerle güzelleşmekte bazen gördüğümüz bir güzel manzara,  bir hafta boyunca gönül dünyamızı etkileyebilmektedir. Çiçeklerin renkleri, kokuları ve süsleri insanın fıtratına uygunluğu ile dikkat çekmektedir. Adeta insanlarla-çiçekler arasında bir kodlama vardır. İnsan ile bitkiler arasında karşılıklı bir etkileşim hissedilmektedir. Çiçeklerin göze dokunan, buruna dokunan, kulağa dokunan birer manevî manaları vardır.

     Derûnî araştırmalarla varlıkların dilini çözmeye çalışmak, hikmetlerini ve gayelerini anlamak inancımızda çok paha biçilmez sevaplarla değerlendirilmektedir. Hatta “Bir saat tefekkür bir sene nafile ibadetten hayırlıdır” denilmektedir.

     Bitkiler, ilk insandan bu yana insan hayatının ayrılmaz bir parçası olmuştur. Bitkiler denilince akla en önce oksijen gelmektedir. Hayat için gerekli oksijenin tamamı bitkiler vasıtasıyla sağlanmaktadır. Bitkilere oksijen yaptırılması kimya ve biyoloji’yi de aşan dev bir mûcizedir.

     Bitkiler, bazen bir besin kaynağı olarak, bazen barınma ve güvenlik amaçlı değerlendirilmiş, bazen savaşlarda silah malzemesi olarak ve bazen de parfümeri, ıtriyat ve kozmetikte kullanılmıştır. 

     Bitkilerin varlığı; yeryüzündeki canlılığın devamı için vazgeçilmezdir. Hayatın her alanında bitkilere muhtacız. Doğduğumuzda konulduğumuz beşik ağaçtan, son yolculuğumuzda götürüldüğümüz tabut da yine ağaçtandır. 

     Bitkiler gerek görünümleri, gerekse ekosistemdeki rolleri ile birer sanat harikasıdır. Çiçeklerin renkleri, kokuları, süsleri ihsan-ı ilâhî, hediye-i Rahmanidir.

     Bitki deyip geçmemeliyiz. Bitkiye yaptırılan hadiseleri hiçbir insan yapamaz. Yaptığı işe göre isimlendirme yapmak gerekirse, her bir yeşil yaprağa “oksijen ve yemek fabrikası” demek daha uygun düşer. Dr. Calvin, bir yaprağın birçok marifetinden birini açıkladığı için Nobel ödülü almıştır. En zeki insanlar bile yeşil otların yaratılış gayeleri ile ilgili çok az şey anlayabilmişlerdir. Buna rağmen hiçbir bilim adamı bir otun yaptığını yapamamıştır. İlahi sanat karşısında beşere düşen aciz olduğunu anlamasıdır. Bu sebeple, ruh gözüyle bitkilerdeki gizli sırları ve manevî mesajları okumaya ihtiyaç vardır.

     İşte tefekkür, insanın ruh gözünün görmesi, yaratılanların yaratılış hikmetini anlamasıdır. Nitekim kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim bizi tefekküre davet ediyor. Tefekkür, bir anlamda var oluşu anlama ve anlamlandırma zeminidir. Kur'an'da Cenâb-ı Allah insana mükerreren; "Bakmazlar mı, görmezler mi, hiç ibret almazlar mı?"[1]diye sorar. Değişik misallerle insanları düşünmeye/tefekküre çağırır. Bu sebeple delilleri araştırmak ve imanı kuvvetlendirmeye çalışmak “Hz. İbrahim (as)’in mesleği”dir. O, aya, güneşe bakıp, batanların İlah olamayacağını söylüyordu.

     Botanikçiler bitkilerin sırlarını henüz tam çözememişlerdir. Botanik biliminin onlarca alt bilim dalları vardır. Mesela Bitki Morfolojisi, Bitki Fizyolojisi, Bitki Sistematiği, Eczacılık Botaniği, Paleobotanik, Etnobotanik, Geobotanik, Bitki Sosyolojisi, Bitki Ekolojisi ve Bitki Genetiği. Tüm bu alt bilim dallarında pozitivist bakış kuru bir botanik bilgisini sunmaktadır. Halbuki dünyamıza güzellik katan çiçekler, hayata huzur katan ormanlar, soframızı süsleyen meyve ve sebzeler düşünce dünyamızda da anlamlandırılmalıdır. Her şeyin fizikî kıymetinin ötesinde manevî bir değeri de göz önünde bulundurulmalıdır.

      Kur’an’ı Kerim’de Ağaç ve Yeşilin Önemi 

     Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim insan ve kâinat arasındaki ekolojik dengeye dikkat çekmekte ve insanın kâinatla alakadar olduğundan söz etmektedir. Kur'an-ı Kerim’de; “Bitkilerin her birinde düşünen bir insan ve toplum için ibretler vardır” denilmektedir (Şuara / 7-9). İncir ve zeytine and olsun” (Tin 95/1) diye üzerlerine yemin edilerek ağaçlara yüce bir makam bahşedilmiştir. Ağaçla ilgili âyetler, ilk sûrelerden son sûrelere kadar Kur'ân’ın birçok yerinde bulunmaktadır[2]. Kur’an-ı Kerim’de bu hatırlatmalar sıkça yapılır ve insanların zihninde “ağaç” imajı hep canlı tutulur.

     Hadislerde Ağaç ve Yeşilin Önemi

     Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hadis-i şerifleriyle ağaç dikenler için güzel müjdeler vermiştir:

     Kıyâmet kopuyor olsa ve birinizin elinde bir fide bulunsa, kıyâmet kopmadan onu dikebilirse bunu hemen yapsın!”[3].

     Ağaç dikmek, aynı zamanda sadaka-i cariye’dir yani “Hayrı devam eden iyilik” olarak ifade edilmiştir.

     Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hadîs-i şerîfleri ile ağaç dikenler için güzel müjdeler vermiştir:

     “Bir Müslüman herhangi bir ağaç veya bitki dikerse, ondan yenilen şey kendisi için sadakadır, ondan çalınan şey kendisi için sadakadır, yabânî hayvanların yediği şeyler sadakadır, kuşların yedikleri sadakadır, bir kişinin ondan alıp eksilttiği şey de kendisi için sadakadır”[4].    

     Yeşil Giyinmiş Tabiatı Seyrediniz (Mevlana)

     Mevlana’ya göre “Bitkilerdeki sese ve musikiye kulak vermeliyiz”. Mevlana “Bin bahar görse, taş yeşermez” demektedir. Eğer duygular donmamışsa, taş kesilmemişse duymalıyız bu sesi. Bu seyrin adabını ise, Mevlânâ bir rubaisinde şöyle açıklıyor:

      “Kırlara çıkınız, bağa gelmiş ve yeşil giyinmiş tabiatı seyrediniz. Her köşede bir çiçekçi dükkân açmış gibi, Allah’ın san'atını seyrediniz. Güller, gülerek bülbüllere diyorlar ki: “Susunuz ve susarak seyrediniz.

     Bitkilerin zikirleri kâinat musikisiyle tefekkürden zevke davet ediliyor. Kâinattaki varlıkların Allah’ı tesbih ve zikir sesine kulak vermek en büyük manevi zenginliktir.  Bitki ve ağaçların zikirlerinden oluşan nağmeleri “musikinin tellerine” benzetiliyor. “Hatta kulaktaki zar, nur-u iman ile ışıklandığı zaman, kâinattan gelen manevi nidaları işitir[5] denilmekte ve sanki kâinat, İlahi bir musiki dairesine benzetilmektedir.

     Risale-i Nur’da Bitkilerin Önemi

     Kur’an Tefsiri Risale-i Nur’ûn müellifi Bedîüzzaman Said Nursi, ağaç ve yeşile büyük önem vermiştir. O’nun dilinde bitkiler âlemi “Nebatat” olarak tanımlanmıştır. O, bitkileri zemin yüzünde yazılan, bahar sayfasında teşhir edilen rahmet ve hikmetin mu’cizeli eserleri olarak takdim etmektedir.

     Bedîüzzaman’a göre bitkiler kendilerine has dilleriyle Allah’ı tesbih eder ve zikrederler, bitkiler ve ağaçlar güzel meyvelerini süsleyip insanlara takdim ederler. O bunu şöyle dile getirir:

     “Şu mevcudatın muntazam suretleri, her biri birer dildir ve mevzun heyetleri, her biri birer lisan-ı şehadettir ve mükemmel hayatları, her biri birer lisan-ı tesbihtir[6].

     Demek ki, varlıkların suretleri bir bakıma onların dilleridir ve bitkiler âlemi süslü ve gönüllere ferahlık verici şekilleriyle bizlere Yaratıcısı’nın eserleri olduğunu söylemektedirler.

     Ölçülü, maslahata ve hikmete uygun yapılarıyla Yaratıcısı’na şahitlik etmektedirler.

     Hayatlarının mükemmel şekilde devam etmesiyle de Yaratıcısı’nı tesbih ve zikretmektedirler.

     Bediüzzaman, varlıklardaki hareketi, bir bakıma onların sessizce konuşması olarak nazara verir ve şöyle der:

     “Kâinattaki kudretin faaliyeti ve seyir ve seyelân-ı eşya o kadar mânidardır ki, o faaliyetle Sâni-i Hakîm envâ-ı kâinatı konuşturuyor. Güya göklerin ve zeminin müteharrik (hareketli) mevcutları ve hareketleri, onların o konuşmalarındaki kelimelerdir; ve taharrük (hareket) ise, bir tekellümdür (konuşmadır). Demek, faaliyetten gelen harekât ve zeval, bir tekellümât-ı tesbihiyedir. Ve kâinattaki faaliyet dahi, kâinatın ve envâının sessizce bir konuşması ve konuşturmasıdır[7].

     Katı maddelerdeki atomların hareketi, azdır. Sıvılarda fazla, havadaki atomların hareketi daha fazladır. Yani, maddeleri teşkil eden atomlar hareketlidir. Atomun etrafındaki elektronlar hem kendi etrafında döndürülmekte ve hem de olara atomun çevresinde belirli yörüngede saniyede 50 bin devir yaptırılmaktadır.

    Atomun çekirdeğindeki nötronlar da belirli bir yörüngede döndürülmektedirler. Ayrıca, atom altı parçacıklardan; kuarklar, miyonlar, piyonlar, nötrinolar da hareketlidirler.

     Diğer taraftan, bir bitkinin yaprağını ve çiçeğini teşkil eden atomlar ve atom altı parçacıklar her an hareketlidir. Onların hareketi bir nevi konuşmaları olduğuna göre, rüzgârla dalların, yaprak ve çiçeklerin hareketi de dikkate alındığında ağaç sanki bir zikir halkasına dönmektedir.

     Hareketleriyle bitkilerin ne söylemek istediklerini Bediüzzaman şöyle dile getirir: 

     “Eğer o yüksek hakikatleri yakından temâşâ etmek istersen, git bahardan sor. Bak, nasıl "Yâ Hannân, yâ Rahmân, yâ Rahîm, yâ Kerîm, yâ Lâtif, yâ Atûf, ya Musavvir, yâ Münevvir, yâ Muhsin, yâ Müzeyyin" gibi çok esmâyı işiteceksin[8].

     Bitkiler Rızıktır ve Rezzak’tan Gelir

     İnsanoğlu, kırk binin üzerinde bitki ve hayvanı besin olarak kullanıyor. Besinler sayesinde hücrelerimizin yenilenmesi ve dokularımızın onarımı sağlanır.

     Bediüzzaman ağaçların, hayvanların yiyeceklerini başlarında taşıdığına dikkati çeker: 

     “İşte, bak: Gaipten acip bir kafileHaşiye[9] çıkıp geliyor. Merkepleri ağaçlara, nebatlara, dağlara benzerler. Başlarında birer tabla-i erzak taşıyorlar. İşte, bak, bu tarafta bekleyen muhtelif hayvanatın erzaklarını getiriyorlar[10].   

     Bitkiler İnsanlar İçin Şifa Kaynağıdır

     Kâinat bir eczahanedir. Dünya eczacılık otoriteleri, artık tablet ve şerbetten vazgeçip, hangi hastalığa karşı hangi bitki türünün şifa olacağını araştırmaya yönelmiştir. Her bitki mutlaka bir derde devadır. Önemli olan bunu hekimlerin piri Lokman Hekim gibi keşfedebilmektir. Kâinat, bir eczahane-i kübradır. Yani en büyük bir eczahanedir. Tıbbi Nebevi’de geçen çok bitkiler vardır. Sentetik ilaçların tamamı kimyasal maddedir. Bu sebeple hepsinin yan etkisi vardır. En büyük yan etki, böbrek ve karaciğerde görülür. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) 14 asır önce şöyle buyurmuştu:

      “Şu kara tanede (çörek otu) ölümden başka her derde deva vardır.”

     Bitki Tohumlarından Genetik Şifrelere

     Bir çekirdek önce parçalanır, sonra izni İlahi ile neşv-ü nemaya başlar, toprak altından çıkar, büyür; fidan olur, ağaç olur, dal budak salar, çiçek açar ve en nihayet bu çiçekler insanların ve hayvanların rızkını teşkil eden meyveye dönüştürülür.

     Meyvelerin içerisinde onlardan daha lezzetli ve şekerlerden daha tatlı olan çekirdeklere şifrelenmiş olan bir genetik yapı vardır. Cenab-ı Hak, ağacın bütün özelliklerini başından geçen bütün olayları o genetik yapısında şifreler halinde muhafaza etmiştir. İkinci baharda bu şifreler açılır ve o ağacın bütün yaşadıkları Esma-yı Hüsna’nın tecellileri olarak gösterilir.

     İşte bir ağacın başından geçen bütün hadiseleri Hafîz ismiyle kaydeden Cenab-ı Hak, insanın da başından geçen bütün olayları kaydettiğini Bediüzzaman şöyle ifade eder:

     “Bir incir tohumunu tavırdan tavıra hıfzeden, devirden devire himaye eden, inhilalden vikaye eden, elbette ve elbette, halife-i arz ünvanını alan nev'-i beşerin a'malini ihmal etmez, hıfzeder[11].    

      Bitkilerdeki Harika Tasarımlar ve Mükemmel Zamanlamalar

     Bahar mevsiminde ağaçların yapraklarla süslenmesi ve çiçeklerle bezetilmesi yaprakların ağzı ve çiçeklerin kendine mahsus dilleriyle insana bir şeyler anlatmaktadır.

     Bediüzzaman bunu şöyle dile getirir:

     “Şimdi bir ağaca dikkatle bak. İşte, bahar mevsiminde yaprakların muntazaman çıkması, çiçeklerin mevzunen açılması, meyvelerin hikmetle, rahmetle büyümesi ve dalların ellerinde, masum çocuklar gibi, nesîmin (rüzgârın) esmesiyle oynaması içindeki lâtif ağzını gör. Nasıl bir dest-i keremle yeşillenen yaprakların diliyle ve bir neş'e-i lütufla tebessüm eden çiçeklerin lisanıyla ve bir cilve-i rahmetle gülen meyvelerin kelimâtıyla ifade edilen hikmetli nizam içindeki adilli mizan; ve adli gösteren mizan içinde bulunan dikkatli san'atlar, nakışlar; ve maharetli nakışlar ve ziynetler içinde rahmet ve ihsanı gösteren ayrı ayrı tatmaklar; ve ayrı ayrı güzel kokular ve hoş tatmaklar içinde birer mucize-i kudret olan tohumlar ve çekirdekler, gayet zâhir bir surette bir Sâni-i Hakîm, Kerîm, Rahîm, Muhsin, Mün'im, Mücemmil, Mufaddılın vücub-u vücudunu ve vahdetini ve cemâl-i rahmetini ve kemâl-i rububiyetini gösterir”[12].

     Çekirdeklerin açılmasıyla Çuha çiçeğinden daha güzel yaprakların ve patiskadan daha beyaz çiçeklerin bahar tezgahında dokunduğu şöyle dile getirilir:

     “...Meselâ, zerre gibi bir afyon tohumu, bir dirhem gibi bir zerdali çekirdeği, bir kavun çekirdeği, nasıl çuhadan daha güzel dokunmuş yapraklar, patiskadan daha beyaz ve sarı çiçekler, şekerlemeden daha tatlı ve köftelerden ve konserve kutularından daha lâtif, daha leziz, daha şirin meyveleri hazine-i rahmetten getiriyorlar, bize takdim ediyorlar[13].

     Demek bir Rezzak tarafından nebâtat ve ağaçların güzel meyveleri süslenip insanlara takdîm ediliyor.

     Biraz dikkatle bakılırsa herkesin de anlayacağı şekilde bütün meyveleri ve nimetleri kasti ve ihtiyari olarak münasip vakitte, mevsiminde, ihtiyaç zamanlarında gönderen Allah’tır. Kâinattaki tüm güzellikler Allah’tan geliyor. Tüm varlıklar birer ayine-i ilâhîdir. Kâinat daima değişiyor ve yenileniyor! Bu Kâinattaki görünen bütün güzellikler öyle bir güzelden geliyor ki, bu mütemadiyen değişen ve tazelenen kâinat, bütün mevcudatıyla ayinedarlık dilleriyle o güzelin cemalini tasvir ve tarif ediyor.

     Ağaçların ve Hayvanların İnsana Göre Tasarlanması

     Ağaçların insanların ihtiyaçlarına göre hazırlanıp giydirilip süslendirildiği şöyle dile getirilmektedir:

     “Bahar mevsiminde cennet hûrileri tarzında bütün ağaçları sündüs-misâl libaslar ile giydirip, çiçek ve meyvelerin murassaatıyla süslendirip hizmetkâr ederek onların lâtif elleri olan dallarıyla, çeşit çeşit en tatlı, en Mûsannâ meyveleri bize takdim etmek, hem zehirli bir sineğin eliyle şifalı, en tatlı balı bize yedirmek; hem en güzel ve yumuşak bir libası elsiz bir böceğin eliyle bize giydirmek; hem rahmetin büyük bir hazinesini küçük bir çekirdek içinde bizim için saklamak ne kadar cemil bir kerem, ne kadar lâtif bir rahmet eseri olduğu bedaheten anlaşılır[14].

     İnsanların süslenmek için elbisenin üstüne takılar taktıkları gibi, ağacın elbisesi üzerine de çiçek ve meyveleri takılıyor. Demek ağaçlar bize hizmetkâr olarak düşünülmüş, ama öyle eski püskü elbiseli bir hizmetkâr değil. Sündüs denen melek gibi bitkilere de güzel elbiseler giydiriliyor, ağacın elbisesi üzerine de çiçek ve meyveleri takılıyor.

      Demek ki, bitkiler ve hayvanlar insanların ihtiyacına göre tasarlanarak yaratılmaktadır. 

     Bitkiler Aynı Zamanda Tevhidin Delilleridir

     Bediüzzaman kâinattaki varlıklara bakışa dikkati çeker. Bakmak ile görmek arasındaki farkı nazara verir. Mahlûkata ve bütün kâinata mana-i harfi ile, yani Allah hesabına ve Allah’ın sanatı ve eseri nazarı ile bakılması gerektiğini belirtir:

     “Cenab-ı Hakkın mâsivâsına, yani kâinata mânâ-yı harfiyle ve O’nun hesabına bakmak lâzımdır. Mânâ-yı ismiyle ve esbab (sebepler)  hesabına bakmak hatâdır.

     Evet, her şeyin iki ciheti vardır. Bir ciheti Hakka bakar, diğer ciheti de halka bakar. Halka bakan cihet, Hakka bakan cihete tenteneli bir perde veya şeffaf bir cam parçası gibi, altında Hakka bakan cihet-i isnadı gösterecek bir perde gibi olmalıdır. Binaenaleyh, nimete bakıldığı zaman Mün'im, san'ata bakıldığı zaman Sâni, esbaba nazar edildiği vakit Müessir-i Hakikî zihne ve fikre gelmelidir[15].

     Dağ ve tepelerin çiçeklerle süslenmelerinin, Allah’ın varlığına ve birliğine delil olduğu şöyle nazara verilir:

     “Hem nasıl sahrâlarda ve dağlardaki küçük küçük tepelerin türlü türlü muntazam çiçeklerle süslenmeleri, herbiri bir Sâni-i Hakîmin vücubuna şehadet ve vahdetine işaret etmekle beraber, heyet-i mecmuasıyla haşmet-i saltanatını ve kemâl-i rububiyetini gösterir. Öyle de, bütün otlarda ve ağaçlardaki bütün yaprakların türlü türlü eşkâl-i muntazamaları ve ayrı ayrı vaziyetleri ve cezbekârâne mevzun hareketleri, yapraklar adedince, yine o Sâni-i Hakîmin vücub-u vücudunu ve vahdetini ve kemâl-i rububiyetini gösterir.

     Hem nasıl bütün ecsâm-ı nâmiyede, büyümek zamanında muntazaman hareketleri ve türlü türlü âlâtla teçhizleri ve çeşit çeşit meyvelere şuurkârâne teveccühleri, herbiri ferden ferdâ yine o Sâni-i Hakîmin vücub-u vücuduna şehadet ve vahdetine işaret eder; ve heyet-i mecmuasıyla, gayet büyük bir mikyasta, ihata-i kudretini ve şümul-ü hikmetini ve cemâl-i san'atını ve kemâl-i rububiyetini gösterir[16].

     Demek ki, mana-yı harfiyle bitkilere bakınca bütün yaprakların, çiçeklerin ve meyvelerin şekilleri, yapıları ve gördükleri vazifeleriyle Allah’ın varlığına ve birliğine şahadet ettikleri anlaşılmaktadır.

     Ağaçlarda Haşre de Deliller Vardır

     Bediüzzaman, çekirdeğin ölümünün yeni bir hayatın başlangıcı olduğuna dikkati çeker:

     “Çekirdeğin mevti (ölümü), sümbülün mebde-i hayatıdır (hayatının başlangıcıdır); belki ayn-ı hayatı hükmünde olduğu için, şu ölüm dahi hayat kadar mahlûk ve muntazamdır.

     Hem zîhayat (canlı) meyvelerin yahut hayvanların mide-i insaniyede ölümleri, hayat-ı insaniyeye çıkmalarına menşe olduğundan, o mevt onların hayatından daha muntazam ve mahlûk denilir.

     İşte, en ednâ tabaka-i hayat (en aşağı hayat tabakası) olan hayat-ı nebâtiyenin (bitki hayatının) mevti böyle mahlûk, hikmetli ve intizamlı olsa, tabaka-i hayatın en ulvîsi olan hayat-ı insaniyenin başına gelen mevt, elbette, yeraltına girmiş bir çekirdeğin hava âleminde bir ağaç olması gibi, yeraltına giren bir insan da âlem-i berzahta elbette bir hayat-ı bâkiye sünbülü verecektir”[17].

     Bir Mutasarrıf, gayet intizamla koca küre-i arzı bir bahçe, belki bir ağaç kolaylığında ve intizamında ve azametli baharı bir çiçek suhuletinde ve mîzanlı ziynetinde ve zemin sayfasında üçyüz bin haşir ve neşrin nümune ve misallerini gösteren üç yüz bin kitap hükmündeki nebatat ve hayvanat taifelerini onda yazar, beraber ve birbiri içinde şaşırmayarak, karışık iken karıştırmayarak, birbirine benzemekle beraber iltibassız, sehivsiz, hatasız, mükemmel, muntazam, mânidar yazan bir kalem-i kudret, bu azameti içinde hadsiz bir rahmet, nihayetsiz bir hikmetle işlediği gibi…”

     Sonbaharda ölmüş bütün otları, ilkbaharda yeniden hayatlandıran bir kudretten insan haşrinin uzak görülmemesi gerektiğine şöyle dikkat çekilir:

     “Evet, her baharda bütün ağaçları ve otların köklerini aynen ihya ve nebatî ve hayvanî üç yüz bin nevi haşrin ve neşrin nümunelerini icad eden bir kudret, Muhammed ve Mûsa Aleyhimesselâtü Vesselâmların her birinin ümmetinin geçirdiği bin senelik zaman, karşı karşıya hayalen getirilip bakılsa, haşrin ve neşrin bin misalini ve bin delilini iki bin bahardahaşiye[18] gösterdiği görülecek. Ve, böyle bir kudretten haşr-i cismânîyi uzak görmek, bin derece körlük ve akılsızlıktır[19].   

     Cennet, Bahçe Olarak Tarif Edilir

     Allah, Kur’an’ı Kerim’de cenneti, içinden ırmaklar akan ağaçlıklar olarak vasıflandırmaktadır.

     İbranice: Eden sözcüğünden alır. Eden: "Meyve ülkesinde bahçe " demektir.

    Arapça: el Cennet: Bahçe, gölgelik ve bağlık yerleri ifade eder,

     Cenette ebedî ve Cennet'e lâyık bir surette meyvedar ağaçlar ve çiçekli bitkilerin hazırlandığı şöyle dile getirilir:

     “Hem bu muvakkat (geçici) handa ve fâni misafirhanede ve kısa bir zamanda ve az bir ömürde, eşcar (ağaç) ve nebatatın elleriyle, bu kadar kıymettar ihsanlar ve nimetler ve bu kadar fevkalâde masraflar ve ikramlar, işaret belki şehadet eder ki, misafirlerine burada böyle merhametler yapan kudretli, keremkâr Zât-ı Rahîm, bütün ettiği masrafı ve ihsanı, kendini sevdirmek ve tanıttırmak neticesinin aksiyle, yani bütün mahlûkat tarafından "Bize tattırdı, fakat yedirmeden bizi idam etti" dememek ve dedirmemek ve saltanat-ı ulûhiyetini iskat etmemek ve nihayetsiz rahmetini inkâr etmemek ve ettirmemek ve bütün müştak dostlarını mahrumiyet cihetinde düşmanlara çevirmemek noktalarından, elbette ve herhalde, ebedî bir âlemde, ebedî bir memlekette, ebedi bırakacağı abdlerine, ebedî rahmet hazinelerinden, ebedî cennetlerinde, ebedî ve cennete lâyık bir surette meyvedar eşcar ve çiçekli nebatlar ihzar etmiştir. Buradakiler ise, müşterilere göstermek için nümunelerdir”[20].

     Cennet, Görülmedik Bir Çiçektir

     Bediüzzaman Cenneti görülmedik bir çiçek olarak vasıflandırır:

     “Bir tek çiçekte bir ismin cilve-i cemâlini gördüğün gibi, bahar dahi bir çiçektir. Ve Cennet dahi görülmedik bir çiçektir. Baharın tamamına bakabilirsen ve Cenneti iman gözüyle görebilirsen bak, gör, cemâl-i sermedînin derece-i haşmetini anla. O güzelliğe karşı iman güzelliğiyle ve ubudiyet cemâliyle mukabele etsen çok güzel bir mahlûk olursun. Eğer dalâletin hadsiz çirkinliğiyle ve isyanın menfur kubhuyla (kötü günahlarla) mukabele edip karşılasan, en çirkin bir mahlûk olmakla beraber, bütün güzel mevcudatın mânen menfurları (nefret edileni) olursun[21].   

     Huri Taifesi Dahi Bir Çiçektir

     Huriler de bir çiçek olarak ifade edilir:

     “İşte, Cennet bir çiçektir. Huri taifesi dahi bir çiçektir. Rû-yi zemin dahi bir çiçektir. Bahar da bir çiçektir. Semâ da bir çiçektir; yıldızlar o çiçeğin yaldızlı nakışlarıdır. Güneş de bir çiçektir; ziyasındaki yedi rengi o çiçeğin nakışlı boyalarıdır. Âlem güzel ve büyük bir insandır; nasıl ki insan küçük bir âlemdir[22].

      Cennetin Ağacı: Şecere-i Tûbâ

     Bu ağacın kökü yukarıda, dallarının aşağıda olduğu bildirilir. Cennette koparılan meyvelerin yerine hemen yenileri yaratılacağı için bu ağaçların meyveleri tükenmez.

     Bu dünyada bitkiler yarı canlı, taşlar cansız oldukları halde, ahirette bunlar emir dinleyecek kadar ileri seviyede bir hayata kavuşacaklardır. Oradaki ağaçlar ve taşlar buradaki hayvanlardan daha ileri seviyede hayat sahibi olacakları şöyle bildirilmektedir:

     “Şu dâr-ı dünyada câmid (cansız) ve şuursuz ve hayatsız maddeler, orada şuurlu, hayattardırlar. Buradaki insanlar gibi orada da ağaçlar, buradaki hayvanlar gibi oradaki taşlar, emri anlar ve yapar. Sen bir ağaca desen, "Filân meyveyi bana getir"; getirir. Filân taşa desen, "Gel"; gelir. Madem taş, ağaç bu derece ulvî bir suret alırlar. Elbette, ekl ve şürb (yeme ve içme)  ve nikâh dahi, hakikat-i cismaniyelerini muhafaza etmekle beraber, Cennetin dünya fevkindeki derecesi nisbetinde, dünyevî derecelerinden o derece yüksek bir suret almaları iktiza eder[23].

      Netice

     Ağaçların insanlara sükûnet bahş eden, ince fikirli kılan, kalplere sürur ve itminan veren bir etkisi vardır. İnsanın fıtratında çiçekleri sevmek vardır. Bitkiler adeta “seyreden gözler için bir ziyafettir”.

     Güzelliklerin arkasındaki sırrı yakalamalıyız. Çiçeğin maddî varlığının ötesinde, taşıdığı anlamı sezmeliyiz. Bitkilerin sadece maddî yönleriyle ilgilendiğimiz zaman, anlamsızlığa mahkûm etmiş oluruz.

     Nature dergisinin  "Bitkilerdeki Bilinç: Akıldan Yoksun Beceriler" başlıklı makalesinde "Bitki hücreleri birbiriyle kimi zaman proteinleri ve hormonları; kimi zaman nükleik asit, karbonhidrat ve şekerleri; kimi zaman da kimyasal ve elektriksel sinyalleri kullanarak haberleşirler” denilmektedir. Pozitivist bakış, işi tamamen tabiata ve tesadüflere vermektedir.

     İnsan ile bitkiler arasında adeta bir uyum ve karşılıklı etkileşim vardır. Çiçeklerin göze, buruna, kalbe ve gönül dünyamıza dokunan taraflarını unutmamalıyız. Tasavvufî ve manevî anlamda çiçeklerin yansıttığı manaları da okumalıyız. Hatta, tasavvufta, “Gül Hz. Muhammed' i temsil eder. Peygamber'in terinin gül gibi koktuğu rivayet edilir. Gül, Peygambere (s.a.v.), Lale ise Allah’a açılır”.

     Bitkiler: Lütfü ilâhînin birer müjdecisi… Buradakiler, müşterilere göstermek için numunelerdir. Ebedî rahmet hazinelerinden, ebedî cennetlerinde, ebedî ve Cennet'e lâyık bir surette meyvedar eşcar ve çiçekli nebatlar ihzar etmiştir, hazırlamıştır. Buradakiler ise, müşterilere göstermek için numunelerdir.

     Bediüzzaman Hazretlerinin bitkilerle ilgili benzetmeleri şöyle özetlenebilir:

  • Ağaçlar gaipten gelen rahmetin vagonlarına benzetilir.
  • Ağaçlar kuşların minberidir, oradan insanlara hutbelerini irad ederler.
  • Ağaçlar, Allah’ın huzurunda huzur halindeki dervişlere benzetilirler.
  • Ağaçlar, Allah’ın sanat eserleridir.
  • Kâinat da bir ağaçtır, meyvesi ve çekirdeği insandır.
  • İslam dini de bir ağaçtır.  Çekirdeği ve meyvesi Hz. Muhammed’dir.
  • Çiçek açmış her bir ağaç, güzel yazılmış bir şiirdir, Allah’ı öven bir kasidedir
  • Ağaç, İlahi bir vitrindir.
  • Ağaç tablacıdır, ilâhî nimetleri tablaları ile insanlara sunar
  • Meyveli ağaçlar birer kaptır, o kab ile insanlara ihsanlar sunulur.
  • Nebatat; kafile kafile gelir ve resmî bir geçit gibi Sultan-ı Ezeliye arz edilir.
  • Her bir ağaç Bismillah der ve rahmet meyvelerini getirir.

     Sonuç olarak; çiçeklerin renkleri, kokuları ve süsleri insanın fıtratına uygunluğu ile dikkat çekiyor. İnsanla çiçekler arasında bir uyum ve programlama var âdeta. Çiçeğin maddî varlığı ötesinde “taşıdığı anlamı da sevmek”  ve “bilmek” lazımdır.

     İşte bitkilerle beraber bütün kâinatı emrimize verip bizi onlara kumandan tayin eden Allah’a kullukla şükrümüzü yerine getirerek, her an Allah’ı yüzbinlerce dille tesbih ve zikreden ağaç, çiçek ve otlardan geri kalmamalıyız.


[1] Yusuf Suresi, 105.ayet.
[2]Kur’an-ı Kerim’de ağaç ve yeşillikle ilgili ayetler için bkz: Bakara Suresi, 35; En’âm Suresi, 141; A’râf Suresi, 19-20, 22; R’ad Suresi, 4; İbrahim Suresi, 26; Nahl Suresi, 10-11, 13, 67-68; İsrâ Suresi, 60; Tâhâ Suresi, 120; Hac Suresi, 5, 18; Mü’minûn Suresi, 19-20; Nur Suresi, 35; Neml Suresi, 60; Kasas Suresi, 30; Lokman Suresi, 27; Secde Suresi, 27; Sebe Suresi, 16;  Yâsîn Suresi, 80; Sâffât Suresi, 146; Duhân Suresi, 43; Fetih Suresi, 18; Kaf Suresi, 10; Rahmân Suresi, 6; Vâkıa Suresi, 28-29, 52, 72; Haşr Suresi, 5; Abese Suresi, 27-32.
[3]Ahmed, III, 191, 183.
[4]Müslim, Müsâkât, 7.
[5] Nursi, Bediüzzaman, S. İşârât’ül İ’câz. Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları-983. İkinci baskı, Ankara, 2014, s. 214.
[6]Nursi, Bediüzzaman, S. Sözler.Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları-600, İstanbul, 2.baskı, 2016, s. 824.
[7]Nursi, Bediüzzaman, S. Mektubat. Türkiye Diyanet Vakfı Yıyınları-605, Ankara, 2.baskı, 2016, s. 365.
[8]Nursi, Bediüzzaman, S. Sözler. a. g. e. s. 400-401
[9]Haşiye Umum hayvanatın erzakını taşıyan, nebatat ve eşcar kafileleridir.
[10] Nursi, Bediüzzaman, S. Sözler. a. g. e. s. 338.
[11] Nursi, Bediüzzaman, S. Mesneviî Nuriye. Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları-1182, İstanbul. 2.baskı,2015, s. 272.
[12] Nursi, Bediüzzaman, S. Sözler. a.g. s. 831.
[13]Nursi, Bediüzzaman, S. Sözler. a.g.e. s. 334.
[14]Nursi, Bediüzzaman, S. Sözler. a.g.e. s. 79.
[15]Nursi, Bediüzzaman, S. Mesneviî Nuriye. A.g.e. s. 91.
[16]  Nursi, Bediüzzaman, S. Sözler. a.g.e.s. 818.
[17] Nursi, Bediüzzaman, S. Mektubat. a.g.e. s. 12.
[18]haşiyeSâbık(geçen) her bir bahar; kıyameti kopmuş, ölmüş ve karşısındaki bahar, onun haşri hükmündedir.
[19] Nursi, Bediüzzaman, S. Şuâlar. Envar Neşriyat, İstanbul, 1995, s. 212.
[20]Nursi, Bediüzzaman, S. Şuâlar. a. g. e. s. 52.
[21]Nursi, Bediüzzaman, S. Şuâlar. a. g. e. s. 78.
[22]Nursi, Bediüzzaman, S. Sözler. a. g. e. s. 785.
[23]Nursi, Bediüzzaman, S. Sözler. a. g. e. s. 618.

Okunma sayısı : 500+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun