İslam medeniyet eğitiminin esasları nelerdir?

Tarih: 15.04.2020 - 11:36 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İslâmiyet insana eşref-i mahlûkat, yani yaratıkların en şereflisi ve halife-i zemin, yani yeryüzünün halifesi gibi en yüksek bir makamı vermiştir.

Bu insan tarifine dayalı olarak verdiği eğitim sisteminin esasları da şöyledir:

1. İnsanlık için dayanak noktası olarak kuvvet yerine hakkı kabul eder. Yani “Kuvvetli olan haklı değil, haklı olan kuvvetlidir.” prensibini esas alır. Bu da insanlar arasında adaletin ve hukukun yerleşmesine sebep olur. O da huzur ve barışı netice verir.

2. Gayede şahsî menfaat yerine fazileti ve Allah rızasını esas alır. Bu da insanlar arasında tesanüt ve dayanışmayı sağlar.

3. Hayatta mücadele yerine yardımlaşmayı kabul eder. Bu da insanları birbirinin yardımına koşturur.

4. Cemaatlerin rabıtalarında; yani birbirlerine bağlanmalarında ırkçılık ve menfî milliyet yerine, din birliğini, vatan ve sınıf birliğini kabul eder. Bu da cemiyet arasında uhuvvete, kardeşliğe, incizaba, yakınlaşmaya vesile olur.

5. Hayatın hedefini yalnız nefsanî isteklerini yerine getirmeye bedel, ruhunu yükseltmeye, ulvî hislerini tatmin etmeye, insanı hakiki insanlığa çıkaran yüksek ahlak sahibi mükemmel insan olmaya sevk eder. Bu da nefsin kötü isteklerinin bağlanmasına, ruhun yükseltilmesine ve dünyada da ahirette de huzurlu, mesut bir insan olmasına yol açar.

Bugün bu esaslar doğrultusunda kendi Millî eğitimimizin yeniden inşasına şiddetle ihtiyaç vardır. Bütün ilimlerin gençliğe takdiminde bu esaslar göz önünde bulundurulmalıdır.

Öyle ise, insana verilecek eğitimin de onlara bu şuuru kazandıracak tarzda ve kendilerine yüklenen ulvî görevleri yerine getirecek şekilde olması gerekir.

Demek ki, bu Anadolu insanının hayatiyetini devam ettirebilmesi için; hak, fazilet, Allah rızası, yardımlaşma, din birliği, vatan birliği, ulvi hisleri yücelterek yüksek ahlak sahibi mükemmel insan olma gibi vasıfları ile birlik ve beraberliği her şeyin başında gelmektedir. Bu da aklın nuru olan fen eğitimi ile vicdanın ziyası olan din eğitiminin mecz edilerek verilmesiyle mümkün olacaktır. Bu mesele Münazarat’ta şu şekilde ifade edilmektedir:

"Vicdanın ziyası ulûm-u diniyyedir (dinî ilimlerdir). Aklın nuru fünûn-u medeniyyedir (modern fenlerdir). İkisinin imtizacı ile hakikat tecelli eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervâz eder (uçar). İftirak ettikleri (ayrıldıkları) vakit, birincisinde taassub; ikincisinde hîle, şübhe tevellüd eder." (bk. Nursi, B.S., Münazaraat).

Toplumda birlik ve beraberliğin sağlanmasında manevî bataryası hükmünde olan bizdeki dinin sosyal hayattaki önemini Meşrutiyet döneminde anlayamayan Jön Türkler, hayatla dini birbirinden ayrı düşündüler. Terakki ve ilerlemeyi, Batı'nın medeniyetinde zannettiler. Batı’da olduğu gibi dini terk etmekle bunun gerçekleşeceğini düşündüler. Hâlbuki İslâmiyet ile Batı’nın tahrif edilmiş Hristiyanlık dininin tamamen farklı olduğunu nazara alamadılar.

O zaman bu gelişmeleri yakından takip eden Bediüzzaman, yapılan bu yanlışlığa dikkat çekerek, doğru hareket tarzının ne olması gerektiğini şu şekilde dile getirmiştir:

“Din ile hayat kabil-i tefrik olduğunu zannedenler felâkete sebeptirler"

"Şu Jön Türkün hatası: Bilmedi o bizdeki din hayatın esası. Millet ve İslâmiyet ayrı ayrı zannetti.

Medeniyet müstemir, müstevlî vehmeyledi. Saadet-i hayatı içinde görüyordu. Şimdi zaman gösterdi,

Medeniyet sistemi bozuktu, hem muzırdı. Tecrübe-i kat'iye bize bunu gösterdi.

Din hayatın hayatı, hem nuru, hem esası. İhyâ-yı dinle olur şu milletin ihyâsı. İslâm bunu anladı.

Başka dinin aksine, dinimize temessük derecesi nisbeten milletin terakkisi. İhmali nisbetinde idi milletin tedennîsi. Tarihî bir hakikat; ondan olmuş tenâs." (bk. Nursi, Sözler, Lemeât.)

Demek ki, Jön Türklerin hatasının kaynağı; Batı medeniyetinin her türlü meseleyi halledeceği ve toplumun saadetini temin edeceği ve dinin de yerine geçeceği düşüncesiydi. Geçen bir asırlık zaman, o medeniyet sisteminin bozuk ve zararlı yönlerini ve eksikliklerini gösterdi.

Bu milletin hayatlanmasının ve yeniden ayağa kalkmasının, dinin doğru anlaşılıp, ihya edilmesiyle mümkün olacağı gerçeğini şimdiki hamiyet-i milliye sahipleri anladı. Yani, başka dinin aksine, İslâm dinine sıkıca sarılma ve tutunma nisbetinde milletin terakki edeceğini, bu ihmal edildiği nisbette de gerileyeceğini gördü. Gözden kaçırılan bu tarihi hakikatın farkına varan ehl-i hamiyet, bu çıkmazdan kurtulmanın da insana verilecek eğitimde sadece onun maddî hayatının değil, manevî yapısının da nazara alınmasıyla mümkün olacağını anladı.

İslam dini ile Hristiyanlığın farkını anlayamayan Jön Türklerin o zaman eğitimde yaptıkları hatayı gören ve eğitim çıkmazının farkına varan ve eğitimin yeniden inşa ve ihya ihtiyacını hisseden idareciler, sivil toplum kuruluşları ve aydınlarımız son çeyrek asırda, çeşitli çare arayışı içerisine girmişlerdir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Okunma sayısı : 44
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun